← Listeye Dön

Zümer Suresi

2025-04-20

kuranquranfurkan

Zümer Suresi 39-59

Zümer Suresi 39-59 (Kalabalıklar, Topluluklar, Gruplar, Zümreler Halinde)

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

  1. Bu Kitabın indirilmesi, Aziz ve Hikmet dolu Allah tarafındandır.

    Allah’ın iki büyük niteliği var ki, biri kudretidir. Her şeye gücü yeter O’nun, önünde hiçbir engel duramaz, ne kadar güçlü olursa olsun, hiçbir muhalefet gölge düşüremez iradesine. Diğeri ise bilgeliği ve erdemidir. Her şeyi bilir, doğru yolu gösterir. Vahiy meselesinde işte bu iki nitelik öne çıkar. İlk nitelik, O’nun insana nasıl vahiy gönderebileceğini anlamayanlara cevap niteliğindedir; kimse Allah’ın kudretine ket vuramaz. İkinci nitelik ise şunu anlatır: Hakiki bilgelik, O’nun gösterdiği yoldan gitmekle, iradesini yerine getirmekle olur. Gerçek yol, Allah’ın iradesine teslim olmaktır.

  2. Biz sana Kitabı hak olarak indirdik: O halde Allah’a ihlâsla kulluk et / samimi bağlılık/düşkünlük/sadakat/fedakarlık sunarak hizmet et.

  3. Samimi bir bağlılık Allah’a değil midir?/ Samimi bir adanmışlığın gereği Allah’a değil midir? Fakat Allah’tan başka veliler/koruyucular edinenler: “Biz onlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz” derler. Muhakkak ki Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Ancak Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.

    Aşağıda açıklandığı gibi Yaratılıştaki birçok İşarette, Planın birliğinin açık bir göstergesi vardır ve bu da Yaratıcının Birliğine işaret eder. Hizmet ibadeti yalnızca O’na aittir. Ve O, ayrıcalıklı ve samimi bir bağlılık ister.

    Putlara, Totemlere veya Allah dışındaki tanrılara, örneğin evliyalara veya belki de Zenginlik ve Güç’e, Bilime veya Bencil Arzulara tapanlar, bunların kendilerini kişisel gelişimlerine, hayatlarının amacına ve Allah’a yaklaştıracak semboller olduğunu iddia edebilirler; ama onlar tamamen yanlış yoldadırlar.

    Gerçek ibadetten, doğru yoldan sapmaları, bitmek bilmeyen tartışmalara ve mezheplere, fırkalara (tarikatlara) yol açar. Allah aralarında hüküm verecektir. Fakat eğer batılların peşinden gitmeye ve Allah’a ve sadece Allah’a borçlu oldukları şükran ve hizmeti unutmaya kararlılarsa, kendilerini hiçbir hidayet/kılavuzluk bulamayacakları bir yola sokmuş olurlar. Kendilerini vahyedilmiş Hakikat’ten koparırlar.

    Yaratılışın en ince ayrıntısına kadar işlenmiş, bin bir türlü düzen içinde akıp giden işaretler var; her biri tek bir şey söylüyor: “Bir’dir, yalnız O’dur!” O’na bağlılık, yalnızca O’na adanmakla olur. Ama ne yapıyorlar? Allah’tan başkasına, sahte velilere, koruyuculara tapıyorlar. “Biz onlara Allah’a yaklaşalım diye tapıyoruz” diyorlar. Halbuki yanılıyorlar, hem de fena yanılıyorlar. Allah, aralarında hükmünü verecek elbet, çünkü bu dünyada çok bölündüler, yolları şaşırdılar. Ama Allah, yalanla ve nankörlükle iş tutanları asla doğru yola iletmez. Bu dünya, putlara, totemlere tapınanların dünyası olmuş.

    Kimisi paraya, kimisi güce, kimisi de kendi bencil arzularına kulluk ediyor. Zenginliği, bilimi ya da nefsini bir put gibi baş tacı yapmış. Bize diyorlar ki, “Bunlar bizi Allah’a götürecek yollar.” Ama ne mümkün! Yolları uçurum, yürekleri taş olmuş. Gerçek ibadetten uzaklaştıkça, kendi içlerinde boğulup duruyorlar. Bir oraya bir buraya savruluyorlar, mezhepler, tarikatlar, kavgalar birbirini izliyor.

    Allah, elbet bir gün hükmünü verecek; ama hakikatten kopup kendi bildiğini okuyanlar, asla bir rehber bulamayacak. Hidayet onların kapısına hiç uğramayacak. Kendi karanlıklarına mahkûm kalacaklar.

  4. Eğer Allah, kendisine bir oğul edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi: fakat O, ne yücedir! O, böyle şeylerden münezzehtir. O, bir olan, karşı konulmaz olan Allah’tır.

    “Allah bir oğul edindi/oğul doğurdu” derler: O’nun şanı yücedir. Hayır, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur; her şey O’na ibadet eder.”: Bakara 116

    “Göklerin ve yerin ilk varlığı O’nundur: Eşi yokken nasıl çocuğu olur? Her şeyi O yaratmıştır ve O, her şeyi hakkıyla bilendir.” : Enam 101

    “Ve O’nun dengi ve benzeri yoktur.” : İhlas 4

    Allah’ın bir oğlu olduğunu söylemek, insanın aklını ziyan etmesidir, küfürdür! Eğer böyle bir şey doğru olsaydı, bir eşi olurdu, oğlu da tıpkı onun gibi bir varlık olurdu. Ama Allah bir tanedir, eşi benzeri yoktur! Doğurma dediğin, canlıların, hayvanların işidir. Allah ki, yaratılmışların üstünde, yücelerde durur. Böyle bir şeyi Ona yakıştırmak, akıl alır mı? Hayır, almaz. Allah’ın bir yardıma ihtiyacı olduğunu söylemek, O’na yapılacak en büyük hakaret olur. Eğer yardıma muhtaç olsaydı, kendini hayvani bir eyleme düşürecek yerde, yaratıklarının en iyisini seçerdi. Ama hamd olsun, Allah bu tür zayıflıkların çok ötesindedir!

    Allah’ın birliği, tevhid dediğimiz o yüce hakikat, işte bunu anlamalıyız. Her şeye kadir olan O’dur, kimseden yardım dilemez, yaratılmışlardan hiçbiri O’nu tamamlamaz. O, gücün de merhametin de zirvesidir, her şeyin üzerinde olan kudret O’ndadır. Ne bir oğula, ne bir yardımcıya ihtiyacı var!

  5. O, gökleri ve yeri gerçek ölçülerde yarattı: Geceyi Gündüze, Gündüzü de Geceye bindiriyor: Güneşi ve ayı kendi kanununa tabi kılmıştır: Her biri belirlenmiş bir süreye kadar bir yol izler. O, Kadir-i Mutlak’tır, defalarca affeden değil midir?

    “Gökleri ve yeri hak ile yaratan O’dur: “Ol” dediği gün, işte bu!,o olur. Onun sözü gerçektir. Sûr’a üfleneceği gün mülk O’nundur. Görüneni de bilir, açık olanı da. Çünkü O, Hakim’dir, her şeyden haberdardır.” : Enam 73

    Onun kudreti, rahmetiyle eşittir. Ona benzer kim olabilir?

  6. O, hepinizi tek bir nefsten yarattı: sonra aynı tabiattan eşini yarattı; ve sizin için çifter sekiz baş sığır indirdi: O sizi analarınızın karınlarında aşama aşama, birbiri ardına üç karanlık perde içinde yaratıyor. İşte Rabbiniz ve Rahim olan Allah budur. Mülk O’nundur. O’ndan başka ilah yoktur: öyleyse nasıl olur da gerçek Merkezinizden döndürülürsünüz?

    “Ey insanlık! Sizi tek bir nefisten/candan yaratan, eşini aynı özden/benzer nitelikte yaratan ve onlardan tohumlar gibi sayısız erkek ve kadın saçan Rabbinize saygı gösterin/hürmet gösterin; – Aracılığıyla birbirinizin haklarını talep ettiğiniz/karşılıklı haklarınızı talep ettiğiniz Allah’a hürmet gösterin/saygı duyun/Allah’tan korkun ve sizi doğuran rahimlere hürmet gösterin/saygı duyun: çünkü Allah sizi gözetliyor.”: Nisa 1

    “Dört çift halinde sekiz sığır alın: bir çift koyun ve bir çift keçi; Söyleyin, iki erkeği mi, iki dişiyi mi, yahut iki dişinin rahimlerinin kuşattığı yavruları mı haram kıldı? Eğer doğru iseniz, bana bilgi ile söyleyin:Bir çift deveden, bir çift öküzden; İki erkeği mi, iki dişiyi mi, yahut iki dişinin rahimlerinin kuşattığı yavruları mı haram etti? – Allah size böyle bir şeyi emrettiğinde orada mıydınız? İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Çünkü Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” : Enam 143-144

    “Görmüyorlar mı ki, onlar için -elimizin biçimlendirdiği şeylerden- onların egemenliği altında bulunan hayvanları biz yaratmışızdır.
    Ve onları kullanımlarına boyun eğdirdiğimizi mi? bazıları onları taşır ve bazılarını yerler:
    Bundan başka başka yararları da vardır ve süt içirirler. O zaman şükretmeyecekler mi?” : Yasin 71-73

    “Ey insanlık! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra sülük benzeri bir alakadan, sonra da kısmen biçim verilmiş, kısmen şekillenmemiş bir et lokmasından yarattık, gücümüzü size gösterebilmek amacıyla; ve dilediğimizi belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz, sonra sizi bebekler olarak çıkarırız, sonra güçlü bir yaşa erişesiniz diye sizi besleriz; ve bazılarınız ölüme çağrılıyor ve bazılarınız da çok şey öğrendikten sonra hiçbir şey bilmesinler diye en zayıf / kuvvetsiz haline geri gönderiliyor. Ayrıca sen yeryüzünü kupkuru ve cansız görürsün, fakat biz ona yağmur yağdırdığımızda canlanır, kabarır ve çifter çifter her türden güzel bitkiler bitirir.”: Hac 5

    İnsanın anne karnındaki yolculuğu, birkaç aşamada büyümesi, Allah’ın kudretinin ve merhametinin apaçık bir işaretidir. Daha doğmamış bir yavru, üç karanlık örtüyle sarılır: bir zar, annenin rahmi ve rahmi çevreleyen boşluk. Ama bu “üç” rakamdan ziyade bir anlam derinliği taşır. Allah, her anımızı, her nefesimizi, büyüyüp gelişmemizi sarıp sarmalar, korur. Bütün bu korumanın, bu şefkatin kaynağı Allah’tır. Ne var ki, insan bu kadar aşikâr bir hakikatten nasıl uzaklaşır? Tesadüflere, boş şeylere kapılıp kendini Yaradan’dan nasıl koparır?

    Allah’ın kudretini düşün; o karanlıklar içinde bile seni besleyip büyütür. Bir tohumu nasıl toprağın altında yeşertiyorsa, seni de o rahmin derinliklerinde büyütüp hayat verir. Sen de varlığını, bu yolculuğunu O’na borçlusun. Ama dünya, gözünü kamaştıran ne varsa insanı O’ndan uzaklaştırıyor. İnsan, tesadüflerin peşine takılıyor, Allah’tan gelen bu korumayı görmezden geliyor. Oysa her şey apaçık, her şey O’nun eseri…

  7. Eğer Allah’ı inkar ederseniz, bilin ki Allah’ın size ihtiyacı yoktur, fakat kullarının nankörlüğünü sevmez: şükrederseniz, O sizden razıdır. Hiçbir yük taşıyan, bir başkasının yükünü taşıyamaz. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. O, bu hayatta yaptıklarınızın hepsini size haber verecektir. Çünkü O, insanların kalplerinde olanı çok iyi bilir.

    “De ki: “O, her şeyin Rabbi iken, Allah’tan başka Rabb’imi mi arayayım? Her nefs, amellerinin medhunu ancak kendisine çeker: hiçbir yük taşıyan başkasının yükünü taşıyamaz. Sonunda hedefiniz Allah’adır. O, hakkında ihtilafa düştüğünüz şeylerin gerçeklerini size haber verecektir.”” : Enam 164

    Allah, her türlü ihtiyaçtan uzak, eksiksiz ve tamdır. İnsanın nankörlüğü, O’nu ne eksiltir ne de incitir. Ama Allah insanı sever, önemser; insanın minnettarlığı, hizmeti O’nun hoşnutluğunu kazanmasına yol açar. İsyan ve nankörlük ise Allah’ın hoşuna gitmez. Bu dünya bir imtihan yeridir, hesap günü geldiğinde herkes tek başına kalacak. Ne annen, ne baban, ne dostun, ne de düşmanın senin yükünü sırtlanamaz. Günahını başkasına yıkmak yok! Herkes kendi hesabını verecek, çünkü başka birine günahını yüklemek adalet değildir.

    Ahirette Allah’ın huzuruna çıkacaksın. O, bu dünyada yaptığın her şeyi, kalbinin derinliklerinde sakladığın her niyeti, her gizli düşünceyi bilecek. Belki sen bile kendine itiraf edememişsindir bazı şeyleri, ama Allah hepsini görüp sana gösterecek. O, senin ne yaptığını senden daha iyi bilir. Kendinden kaçtığın ne varsa, O’nun önünde apaçık olacak. Allah’a dönmekten başka çare yok, çünkü O’nun adaleti, merhameti her şeyin üstünde.

  8. İnsana bir musibet dokunduğu zaman, Rabbine yalvarır, O’na yönelir; fakat O, kendisine Kendi katından bir nimet verince/bir lütufta bulunduğunda, insan daha önce ağlayıp dua ettiğini / yalvarıp yakardığını unutur ve Allah’a eşler uydurup/eşler koşar, böylece başkalarını Allah’ın yolundan saptırır. De ki: “Küfrünüzün biraz/bir süre daha tadını çıkarın; şüphesiz siz, cehennemliklerdensiniz!/Küfrünle biraz zevklen: şüphesiz sen ateş ehlindensin!”

    “Kişiye bir sıkıntı dokunduğu zaman, yan yatarak, oturarak, ayakta durarak her halükarda Bize dua eder. Ama Biz onun sıkıntısını giderdiğimiz zaman, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için Bize hiç yalvarmamış gibi geçip gider. Haddi aşanların işleri onlara hep böyle güzel görünür!” : Yunus 12

    İnsan sıkıntıya düştü mü, hemen Allah’a dönüp yalvarır, tövbe eder. Ama ne zaman ki Allah ona bir lütufta bulunur, sıkıntısını hafifletir, o insan unutur tüm yakarışlarını. Sanki o lütuf hiç olmamış gibi, kendini yüceltir, başka şeylere tapınmaya başlar. Bu şey, bazen kendi çabasıdır, bazen doğa güçleridir, bazen de kendi uydurup tanrı diye yücelttiği putlar, totemler, hevaları olur. Oysa bilmez ki, her şeyin asıl sahibi Allah’tır, O’dur nihai neden, nedenlerin nedeni. İnsan bu gerçeği görmezden gelip de Allah’a/Allah’ın yanına berisine rakipler çıkarınca, hem kendini küçük düşürür, hem de başkalarını yanlış yollara saptırır. Küfrünle biraz daha yaşa bakalım, ama bil ki, sonunda seni bekleyen ateştir.

    Zorluk, sıkıntı insanı doğruya getirir, ama sebat etmezse o zorluklar boşuna çekilmiş olur. İnsan, hayatın ona verdiği dersi unutmaya meyillidir.

    Biraz rahatlık buldu mu, hemen unutur bu rahmetin Allah’tan geldiğini, kendine pay çıkarır, başka şeylere, örneğin icat edip tanrı haline getirdiği putlara, totemlere, Doğal Güçlere veya kadere bağlar. Bilmez ki, Allah’tan başka hiçbir güç yoktur. Kötülüğü yaymak, küfrü öğretmekle meşgul olanlar bu dünyada başarılıymış gibi görünürler belki, ama o başarı gelip geçicidir. Onlar, bilmeden kendi sonlarına yürümektedirler, ateşin içine doğru…

  9. Gecenin bir saatinde secde ederek veya kıyam ederek ihlâsla ibâdet eden, ahireti düşünen ve Rabbinin rahmetini uman/rahmetine ümit bağlayan, ummayan kimse gibi olur mu? / bunu yapmayan kimse gibi midir? De ki: “Hiç bilenler ve bilmeyenler bir olur mu? / Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Akıl sahipleridir öğüt alanlar.

    “Hepsi aynı değildir: Kitap Ehli’nden bir kısmı hakkı savunurlar: Bütün gece boyunca Allah’ın âyetlerini okurlar ve secdeye kapanırlar.Allah’a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar ve bütün hayır işlerinde yarışarak acele ederler.Yaptıkları hayırlardan hiçbir şey reddedilmez; Allah, iyilik yapanları çok iyi bilir.İnkar edenler, ne malları ne de nesillerinin çokluğu onlara Allah katında hiçbir fayda sağlamaz. Onlar ateşin ehlidirler ve orada sürekli kalıcılardır.Bu maddi dünya hayatında harcadıkları şeyler, dondurucu bir kırağı getiren bir rüzgara benzetilebilir: Kendi nefislerine zulmedenlerin ekinlerini vurur ve mahveder. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.” : Ali Imran 113-117

    “Sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu bilen kimse, kör gibi olur mu? Öğüt alanlar, kendilerine öğüt alan akıl bahşedilenlerdir;-
    Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözden dönmeyenler;Allah’ın birleştirilmesini/ emrettiği şeyleri birleştirenler, Rablerinden ve kötü hesaptan korkarlar.Rablerinin rızasını dileyerek sabırla sebat, düzenli salat ikame ederler; Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve açık olarak harcarlar ve Kötülüğü iyilikle çevirirler: onlar için Ebedi Yuva’nın nihai kazanımı vardır,-Sonsuz mutluluk bahçeleri/ Ebediyen nimetlerle dolu cennetlere: Onlar oraya gireceklerdir, aynı zamanda atalarından, eşlerinden ve nesillerinden salih kimseler de ve melekler her kapıdan onlara selâm vererek katılırlar:“Sabırla sebat ettiğiniz için size selâm olsun! Son yurdunuz ne güzeldir!”” : Rad 19-24

    Gece vakti sessizce secdeye varan, ayakta dikilip ibadet eden, içten içe ahireti düşünen ve Allah’ın rahmetine umut bağlayan bir insan, bunu yapmayan biriyle aynı olur mu hiç? De ki: “Bilenlerle bilmeyen bir tutulur mu? Ancak aklı olanlar, gönlü olanlar anlar, öğüt alır.”

    Bir insan ki Allah’a yönelmiş, boynunu eğmiş, alçakgönüllü bir teslimiyet içinde… Ahiret onun için bir masal değil, gerçek. Öyle boş işlerle vakit öldürmez, buradaki dünyanın oyununa dalmaz, öte dünya için hazırlanır. Umutlarını ne altına, ne paraya, ne de bu dünyanın gelip geçici şeylerine bağlar. Tek umudu Allah’ın lütfu, O’nun sonsuz merhametidir. İşte böyle biri, “gönül gözü açık” bir insandır, Allah’ın mesajını da yüreğiyle kavrar, içindeki ateşle kucaklar. Onunla içi boş, alaycı bir kafiri bir tutmak, ekinle kurumuş toprak arasında fark görmemek gibidir. Gerçek hayatın ne olduğunu bilenle bilmeyen bir olur mu hiç?

  10. De ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkun! Bu dünyada iyilik yapanların ödülleri güzeldir/iyiliktir. Allah’ın arzı/toprağı/yeryüzü geniştir! Sabırla sebat edenler, gerçekten hesapsız bir mükâfat alacaklardır!”

    Ey iman edenler! Rabbinizin kudretini unutmayın, ondan korkun. Bu dünyada iyilik yapanların mükafatı, Allah katında pek güzeldir. Unutmayın, Allah’ın yeryüzü geniştir. Sabredenler, sonunda öyle bir mükafat alacak ki, hesap bile tutulamaz.

    Allah korkusu tıpkı derin bir sevgiye benzer. Çünkü bu korku, O’nu gücendirmekten, O’nun rızasını kaybetmekten korkmaktır. Her daim doğru olanı yapmak zorundayız. Koşullar ne kadar zorlarsa zorlasın, içimizdeki inançla hareket etmekten vazgeçemeyiz. Eğer yaşadığımız yer, bulunduğumuz ortam inancımızı yaşamamıza izin vermiyorsa, dışlanmayı, sürgünü göze alıp yola düşmeliyiz. İnsan ne olursa olsun, hak bildiği yoldan geri dönmemeli. Gerçek mükafat, sabredenlere gelir, öyle hesapsız kitapsız, sonsuz bir mükafat…

    “Muhakkak ki Rablerinden korkup sakınarak huşu içinde yaşayanlar; Rablerinin âyetlerine inananlar; Rablerine ortak koşmayanlar; Rablerine dönecekleri düşüncesiyle yürekleri korkuyla dolu sadaka verenler; İşte onlar, her hayırda acele edenler ve önde gidenlerdir.” : Müminun 57-61

    Ey iman eden kullarım! gerçekten, geniştir Benim dünyam: o halde Bana kulluk edin – ve yalnızca Bana! : Ankebut 56

  11. De ki: “Şüphesiz ben, Allah’a ihlâsla kulluk etmemle emrolundum;

  12. “Ve ben, İslam’da Allah’a teslim olanların ilki olmakla emrolundum.”

    “De ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah’tan başkasını mı dost edineyim? O yedirir ama yedirilmez.” De ki: “Hayır, ben İslam’da Allah’a secde edenlerin ilki olmakla ve sizin gibi Allah’a ortak koşanlarla olmamakla emrolundum.”” : Enam 14

    “İlki” ifadesinin kronolojik olması gerekmez: aynı zamanda şevk ve Dava uğruna fedakarlık yapmaya hazır olma bakımından birinci sırayı da ifade edebilir.

  13. De ki: “Eğer Rabbime isyan edersem, muhakkak büyük bir günün azabından korkardım.”

    De ki: “Eğer Rabbime isyan etmiş olsaydım, muhakkak büyük bir günün azabından korkardım. “O gün azap kimden savılırsa, Allah’ın rahmetindendir ve bu Kurtuluş, her arzunun apaçık gerçekleşmesidir. “Allah size bir musibet dokundurursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. Size bir mutluluk dokundurursa, O her şeye kadirdir. “O, kullarını yukarıdan gözetleyen karşı konulmazdır ve O, Hakim’dir, her şeyden haberdardır.”: Enam 15-18

    Manevi anlamda en kötü ceza Allah’ın gazabıdır, tıpkı en büyük başarının, tüm arzuların yerine getirilmesinin Allah’ın rızasına ulaşmak olması gibi.

  14. De ki: “İçten/Candan/Gerçek/Samimi ve müstesna bir takva ile/özel bir bağlılıkla/hasisliğimle kulluk ettiğim Allah’tır.”:

  15. “O zaman Onun dışında dilediğinize kulluk edin.” De ki: “Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyâmet gününde nefislerini ve kavimlerini hüsrana uğratanlardır: Ah, işte bu, gerçek ve apaçık bir ziyandır!

    “İstiyorsanız, gidin başka şeylere tapın,” de onlara. Ama unutmasınlar ki, asıl hüsrana uğrayanlar, Kıyamet Günü hem kendi canlarını hem de sevdiklerini kaybedenlerdir. İşte gerçek kayıp budur, apaçık felaketin ta kendisi!

    Bu söz bir izin değil, bir kınamadır, bir uyarıdır. Peygamberin sesinden yükselen mesajı şöyle özetleyebiliriz: “Ne olursa olsun, ben Allah’ın yolundan ayrılmam. O, bana vahyetmiş ve göstermiştir ki, bütün yaratılanların üstünde olan tek bir Rab var, O da Allah’tır. Ben yalnızca O’na kulluk ederim. Başka birini arayıp da peşinden giden var mı? Varsa, gitsin, sonucunu görecektir. Zararı kendisine olacaktır. Çünkü o, Rahmetten kopup kötülüğe düşer.”

    Kötülüğün yoluna sapmak, insanın içindeki en güzel şeyleri, en değerli duyguları öldürür. O yol öyle karanlıktır ki, Kıyamet Günü’nde ailelerimizi, sevdiklerimizi birbirine bağlayan her türlü sevgiyi zehirler.

  16. Onların üstlerinde ateşten tabakalar/katmanlar vardır, altlarında da ateşten tabakalar/katmanlar vardır: Allah kullarını bununla uyarır: “Ey kullarım, öyleyse Benden korkun!”

    Üstlerinde Ateşten Katmanlar, altlarında yine Ateşten Katmanlar olacak! Allah kullarını işte böyle uyarıyor: “Ey kullarım, Benden korkun!” diyor.

    Hesap günü geldiğinde, günahkarların hali, onları yukarıdan aşağıya, dört bir yandan kuşatan ateşle tasvir ediliyor. Bu ateş sadece yakmakla kalmıyor, içinde karanlık bir şey de taşıyor. Günahın insanı içten içe kemiren, yakıcı yüzü bu.

    Ama Allah insanı böyle bırakmaz, onu uyarmadan yapmaz. İnsana sınırlı da olsa bir irade vermiştir ve o iradeyi nasıl kullanacağına dair her şeyi açık seçik anlatmıştır. Aklını dinleyene, anlayacağı şekilde deliller sunar; yüreğiyle hareket edenlere, Allah sevgisiyle seslenir; korkudan başka bir şey bilmeyenlere ise, yanlış yola sapmanın korkunç sonuçlarını gösterir. Herkese bir yol açar ki, yanlışta ısrar eden kendi seçimini bilerek yapsın.

  17. Kötülükten/Tağuttan sakınan, ona ibadet etmeyen/tapınmayanlar ve tövbe ederek Allah’a yönelen kimseler, işte onlara bir müjde vardır: öyleyse kullarıma müjdele!-

    Kötülükten uzak duranlar, ona yüz vermeyenler ve Allah’a yönelenler için müjdeler var. O vakit, bu iyi haberi kullarıma duyur!

    Kötülük her zaman peşimizde, bazen sadece merakla yanına yaklaşsak bile bizi içine çekme tehlikesi vardır. Eğer ona kapılırsak, farkında olmadan onun esiri, kölesi olabiliriz. Akıllı insan, kötülüğe hiç yüz vermez, ondan tamamen kaçar. İşte o zaman, Allah’ın razı olduğu kullardan biri olur, O’nun rahmetiyle kucaklanır, hoşnutluğuyla müjdelenir. Allah’ın rahmetini arayan, kötülüğe dönüp bakmaz bile.

  18. Sözü dinleyenler ve ondaki en güzel manaya uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlardır akıl sahipleri.

    Sözü dinleyip içindeki en güzel manayı seçenler var ya, işte Allah’ın doğru yola ilettiği kişiler onlardır. Onlar, anlayış sahibidir, yürekten kavrayanlardır.

    Bu ayeti iki şekilde de anlamak mümkün. Eğer “söz” herhangi bir sözse, demek ki iyi insanlar duydukları her şeyi akıl süzgecinden geçirir, en iyisini bulup onun peşine düşer. Ama eğer “Söz”, Allah’ın Kelamıysa, işte o zaman, Allah’ın sözüne kulak verip, o sözün içindeki en yüce manayı yaşamak için çaba göstermelidirler. Allah bazen bize seçim hakkı tanır, zorluklar karşısında farklı yollar açar. Ama anlayış sahibi olanlar hep daha erdemli olanı ararlar. Mesela, bize kötülük yapana ceza vermek mübahtır ama asıl yücelik, o kötülüğü iyilikle def etmektir. İşte gerçek bilgelik, her zaman en asil yolu seçmektir, zorluk ne kadar büyük olursa olsun.

  19. O hâlde hakkında azâb hükmü lâzım olan kimse / Öyleyse, hakkında ceza hükmünün haklı olarak verildiği kişi, kötülükten sakınanla bir olur mu? / kötülükten kaçınan kişiyle eşit midir? O hâlde sen, ateşte olanı azad eder misin? / Ateş’te olan birini kurtarmak ister misin?

    Peki ya, hakkında ceza hükmü verilmiş, suça bulaşmış birini, kötülükten sakınan, doğru yoldan şaşmayan biriyle bir tutabilir misin? O halde, ateşin içinde olan birini kurtarmak ister misin?

    Eğer bir insan günaha boylu boyunca batmışsa, Allah’ın lütfunu reddetmişse, ona vahyin tesir etmesini nasıl bekleriz? Kalbi taş kesilmiş, kulağı hakikate kapanmış bir adamın içini nasıl aydınlatırsın? Vahiy, ancak gönlü açık olana işler, rahmet kapısı kendisine uzananı bulur. Bir insan, kendi yolunu karanlığa gömmüşse, onu ışığa çıkarmak öyle kolay değildir. Allah’ın lütfunu reddeden, kendi ateşini kendisi yakar.

  20. Ancak Rablerinden korkanlar içindir ki, birbiri üzerine yüksek köşkler yapılmıştır: altlarından zevk ırmakları akar: Allah’ın vaadi böyledir. Allah vaadinden asla caymaz.

    Ama bu, Rablerinden korkanlar içindir. Onlar için üst üste yükselen köşkler var; altlarından zevk dolu ırmaklar akar. İşte bu, Allah’ın vaadidir. Allah verdiği sözden asla dönmez.

    Cennet fikri, bu dünyadaki en güzel sarayları hayal ettiğimizde gözümüzde canlanan, yumuşak akan derelerle çevrili bir ev gibi düşünülse de, aslında bundan çok daha yüce, çok daha göz kamaştırıcıdır. O köşkler, kat kat yükselen güzelliklerin sembolüdür, genişliği ve ihtişamıyla insanı büyüler. Yalnızca bir yer değil, cömertlikle dolu bir yaşamın, mimari zarafetin ve huzurun mekanıdır.

    Mi’ad, yani vaadin yerine geleceği o büyük an… Allah’ın verdiği söz, bizim hayal gücümüzü aşan, en ince ayrıntısına kadar mükemmel bir şekilde yerine gelecektir. O vaatte kusur olmaz, eksik olmaz. Allah, kuluna verdiği sözde asla yanılmaz, dönmez.

    “Ancak iman edip salih ameller işleyenler var ya, onlara cennette bir yurt, içinde sürekli kalacakları altlarından ırmaklar akan yüksek köşkler vereceğiz. -iyilik yapanlar için ne güzel bir ödül!- O s-abırda sebat ve Rablerine ve Rahman’a tevekkül edenler.” : Ankebut 58-59

    “De ki: “Şüphesiz Rabbim, rızkı dilediğine genişletir ve daraltır, fakat insanların çoğu anlamazlar.” Sizi derece olarak Bize yaklaştıracak olan ne mallarınız ne de oğullarınızdır: ancak iman edip salih amel işleyenler var ya, -İşte onlar, yaptıklarının karşılığı kat kat olanlardır ve yüksek köşklerde güven içinde yaşarlar! Ayetlerimizi boşa çıkarmak için çabalayanlar, azaba uğrayacaklardır.” : Sebe 36-38

  21. Allah’ın gökten yağmur indirdiğini ve onu yeryüzündeki kaynaklara yönlendirdiğini / yerdeki pınarlardan geçirdiğini görmüyor musun? Sonra onunla rengarenk ürünler yetiştirir / bitirir, sonra ürünleri solup; sarardığını göreceksin; sonra kurutur ve ufalatıp dağıtır. Şüphesiz bunda, akıl sahipleri için bir öğüt/hatırlatma Mesajı vardır.

    Allah’ın gökten yağmur indirip onu yeryüzündeki kaynaklara akıttığını görmüyor musun? O suyla türlü türlü renklerde, çeşit çeşit ürünler biter. Sonra o yeşillikler solar, sararıp kurur, sonunda da un ufak olup dağılır. İşte bunda, aklı olanlar için büyük bir ders var.

    Yağmurun gökten düşüp toprakla buluşması, yeryüzü tarafından emilmesi, nehirler, yeraltı suları aracılığıyla denize akıp orada tekrar buharlaşıp bulutlara dönmesi… Bu sonsuz döngü, hayatın ta kendisi. Ama burada, döngünün başka bir kısmına bakmamız istenir. Yağmur düşer, toprak canlanır, tohumlar filizlenir, türlü türlü mahsuller yetişir. Hasat zamanı gelir, olgunlaşan meyveler toplanır. Ardından bitkiler solar, kurur, paramparça olur. İnsanlar ve hayvanlar bu döngüden rızık bulur. Ve bu süreç, başka bir mevsimde yeniden başlar.

    Doğanın bu bitmez döngüsünde, her bir aşama bize hayatın gelip geçiciliğini, dünyanın sürekliliğini ve Allah’ın rahmetini hatırlatır.

  22. Allah’ın kalbini İslam’a açtığı ve Allah’tan nur alabilen kimse, katı yürekli kimseden daha iyi değil midir? Allah’ı anmaya karşı kalpleri katılaşmış olanların vay haline! Apaçık bir sapıklık içinde dolaşıyorlar!

    Allah’ın kalbini İslam’a açtığı, içini Allah’ın nuruyla aydınlatan bir insan, katı kalpli, gönlü/vicdanı mühürlü birinden daha iyi değil midir? Yazıklar olsun Allah’ı övmekten uzak duran, kalpleri taş gibi olanlara! Onlar apaçık bir sapkınlığın/dalalet içindedir.

    Allah’ın mesajını dinleyenler, her adımda Allah’ın lütfunu, rahmetini yüreklerinde hissederler. Onların maneviyatı genişler, içlerine doğan ışıkla daha da derinleşirler. Doğruluk ve Hakikatin yolunda ilerledikçe hedeflerine ulaşmak için daha güçlü adımlar atarlar. Onlar, kalplerini Allah’ın ışığına/nuruna kapatanlarla asla bir tutulamaz.

    Allah’ı arayanların yolu, her zaman yukarıya doğru, aydınlığa doğrudur. Ama kalplerini Allah’a kapatanlar, her geçen gün daha da geriler, maneviyatları zayıflar. Kalpleri taş gibi olur, Allah’ın lütfu onların içlerine işlemez. Yolda tökezleyip kalanlar, inançla, sağlam adımlarla yürüyenler gibi yürüyemedikleri açıktır. O yüzden, biri aydınlığa giderken, diğeri karanlığın içinde kaybolur.

  23. Allah, mesajlarının en güzelini, zaman zaman, kendi içinde tutarlı ancak öğretisini çeşitli yönlerden tekrarlayan bir kitap şeklinde indirmiştir: Rablerinden korkanların derileri onunla titrer; sonra derileri ve kalpleri Allah’ı zikretmekten / Allah’ın övgüsünü kutlamak için yumuşar. İşte Allah’ın hidâyeti böyledir. O, onunla dilediğini hidayete erdirir; ancak Allah’ın saptırdığı kimseyi doğru yola iletecek kimse yoktur.

    Allah, zaman zaman parçalar halinde aşama aşama en güzel Mesajı indirmiştir; bir Kitap ki, parçaları hep birbirine uyar, ama farklı yönlerden ders verir, öğretisini tekrar eder. Rablerinden korkanların derileri bu sözleri duyduklarında titrer; sonra o titreyen bedenler, o sert kalpler, Allah’ın övgüsüyle yumuşar. İşte Allah’ın hidayeti budur! Allah dilediğini o hidayetle yola getirir. Ancak, Allah’ın saptırdığı birini yola getirecek kimse bulunamaz.

    “Allah dileseydi, hepinizi tek bir ümmet yapardı: Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir: fakat siz, yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.”: Nahl 93

    “Biz her elçiyi, ancak kendi kavminin dilinden öğretsin ve onlara açıklasın diye gönderdik. Artık Allah, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O, mutlak güç sahibidir, hikmet sahibidir.” : İbrahim 4

    Kur’an, farklı zamanlarda, aşama aşama, parça parça indirilmiştir ama her parçası birbirini tamamlar, hiçbir çelişki, tutarsızlık yoktur. Her ayet, her mesaj birbiriyle uyum içindedir, tıpkı hayatın kendisi gibi.

    İnsan bedeni, ruhunun zırhıdır, derisi dıştan gelen uyarıyı ilk hissedendir. Allah’ın Mesajı geldiğinde, insanın bedeni önce bir ürperir, tüyleri diken diken olur. Bu, maneviyatın dışa vurmuş halidir. İman böyle başlar, bir titremeyle, derin bir sarsıntıyla, kayıtsızlıkla değil. Ama asıl mesele, bu titremenin, bu dışsal etkinin kalbin derinliklerine inmesidir. Mesaj kalbe işler, sert olan her şey yumuşar, insanın tüm varlığı, Allah’ın Rahmetini kabul etmeye hazır hale gelir. İşte bu an, insanın tümden değiştiği, Hakikati kucakladığı andır.

  24. O hâlde, kıyamet günü azabın şiddetinden korkması gereken ve onu yüzüne vurulması gereken/onun darbesini yüzünde gören kimse, ondan korunmuş olan gibi olur mu? Zalimlere: “Kazandıklarınızın meyvelerini tadın!” denilecek.

    Kıyamet Günü geldiğinde, azabın en şiddetlisine, ateşin tam ortasına yüzüyle çarpılan, ateşi iliklerine kadar hisseden biri, ondan korunmuş, Allah’ın lütfuna erişmiş biriyle bir olabilir mi? Zalimlere o gün, “Ne kazandıysanız, şimdi tadın!” denecek.

    Tövbe etmeyen, günahlarından vazgeçmeyen insanlar, o günün dehşetiyle tam anlamıyla yüzleşecekler. Ateş, yüzlerine vuracak; tüm bedenleri, tüm varlıkları bu azapla kavrulacak. Ellerine bile hükmedemeyecekler, öyle aciz kalacaklar ki, ellerini kaldırıp bu ateşi savuşturmak bile imkansız olacak. Ne yaparlarsa yapsınlar, kendilerini bu dehşetten kurtaramayacaklar.

    Peki, böylesine aciz, böylesine çaresiz bir insan, Allah’ın rahmetine kavuşmuş, her türlü beladan korunmuş biriyle karşılaştırılabilir mi? Elbette ki hayır! Zalimler, kendi elleriyle ektiklerini biçecek, kötülüklerinin acı meyvelerini yiyecek. İyiler ise Rablerinin lütfuna erişip, cennetin esintisiyle ferahlayacaklar.

  25. Onlardan öncekiler de vahyi yalanladılar da/reddettiler de azap onlara idrak edemedikleri yönlerden geldi.

    Eskiler de inatla vahyi reddettiler, ama azap onları hiç beklemedikleri, hiç ummadıkları yerlerden buldu.

    İsyan ettiklerinde, inançsızlıklarına sarıldıklarında, bunun onları yücelttiğini, büyük kazançlar elde ettiklerini düşündüler. Ama ne bilsinler, o övündükleri şeyler, onları mahvetmenin yolunu çoktan döşemişti. Cezaları, öyle bir anda, öyle bir yerden geldi ki, akıllarına bile gelmezdi. Sanıyorlardı ki güç onların, zafer onların. Ama çok geç anladılar; kazandıkları her şey, aslında kendi sonlarını hazırlıyordu.

    Tıpkı bir orman yangını gibi, dalga dalga geldi felaket, ağaçları sardı, toprağı kavurdu, ne var ne yoksa küle çevirdi. O zaman anladılar ama iş işten geçmişti.

    “Onlardan öncekiler de Allah’ın yoluna tuzak kurdular. Fakat Allah, onların yapılarını temellerinden aldı da tavan üstlerinden üzerlerine yıkıldı ve gazap onları idrak edemedikleri yönlerden yakaladı.” : Nahl 26

  26. Bunun üzerine Allah onlara dünya hayatında bir zillet / rezilliği tattırdı, ama ahiret azabı daha büyüktür, keşke bilselerdi!

    Allah onlara bu dünyada aşağılanmanın acısını tattırdı, ama ahiretin cezası bundan da ağırdır, keşke bilselerdi!

    Günah işleyenler, bu dünyada bir mühlet başarılı olduklarında, küçük zaferler kazandıklarını, başarılarını göklere çıkardıklarını sanırlar. Ama bilmezler ki, onların asıl yıkımı bu değil, ahirette gelecek. Burada rezil olup, yerin dibine girseler bile, ahirette karşılaşacakları azap çok daha büyük, çok daha gerçek olacak.

    İnsanlar çoğu zaman bu gerçeği göremez, anlamazlar. Bu dünyada birkaç gün iyi gittiyse işlerin, ahirette de paçayı kurtaracaklarını düşünürler. Ya da burada başlarına gelen küçük sıkıntıları, azabı hafifleten şeyler sanırlar. Oysa her iki düşünce de kocaman bir yanılgıdır. Gerçek hesap, öbür tarafta, asıl o zaman kesilecek. Bu dünyada tattıkları, sadece başlangıçtır.

    “Allah’a ibadet edilen yerlerde Allah’ın adının anılmasını/kutlanmasını yasaklayandan , aslında oraların yıkılmasına/mahvedilmesine uğraşan/gayret eden kimseden daha zalim/haksız kim olabilir?- Böylelerinin Allah’ın adının anıldığı mescitlere korkuyla girmelerinin dışında başka bir şekilde girmeleri uygun değildir. Onlar için bu dünyada rezillikten/utançtan başka bir şey yoktur ve ahirette de çok büyük bir azap vardır.” : Bakara 114

  27. Biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misalleri/kıssaları verdik, öğüt alsınlar diye.

    Kur’an’da insanlara her türlü meseli verdik ki, ibret alsınlar, öğüt alsınlar.

    İnsan dediğin, bazen en derin hakikatleri bile düz bir dille anlayamaz. Onun gönlüne, aklına hitap etmek için hikayeler, benzetmeler gerekir. İşte Kur’an’da bu meseller, bu benzetmeler bolca var. Ama bunlar sadece anlatılan birer hikaye değil; her biri içinde derin bir bilgelik taşıyor, insanın ruhunu uyandırmak, onu hakikatin yoluna sokmak için.

    Tıpkı bir köylünün tarlasında emek verdiği tohum gibi, bu meseller de insanın yüreğine ekilir. Eğer gönül tarlası verimliyse, o tohumlar yeşerir, filizlenir. Yok eğer kalbi taş gibi sertleşmişse, ne kadar su verirsen ver, o tohum yeşermez. İşte o yüzden, her meselin altında bir ders, bir bilgelik yatar; anlayana…

  28. Bu Arapça bir Kur’an’dır, onda hiçbir eğrilik yoktur ki kötülüğe karşı sakınsınlar diye.

    Bu Kur’an Arapça indirilmiştir, içinde en ufak bir eğrilik, yamukluk yoktur; dosdoğrudur. İnsanlar kötülükten sakınsın, doğru yolu bulsunlar diye.

    Önceki vahiyler başka başka dillerde geldi, ama bu kez Allah’ın mesajı Arabistan’ın diliyle, Arapça’yla verildi. Mesajın indiği coğrafyada herkesin anlayabileceği sade, berrak bir dille. Arapça öyle bir dil ki, hem derinliği hem de akıcılığı var; hem güzel hem de esnek. En yüce hakikatleri, en büyük gerçekleri taşımaya, insanın yüreğine işlemeye uygun.

    Tıpkı bir ozanın, yürekten kopup gelen bir türküyü dağlara taşlara haykırdığı gibi, Kur’an’ın her kelimesi de insanın ruhuna işler, ona yolu gösterir. O eğrilmez, bükülmez, sapmaz; dümdüzdür. Allah’ın mesajı da tıpkı bu dil gibi açık ve nettir, sadece anlamak isteyene…

    “Hamd, kuluna Kitab’ı indiren ve onda hiçbir eğriliğe izin vermeyen Allah’a mahsustur: Allah, kafirleri Kendi katından büyük bir azaba karşı uyarmak ve salih ameller işleyen müminlere, onlar için güzel bir mükâfat olduğunu müjdelemek için onu dosdoğru ve apaçık kıldı.”: Kehf 1-2

    “İnsanları Allah’ın yolundan alıkoyanlar ve onda eğrilik arayanlar: işte onlar ahireti yalanlayanlardır.” : Araf 45

    “Şüphesiz Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir; öyleyse O’na kulluk edin: bu, dosdoğru bir yoldur.” : Meryem 36

  29. Allah, birbiriyle çelişen birçok ortaklara sahip olan bir adam ile tamamen tek bir efendiye bağlı olan bir adama dair kıssa verir: Bu ikisi kıyasen eşit midir? Hamd Allah’a mahsustur! Ama çoğunun bilgisi yok.

    Allah, iki adamın hikâyesiyle anlatır meseleyi: Birinin bir sürü sahibi var, her biri ayrı telden çalar, zavallı adam bu efendilerin kavgasından, çekişmesinden perişan olur. Öyle bir durumda ki, ne yapsa yaranamaz. Her biri ayrı bir şey ister, hiçbirine yetişemez, ruhu parçalanır. Diğeri ise tek bir efendiye ait; efendisi iyilik dolu, anlayışlı. Bu adam ise huzurlu, tek bir hedefe odaklanmış. Efendisinin isteklerini kolayca yerine getirir, gönlü rahat, hizmeti düzgün olur.

    Şimdi, kim daha mutlu? Kim daha doğal bir yaşam sürer? Elbette ki tek efendiye hizmet eden daha huzurlu, daha güvenli bir hayata sahiptir. Çünkü bir insan iki ya da daha fazla efendiye hizmet edemez, her biri başka bir tarafa çeker.

    Allah’a hamdolsun ki, bizi böylesi bir kaosa sürüklemedi. Onun sonsuz rahmetiyle, sadece bir Rab’be, Bir ve Ebedî olana hizmet etme imkânı verdi. Ne büyük bir lütuf! O’nun yolunda yürümek, gönülleri birleştiren, ruhu dinlendiren tek doğru yoldur.

  30. Gerçekten sen bir gün öleceksin ve onlar da bir gün gerçekten ölecekler.

    Bir gün sen de öleceksin, onlar da ölecek. Bu dünya, kimseyi kalıcı kılmadı. Peygamberler bile, ne kadar kutlu olsalar da, fanidirler, bu bedenin ölümünden kaçamazlar. Hele ki biz faniler, hiç değil. Ama insanı yaşatan sadece nefesi değil, yaptığı iyiliklerdir, geride bıraktığı güzel anılar, hayırsever işleri. Herkes bir gün bu dünyadan göçer, iyisiyle kötüsüyle. Ama ölüm, bir son değil; asıl büyük hesap, ölümden sonra başlar.

    Bu dünyada tartışıp durduğumuz, çözemediklerimiz, anlam veremediklerimiz, işte o büyük gün geldiğinde, Allah’ın huzurunda apaçık olacaktır. O zaman, her şey gün yüzüne çıkacak, gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya dökülecek. İşte o zaman, dünya hayatının aslında bir hazırlık olduğunu anlayacağız. Ne kadar kaçarsan kaç, ölüm herkesin kapısını çalar, ama önemli olan, o kapıyı çaldığında ardında ne bıraktığın…

  31. Sonunda hepiniz Kıyamet Günü Rabbinizin katında aranızdaki anlaşmazlıkları çözeceksiniz.

  32. O halde, Allah hakkında yalan söyleyenden ve kendisine hak geldiğinde onu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Kâfirler için cehennemde bir yer yok mu?

    Hak kapına kadar gelmiş, seni çağırmış ama sen dönüp yüz çevirmişsin. Allah’ın apaçık işaretlerini görmezden gelip yalanlara sarılmışsın. Peki, bundan daha büyük bir zulüm var mı? Bir insan, kendisini yaratan Rabbine karşı yalan söyleyip, O’nun gönderdiklerini inkar ettiğinde, artık hangi yoldan dönüp de kurtulabilir? Cehennem, böylelerine yer hazırlamamış mı sanki? İnkar edenlerin akıbeti belli değil mi?

    Bu, öyle bir suç ki, gökler bile titrer. Bir insanın Hakk’ı reddetmesi, varoluşun kendisine ihanet etmesidir. Hristiyanlıkta da anlatılan o büyük günah vardır ya, hani Kutsal Ruh’a karşı yapılan küfür…(Matta xii. 31-32’de sözü edilen “Kutsal Ruh’a karşı” küfür) İşte, burada da böylesi bir inkâr söz konusudur. İnsan, nefsine yenik düşüp, Hakikat karşısında gözlerini kapadığında, ne bu dünyada ne de öteki dünyada bağışlanması mümkün olur mu? Cehennem, işte bu körlükte ısrar edenleri bekler.

    “Hakkında hiçbir delil indirmediği halde Allah’a ortak koşmalarından dolayı, kâfirlerin kalplerine yakında korku salacağız. Onların varacakları yer ateştir. Zalimlerin yurdu ne kötüdür!” : Ali Imran 151

    “Öyleyse içinde ebedî kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. İşte büyüklük/kibirlilik taslayanların yeri ne kötüdür.”: Nahl 29

  33. Gerçeği getiren ve onu tasdik eden ve destekleyen kimseler var ya, işte sâlih amel işleyenler onlardır.

    Hakikati getiren ve onun ardında duran, onu doğrulayan kimseler… İşte onlar, bu dünyanın gerçekten doğru insanlarıdır. Peygamberler de böyledir, halkına ışık tutan Allah dostları da. Onlar, karanlıkta bir mum gibi yanarlar, insanlara Allah’ın işaretlerini gösterirler, onları doğruluğa çağırırlar. Bu yolda yürümek, insanın en yüce görevidir. Gerçeği dile getirip, onu savunan kişi, hem kendi varlığını hem de geçmişin tüm Allah dostlarını onurlandırır.

    Bu öğretiyi alan, onu destekleyen herkes, bu kutlu yolda yürüyen bir yolcudur. O yol ki, insanı gerçek anlamda doğruya, adalete ve huzura götürür. Bu dünyada hakikat için elini taşın altına koyan, haksızlık karşısında susmayan her insan, Allah’ın rızasına ermiş doğru kişilerden sayılır. Yeter ki adımlarımız sağlam, sözümüz hak olsun; o vakit hiçbir güç bizi yolumuzdan çeviremez.

  34. Rablerinin katında her istedikleri vardır: İyilik yapanların mükâfatı şöyledir:

    Rablerinin katında, gönüllerinden ne geçerse ona kavuşacaklar. İşte bu, iyilikle yaşayanların mükâfatıdır. Orada, öyle bir saflaşacak ki kalpleri, istekleri bile temizlenecek. Yersiz, yanlış bir şey dilemeyecekler. Her arzuları, Rablerinin huzurunda yer bulacak. Dünyada nasıl ki bir padişahın elinden ödül almak büyük bir onur ise, Allah’ın katında bir mükâfat almak, bundan çok daha yüce, çok daha kıymetli bir mertebedir.

    O an, kul için tarifsiz bir sevinç, bir huzur. İstekleri artık nefsinden değil, Rabbinin rahmetinden olacak. Ve o rahmetle, diledikleri her şey onlara sunulacak. Dünya nimetlerinin ötesinde, o manevi zenginlik, hiçbir şeyle kıyaslanamaz.

  35. Allah onların yaptıklarının en kötüsünü bile onlardan uzaklaştıracak ve yaptıklarının en güzeliyle onlara mükâfatlarını verecek.

    Allah, kullarının en ağır, en kötü işlerini bile bağışlayacak ve onları yaptıkları en güzel amellere göre ödüllendirecek. Buradaki “Arapça lam kelimesi:böylece” sözü, bir sebep değil, bir sonuç anlatır. Eğer insan kendini Allah’a adarsa, iradesini O’nun ellerine bırakırsa, Allah o kadar merhametlidir ki, yalnızca küçük hataları değil, en büyük günahları bile siler. Ve insanı en güzel, en erdemli davranışlarına göre değerlendirir.

    Bu, Allah’ın cömertliği ve adaletiyle dolu bir vaadi. Günahlarının altında ezilen, hatalarının peşinden sürüklenen bir insan için bir umut ışığıdır. Öyle ya, insanı sadece günahlarıyla yargılasaydı, kim kurtulabilirdi? Ama Allah, en güzel işlerle yargılar ve merhametiyle affeder. O’nun adaleti işte bu kadar derin, bu kadar şefkatlidir.

  36. Allah, kuluna kâfi değil midir? Ama onlar seni O’ndan başka ilahlar ile korkutmaya çalışıyorlar! Allah kimi saptırırsa, artık bir yol gösterici olamaz.

    Allah, kuluna yeterli değil midir? Ama insanlar seni korkutmaya çalışır, sahte tanrılarla, boş inançlarla. Zenginlik, güç, bencil arzular, aşağılık menfi çıkarlar; onların taptığı putlar işte bunlar. Ve ne derler? Doğru yolda olsan bile, insanlar ne düşünür? Sesini çıkarırsan, başına iş gelir mi? Büyük adamlara karşı durursan, kaybeder misin?

    Ama bil ki, Allah’tan başka koruyucu yoktur. O, tüm bu yanıltıcı yolları, bu sahte korkuları altüst eder. Kişi Allah’a yöneldi mi, ne putların tehditleri, ne de insanların yargıları kalır. Korktuğun ne varsa, O’nun gölgesinde eriyip gider. Çünkü asıl tehlike, Allah’ı bırakıp başka yollara sapmakta. Oysa Allah’a tutunan, bütün dertlerini geride bırakır. Ne kadar zor görünse de, Allah’a güvenen, yolunu bulur.

  37. Ve Allah kimi hidâyete erdirirse, onu saptıracak yoktur. Allah, kudret sahibi, iradesini yerine getirmeye gücü yeten, intikamın/öcün/cezanın sahibi değil midir?

    Allah, birini doğru yola soktu mu, kimsenin gücü yetmez onu yolundan çevirmeye. Ne fırtına, ne dağlar, ne insanlar, ne de en büyük güçler… Allah kudretiyle hükmeder, haksızlık edenleri de er ya da geç cezalandırır.

    Kim ki Allah’ın hakikatine tutunur, ona hiçbir ihanet işlemez, hiçbir oyun onu saptıramaz. Çünkü Allah, sadece koruyan değil, aynı zamanda adaletiyle intikam alandır. Haksızlık edenlerin üstüne gök gibi çöker, deniz gibi kabarır. Allah’ın kudreti önünde kimse duramaz, O’nun iradesine karşı kurulan her tuzak boşa çıkar, kötülük ise vakti geldiğinde hesap sorulur.

  38. And olsun ki onlara gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Gördünüz mü, Allah’tan başka taptıklarınız, Allah benim için bir azap dilese, O’nun azabını kaldırabilirler mi? – Ya da bana bir lütuf dilerse, onun lütfunu geri alabilirler mi? De ki: “Allah bana yeter! Tevekkül edenler O’na güvensinler.”

    Eğer insanlara gökleri, yeri kim yarattı diye sorarsan, çoğu vakit kaybetmeden “Allah” der. Ama iş, Allah’ın kudretini gerçekten anlamaya gelince, susarlar. De ki: “Gözlerinizi açın da bakın bakalım. Allah size bir azap getirmeyi murat etse, o taptığınız putlar/idoller/totemler, o ellerinizle uydurduğunuz sahte tanrılar sizi bundan koruyabilir mi? Ya da Allah size bir lütuf indirmeye karar verse, kim durdurabilir O’nun rahmetini?” De ki: “Bana Allah yeter! O’na güvenenler, başkasına bel bağlamaz.”

    Bu sahte tanrılara tapanların çoğu, içten içe Allah’ın varlığını inkâr etmez. Ama imanları, kalplerine kök salmaz, ruhlarına dokunmaz. Günlük hayatlarına, kararlarına yansımaz bu inanç. Atalarından kalan boş adetler, akıllarını saran sahte çevreler, bencil arzuları, onları Allah’tan uzaklaştırır. Onlara sorsan, “Bu putlar ne yapabilir size? Neden gerçeği görmüyorsunuz? Sizi her şeyden koruyan, size rahmet ve adalet getiren, yeri göğü yaratan bir tek Allah değil mi?” diye sormak gerek.

    Allah’tan başka kime güvenirsin? O’na güvenen kimse, asla yarı yolda kalmaz. Her şey tükenir, çöker; ama Allah, dağlar gibi sağlamdır. O’na dayanan, her fırtınadan sağ çıkmasını bilir.

    “And olsun ki onlara, gökleri ve yeri kimin yarattığını, güneşi ve ayı kendi kanununa tabi kıldığını sorsan, mutlaka “Allah” derler. O halde nasıl hakikatten saptırılırlar?” :Ankebut 61

    “De ki: “Yeryüzü ve içindekiler kimindir? Biliyorsanız söyleyin!” “Allah’ın” diyecekler. De ki: “Yine de öğüt almayacak mısınız?” De ki: “Yedi göğün Rabbi ve ve Yüce Şan Tahtının/Yüce Arş’ın Efendisi kimdir? “Onlar Allah’ındır” diyecekler. De ki: “Öyleyse huşuyla dolmayacak mısınız/korkuya kapılmayacak mısınız?” De ki: “Her şeyin idaresi elinde olan, her şeyi koruyan ama kimseden korunmayan kimdir? Biliyorsanız söyleyin.” “Allah’ındır” diyecekler. De ki: “Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz?” Biz onlara hakkı/gerçeği gönderdik; fakat onlar gerçekten batıl işliyorlar!” : Müminun 84-90

    “De ki: “Eğer O size bir ceza vermek veya rahmet etmek isterse, sizi Allah’tan kim koruyabilir/saklayabilir?” Kendilerine Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulamayacaklar.”: Ahzab 17

    “Sonra dedi ki: “Ey oğullarım, hepiniz bir kapıdan girmeyin; ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi şu nasihatimle/tavsiyemle Allah’a karşı size bir fayda sağlayamasam da/faydam dokunamasa da. Allah’tan başkası hükmedemez/Hüküm sadece Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim ve güvenenlerin hepsi O’na güvensinler.”” : Yusuf 67

    “Allah’a tevekkül etmememiz için hiçbir sebep yok. Şüphesiz O, bizi gideceğimiz yollara hidayet etti. Bize vereceğiniz eziyetlere elbette sabredeceğiz. Güvenmek isteyenler Allah’a tevekkül etsinler.” : İbrahim 12

  39. De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın, ben de üzerime düşeni yapacağım.”, fakat yakında bileceksiniz-

    “İnanmayanlara de ki: “Elinizden geleni yapın, biz de üzerimize düşeni yaparız; “Ve bekleyin! Biz de bekleyeceğiz.” Göklerin ve yerin gaybı/görünmeyen sırları Allah’ındır ve her iş karar için O’na döndürülür: O halde O’na kulluk et ve O’na tevekkül et: Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.” : Hud 121-123

  40. “Kime rezillik azabı gelir, ve ebedî bir azap kimin üzerine iner.”

    “Dedi ki: “Ey kavmim! O halde benim ailem size karşı Allah’tan daha değerlidir. Çünkü siz O’nu hor görerek arkanıza atıyorsunuz. Ama şüphesiz Rabbim, yaptıklarınızı her yönden kuşatmıştır.” “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın, ben de üzerime düşeni yapacağım: Alçaltıcı azabının kime indiğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz! Dikkat edin, çünkü ben de sizinle izliyorum.!”” : Hud 92-93

    Aşağılanma cezasına çarptırılanlar ve üzerlerine kalıcı bir ceza inenlere iki farklı açıdan atıfta bulunmaktadır: (1) utanç çekerler ve (2) cezaları devam eder.

  41. Muhakkak ki Biz, sana Kitab’ı insanlara öğüt vermen için hak olarak indirdik. Hidayete eren kendi nefsine fayda sağlar, sapıtan ise nefsine zarar verir. Sen de onların işlerini halletme yetkisine sahip değilsin/Sen de onların üzerine vekil değilsin.

    Doğrusu, biz sana bu kitabı hakikat olarak indirdik, ki sen insanlara doğru yolu gösteresin, onları uyandırasın. Ama unutma ki, kim bu yoldan giderse, kendi iyiliği içindir; kim de şaşarsa, kendi nefsine kötülük eder. Sen kimsenin başına bekçi değilsin, onların işlerini çekip çevirmek, zorla yola getirmek sana düşmez.

    Bu vahiy, Allah’ın insanlara bir lütfudur; ama sadece Peygamber’in değil, tüm insanlarındır. Kadını, erkeği, genci, yaşlısı için gönderilmiştir, ki herkes bu hakikati bilsin, doğrulukla yol alsın. Bu kitap, taş gibi sert gerçeklerle doludur, içinde ne bir yanlış, ne bir eğrilik vardır. Ama bir insan, o hakikat yolunu kendi çıkarına seçerse, faydasını da kendisi görecek. Yok, kötülüğü tercih ederse, kendi yıkımına sebep olacaktır.

    Elçiler, insanlara doğruyu anlatmak, onlara ışık tutmak için gelirler. Ama hiçbir elçi kimseyi zorlayamaz. İyiliği göstermek ellerindedir, ama kabul etmek ya da reddetmek, tamamen o insanların kendi iradesidir. Allah’ın huzurunda herkes kendi hesabını verecek; Peygamber’in işi, sadece uyarmaktır.

    ““Şimdi size Rabbinizden gözlerinizi açacak deliller geldi: Kim görürse kendi lehinedir, kim kör olursa kendi zararınadır.” : Ben burada sizin yaptıklarınızı gözetlemek için bulunmuyorum.” İşte biz, “bize özenle öğrettin” desinler ve bilenler için işi açıklığa kavuşturalım diye âyetleri türlü türlü sembollerle böyle açıklıyoruz. Rabbinden sana vahyolunana uy: O’ndan başka ilah yoktur ve Allah’a ortak koşanlardan yüz çevir. Eğer Allah dileseydi/Allah’ın planı olmasıydı, onlar ortak tanrılar edinmezlerdi: fakat biz seni onların yaptıklarına gözcü yapmadık ve sen onların işlerine vekil kılınmadın.”: Enam 104-107

  42. İnsanların canlarını öldükleri zaman alan Allah’tır; Ölmeyenleri de uykularında alır: Ölümlerine hükmettiği kimseleri diriltmez, geri kalanını da belirlenmiş bir süreye kadar bedenlerine gönderir. Şüphesiz bunda düşünen bir kavim için ibretler/Ayetler vardır.

    Allah, insan ruhunu ölüm anında alır, canı uykuda olanların ruhunu da geçici olarak çekip alır; ölüm kararı verdiklerini geri döndürmez, ama diğerlerini belirli bir süre daha yaşasınlar diye bedenlerine geri gönderir. İşte, bu olayda düşüncesi olanlar için büyük bir ders, derin bir ibret vardır.

    Hayatın, ölümün, uykunun ve rüyaların sırrı, insan aklının pek de çözemediği bir muammadır. Bu mesele hakkında birçok masal, efsane ve yanlış inançlar türetilmiştir. Ama burada, Allah en doğru ve basit açıklamayı sunuyor. Ölümle birlikte beden toprağa teslim edilir; ruh ise yaşamaya devam eder, Kur’an’a göre derin bir uykuya geçer, tıpkı hibernasyonda ki gibi ta ki yeniden diriliş gününe kadar, belki o uykuda da bilmediğimiz âlemlerde dolaşır: Allah ruhu dünyevi fiziki bedenden alır.

    Peki, uyku nedir? İnsan ve hayvan bedeninde sinirlerin/sinir sisteminin durup, diğer işler — kanın dolaşması, bedenin kendini yenilemesi gibi — devam etmesidir. Uykuda zihin de dinlenir; ama rüyalarda zihin başka bir âlemde, farklı görüntüler ve hatıralarla boğuşur. Kimi zaman gördüklerimiz bu dünyadan değildir. İşte bu noktada ruh, bedenden azad olmuş, Allah’a daha yakın bir varoluş düzlemine geçmiştir. Bu yüzden derler ya: “Uyku, ölümün kardeşidir.”

    Ruh, uykuyla birlikte bedenden bir süreliğine kurtulmuştur. Eğer Allah’ın takdiriyle ecel vakti gelmişse, ruh geri dönmez, beden çürür ve bu dünyada yolculuk sona erer. Ama vakit gelmemişse, ruh yeniden bedene döner, insan uyanır ve hayat kaldığı yerden devam eder.

    Tefekkür edersek, bu uyku ve ölüm meselesinde birçok hakikati daha iyi kavrarız. Görürüz ki: (1) Bedensel yaşam, hayatımızın tek hikayesi değil; (2) Bedensel ölüm, ruhsal keskin bir uyanışın yolunda giriş kapısı olabilir; (3) Her gece uyuduğumuzda aslında ölümün küçük bir provasını yaparız; (4) Her sabah uyanışımız, ölümden dirilişin bir hatırlatıcısıdır.

  43. Ne! Allah’tan başkasını mı şefaatçiler ediniyorlar? De ki: “Onların hiçbir güçleri ve akılları olmasa bile mi?”

    Neymiş? Allah’tan gayrısını şefaatçi mi tutarlar? De ki: “Hiç mi düşünmezsiniz, ne güçleri var ne akılları; buna rağmen mi onlardan yardım umarsınız?”

    İnsan, ne kadar zor durumda kalırsa kalsın, ne Allah’ın başka yarattıklarından, ne putlardan ne de başka şeylerden medet ummalıdır. Şu canlı, cansız, taşlara, tahtalara, boş hayallere, kendine aklı yetmeyenlere bakın: Ne eli var ne dili, ne gücü var ne de aklı. Bir yere kımıldamayan veya zaten kendine aklı yetmeyen, kendisi Allah karşısında çaresiz bu zavallı şeylerden medet ummak, düşene bir daha vurmak gibidir. Oysa insanın yardımcısı, şefaatçisi yalnızca Allah’tır; O’ndan başkasına bel bağlamak akıl karı değildir.

    Peygamberlerin bile şefaat etme gücü yoktur, ancak Allah iradesine göre şefaat eder.

  44. De ki: “Şefaat etme hakkı yalnızca Allah’a aittir: Göklerin ve yerin mülkü O’nundur: Sonunda O’na döndürüleceksiniz.”

    Her zaman, şu anki hayatımız da dahil olmak üzere, bütün hakimiyet Allah’a aittir. Şu anki varoluş planının sonunda, yargılanmak üzere Allah’ın huzuruna çıkarılacağız.

    “Hepinizin dönüşü O’nadır. Allah’ın vaadi haktır ve kesindir. Yaratılış sürecini başlatan O’dur ve iman edip salih amel işleyenleri adaletle mükâfatlandırmak için tekrar eder; O’nu inkâr edenlere ise, O’nu inkar etmeleri sebebiyle kaynar bir sıvı ve elem verici bir azap vardır.” : Yunus 4

  45. Bir ve Tek olan Allah anıldığı zaman ahirete inanmayanların kalpleri tiksinti ve dehşetle dolar; Ama O’ndan başka ilahlar anıldığı zaman, bir bak, onlar sevinçle dolarlar!

    Allah’ın Tek ve Bir olduğunu duyunca, ahirete inanmayanların yürekleri daralır, yüzleri asılır; ama başka tanrılar anıldığında, bir bakarsın ki gözlerinde bir parıltı, dillerinde sevinç olur!

    İyiliğin ve doğruluğun yolu onlara ağır gelir, çünkü çıkarları yoktur işin içinde. Onlar, sadece kendi hırsları, atalardan kalan boş inançlar ya da bu dünyanın geçici menfaatleri söz konusu olunca keyiflenirler. Allah’ın birliği, onlara içten içe korku ve nefret getirir; çünkü bilirler ki O’nun yasası, bencil arzularını kısıtlar, yalan dünyalarını yerle bir eder.

    “Cevap şu olacaktır: “Çünkü Allah, tek mabud olarak anıldığı zaman inkâr ettiniz, fakat O’na ortak koşulduğu zaman iman ettiniz! Hüküm, Yüce ve Ulu Allah’ındır. !”” : Mumin 12

  46. De ki: “Ey gökleri ve yeri yaratan Allah’ım! Gizli ve açık her şeyi bilen! Ayrılığa düştükleri hususlarda kulların arasında hüküm verecek olan Sensin.”

    De ki: “Ey göklerin ve yerin yaratıcısı Allah’ım! Gizli ve açık olan her şeyi bilen! Kulların arasında, ihtilaf ettikleri konularda hüküm verecek olan Sensin.”

    Ey göğü ve yeri yoktan var eden yüce Allah’ım! Her şeyi bilen Sensin, saklı da açık da önündedir. Kullarının ihtilaf ettiği ne varsa, son sözü söyleyecek olan da Sensin.

    Dünya, hayat, ölüm, ibadet, ruhun derinlikleri… Bunlar insanın aklına sığmaz, kavrayışı zor, derin meselelerdir. İnsan bu sırlarla boğuşur durur, tartışmaların içinde kaybolur. Ama işin doğrusu, boş tartışmalarla yol almak değil, gönlünü temizleyip, Allah’a yönelmek gerekir. O’na dua edip rehberliğini istemek, kalpleri arındırıp teslim olmak, çünkü bu dünyada bilemediğimiz, çözemediğimiz her ne varsa, ahirette apaçık önümüze serilecektir.

  47. Yeryüzündeki her şey ve bir o kadarı da zalimlerin elinde olsa, kıyamet günü azabın azabından kurtulmak için onu fidye olarak boşuna verirler: fakat Allah katından onlara hiç hesaba katmadıkları şeyler musallat olur ki onu da başaramazlar.

    Zalimler, Kıyamet Günü geldiğinde, yeryüzünde ne var ne yoksa, hatta daha fazlasını ortaya döküp o korkunç azaptan kurtulmayı isteyecekler. Ne verirlerse versinler, ne feda ederlerse etsinler, nafile! Allah katında onları bekleyen hesapta hiç akıllarına gelmeyen şeyler olacak.

    O büyük hesap gününde, ne varsa uğruna her şeyi feda etmeye razı olacaklar, ama o vakit çok geç olacak. Peki neden bugünden, Allah’ın merhamet dolu çağrısını işitip de O’nun lütfuna sığınmıyorsunuz? Şimdi harekete geçmek varken, neden yarını bekliyorsunuz?

    O gün, Allah’ın karşısında görecekleri şey, bu dünyada tasavvur ettiklerinden bambaşka olacak. Salih olanlar, hayal bile edemedikleri bir mutluluğun içinde bulacaklar kendilerini. Fakat zalimler… Onlar, akıl almaz bir acı ve sefaletin pençesine düşecekler. Kötülüğün bedeli, sandıklarından çok daha ağır olacak.

    “Rablerine icabet edenler için her şeyler/karşılık güzeldir. Fakat O’na icabet etmeyenler, -Göklerde ve yerde olan her şeye ve daha fazlasına sahip olsalar bile, onu fidye olarak boşuna verirlerdi. Onların hesaplaşması çetin/korkunç olacak: onların varacakları yer cehennemdir, ne kötü bir sefalet yatağıdır o!” : Rad 18

  48. Çünkü yaptıklarının kötülükleri karşılarına çıkacak ve alaya aldıkları şey onları çepeçevre kuşatacak!

    Zalimlerin alay edip küçümsedikleri ne varsa, gün gelecek karşılarına dikilecek. Onların etrafını sarıp kuşatacak. Kendi yaptıkları kötülükler, peşlerinden sürüklendikleri yalanlar, aldatıcı hevesler… İşte o zaman hakikat bütün çıplaklığıyla yüzlerine çarpacak.

    O büyük günde, alay ettikleri şeylerin aslında apaçık gerçekler olduğunu ve uğrunda koştukları, can attıkları şeylerin ise sadece boş hayaller, kof yalanlar olduğunu fark edecekler. Ama bu fark ediş, onlara acı bir tokat gibi inecek, çünkü o zaman ne bir geri dönüş olacak ne de bu gerçekle baş etmenin bir yolu. Zalimler için bundan daha büyük bir aşağılanma olabilir mi?

  49. Şimdi insana bir sıkıntı dokunduğu zaman Bize yalvarır: Ama Biz ona katımızdan bir nimet verdiğimiz zaman, “Bu bana, sahip olduğum ilim sayesinde / kesin bir bilgiden dolayı verildi” der. Hayır, bu ancak bir imtihandır, fakat onların çoğu anlamazlar!

    “İnsanlara bir sıkıntı dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar; fakat Allah, onlara Kendi katından bir rahmet tattırdığında, bir de bakarsın, içlerinden bir kısmı, Rablerini bırakıp da başka tanrılara taparlar.” : Rum 33

    Bu surenin 8. ayeti de, bu ayeti tefsir etmektedir.

    “O: “Bu, bende bulunan bir ilimden dolayı bana verildi” dedi. Allah’ın, kendisinden önce kendisinden güçce üstün ve topladıkları mal bakımından daha fazla olan nesilleri helâk ettiğini bilmiyor muydu?” : Kasas 78

  50. Onlardan önceki nesiller de böyle dediler! Ama bütün yaptıkları onlara bir fayda sağlamadı.

  51. Hayır, yaptıklarının kötü sonucu/sonuçları onları yakaladı. Ve bu neslin zalimleri-, yaptıklarının kötü sonucu/sonuçları yakında onları da yakalayacak ve onlar asla Bizim Planımızı engelleyemeyecekler / Planımızı asla boşa çıkaramayacaklar!

    Ne kadar kaçarlarsa kaçsınlar, yaptıkları kötülüklerin sonuçları onları yakaladı. Ve bu zamanın zalimleri, aynı kaderden kaçamayacaklar. Çok geçmeden yaptıkları kötülüklerin bedelini ödeyecekler. Allah’ın planını bozmaya çalışanlar ise, bu ilahi düzeni asla engelleyemeyecekler.

    Tarihin her döneminde aynı oyun oynandı. İnsanlar hakikati küçümsediler, ona eziyet ettiler, onu yok etmeye kalktılar. Ama Allah’ın planı, her seferinde zafere ulaştı. Hakikati boğmaya çalışanlar, aslında kendi felaketlerini hazırladı. Arabistan’da böyle oldu, dünyanın her köşesinde böyle olacak. Allah’ın adaletinden kaçış yoktur.

    “Fakat yaptıklarının kötü sonucu onları yakaladı da alaya aldıkları gazap onları kuşattı.”: Nahl 34

  52. Allah’ın dilediğine rızkı genişlettiğini veya kıstığını/daralttığını bilmiyorlar mı? Şüphesiz bunda, inananlar için işaretler/ibretler vardır!

    Bilmezler mi ki, Allah rızkı dilediğine bol verir, dilediğine ise kısar? Her şey Allah’ın takdiriyle olur, her şeyin arkasında büyük bir hikmet vardır. O’nun adaleti, her canlının iyiliğini gözetir. Bolluk da darlık da insanın kendi başarısının ya da hatasının sonucu değildir, hepsi Allah’ın planına göre işler.

    Allah’ın nimetleri/rızkı herkese verilir – bazılarına diğerlerinden daha fazla. Ancak hepsi O’nun hikmetli Planına göre yapılır, çünkü O’nun İradesi adildir ve tüm yaratıkların iyiliğini gözetir. Bu nedenle hiç kimse refahta kibirlenmemeli veya sıkıntıda moralini bozmamalıdır. Refah, insanın liyakati anlamına gelmez, sıkıntı da tam tersi anlamına gelmez. Düşünen insanlar, Allah’ın tüm İşaretlerinde görülen büyük Planı akıllarında tutarlar.

    Bu yüzden, zenginlik içinde olan kibirlenmemeli, darlıkta olan ise umutsuzluğa kapılmamalıdır. Allah’ın işaretlerini anlayanlar, her durumda O’nun büyük planına güvenmeli. Zira refah da, sıkıntı da Allah’ın hikmetli imtihanlarıdır. Düşünen insanlar için her şeyde ders vardır.

    “Karun, şüphesiz Musa’nın kavmindendi; fakat o onlara karşı küstahça davrandı: Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, onların anahtarları bir güçlüler topluluğuna yük olurdu. Hani kavmi ona demişti ki: “Böbürlenme, çünkü Allah, zenginlikle övünenleri sevmez.” “Fakat Allah’ın sana verdiği malla ahiret yurdunu ara ve dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk peşinde koşma; çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” O: “Bu, bende bulunan bir ilimden dolayı bana verildi” dedi. Allah’ın, kendisinden önce kendisinden güççe üstün ve topladıkları mal bakımından daha fazla olan nesilleri helâk ettiğini bilmiyor muydu? Böylece dünyevi parıltısının gururu içinde halkının arasında dolaştı. Gayeleri dünya hayatı olanlar dediler ki: “Ah, keşke Karun’dakinin benzeri bizim de olsaydı! Çünkü o gerçekten büyük bir talih sahibidir!” Kendilerine gerçek ilim verilenler dediler ki: “Yazıklar olsun size! Allah’ın ahiretteki mükâfatı, iman edip salih amel işleyenler için daha hayırlıdır. Ancak buna, sebat edenlerden başkası ulaşamaz.” Sonra onu ve evini yerin dibine geçirdik; Allah’a karşı kendisine yardım edecek en ufak bir taraftarı yoktu ve kendini savunamıyordu. Dün onun konumuna gıpta edenler, ertesi gün şöyle demeye başladılar: “Ah, şüphesiz Allah, kullarından dilediğine rızkı genişletir de, kısar da! Allah bize lütufta bulunmasaydı, bizi yerin dibine geçirebilirdi! Ah! Allah’ı inkar edenler, kesinlikle kurtuluşa eremezler.” Biz o ahiret yurdunu, yeryüzünde zorbalık ve bozgunculuk yapmayanlara veririz: ve son, takvâ sahipleri için daha hayırlıdır. Kim bir iyilik yaparsa, onun mükâfatı, yaptığından daha hayırlıdır. ama kim kötülük yaparsa, kötülük yapanlar ancak yaptıklarının ölçüsünde cezalandırılır.” : Kasas 76-84

  53. De ki: “Ey nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

    Bütün günahları bağışlar: Yani samimi tövbe ve hatalı/kötü davranışın düzeltilmesi üzerine.

  54. ” Size azap gelmeden önce Rabbimize tövbe ederek yönelin ve O’nun Rızâsına boyun eğin; ondan sonra yardım görmeyeceksiniz.

    Tövbe ederek Rabbimize dönün ve O’nun İradesine boyun eğin, Ceza üzerinize gelmeden önce: Ondan sonra size yardım edilmeyecektir.

    Öğüt şu kadar yalındır: “Daha vakit varken tövbe edin, iyiliğin peşine düşün.” Çünkü bir gün gelecek, hesap kurulduğunda, yargı günü gelip çattığında, hiç kimse size yardım edemeyecek. Ne dostlar ne de servet bir fayda sağlayacak. O an geldiğinde, her şey için çok geç olacak. İnsanoğlu, geç olmadan bu dünyada iyiliği seçip, doğru yola girmeli. Çünkü o hesap günü, pişmanlığın hiçbir anlamı kalmayacak.

  55. “Ve siz farkına varmadan ansızın azap üzerinize gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenlerin en güzeline uyun!-

    Ve Rabbinizden size vahyedilen en güzel yolu izleyin, azap size ansızın, siz farkına varmadan gelmeden önce!

    Allah’ın buyruğu, en zayıf kulunun zayıflığına bile karşılık verir. Yüce Yaratıcı, kullarından sadece bencil iradelerini O’nun iradesine teslim etmelerini ister. O yüzden ilahi merhametle, standartlarımız her ne kadar en yüksek erdeme erişemese de, elimizden gelenin en iyisini yapmamıza müsaade eder. Ve işte burada, Allah’ın Lütfu yardımımıza yetişir. Fakat bu teslimiyet ve çaba, bu hayatta yapılmalı, hem de hemen. Söz, kalbimize işlediği an harekete geçmeliyiz. Çünkü yargı, ansızın kapımızı çalabilir; hazırlıksız yakalanmaksa en büyük pişmanlık olur.

  56. “Öyleyse ruh şöyle demesin: Ah! Vay benim başıma! – Bununla Allah’a karşı görevimi ihmal ettim ve ancak alay edenlerden oldum!-

    Ruh o zaman ‘Ah! Yazıklar olsun bana!’ demesin! Allah’a karşı görevlerimi ihmal ettim ve alay edenlerden oldum!

    O zaman geldiğinde, içimizi derin bir pişmanlık kaplar. O an fark ederiz ki, kusurlarımız, ihmallerimiz bir bir önümüze serilmiş. Ciddiyetle sarılmamız gereken meselelerde kayıtsız kalmışız, öğrenmek ve anlamak varken, işin kolayına kaçıp alaya almışız. Ama iş işten geçmiş olur artık. Zaman geri dönmez, konumumuzu düzeltmek, hatalarımızı telafi etmek için o fırsat çoktan kaçmıştır. Pişmanlık, o an yüreğimizi dağlasa da, yapılacak bir şey kalmamıştır.

  57. “Veya: ‘Keşke Allah bana hidâyet etseydi, muhakkak salihlerden olurdum’ demesin-

    Ya da bir gün gelir de, ‘Allah beni doğru yola iletseydi, ben de elbet iyi insanlardan olurdum,’ demeye kalkarsın. Ama bu, boşa bir sitem olur. Çünkü Allah’ın uyarıları, rehberliği, apaçık ortadadır. ‘Keşke uyarılsaydım,’ diyenlere karşı cevap da nettir: Vahiy, insanın gözünün önüne serilmiş bir yol haritası gibidir. Her şey apaçık ortada iken, insanın ‘bilmiyordum’ deme lüksü kalmaz. İşte bu yüzden, ‘demesin’ ifadesi, insanın uyarıyı gördüğü halde sorumluluğunu yerine getirmediğini hatırlatır.

  58. “Ya da azabı gördüğü zaman: ‘Keşke bir şansım daha olsaydı, muhakkak iyilik yapanlardan olurdum’ demesin diye.

    Veya azabı gözleriyle gördüklerinde, ‘Keşke bir şansım daha olsaydı, kesinlikle iyilik edenlerden olurdum!’ demeye kalkmasınlar. Lakin insan kendi elleriyle getirdiği sonun farkına vardığında, pişmanlık fayda etmez. Çünkü hayat boyunca birçok şans verilmiştir. Allah’ın merhameti defalarca dile gelmiş, ‘Sakın Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; zira O, bütün günahları affeder, çünkü O çok bağışlayandır, çok merhametlidir’ diye seslenilmiştir. O son ‘demesin’ ifadesinin derinliği de tam burada yatıyor: Her uyarı bir fırsat, her fırsat bir kurtuluş yoludur. Fakat bu fırsatlar geçip gittiğinde, geriye sadece keşkeler kalır.

  59. “Cevap şu olacak: Hayır, sana âyetlerim geldi de sen onları yalanladın; büyüklük tasladın/kibirlendin ve kâfirlerden oldun/İnancı reddedenlerden oldun!”

    Cevap şu olur: “Hayır! Sana ayetlerim geldi, ama sen onları göz ardı ettin; kibirlenip iman edenlerden yüz çevirdin!” İşte bu, pişmanlık ve yalvarışın karşılığıdır. Çünkü önceden her şey açıkça gösterilmiş, ayetler defalarca iletilmişti. Fakat kişi kibirle, kasıtlı bir şekilde gerçeği reddetmeyi seçti. Günahın temelinde, tıpkı Şeytan’da olduğu gibi, kibrin ve bencilliğin yattığı açıklanır. Kibir, insanı Hak’tan uzaklaştıran en büyük tuzaktır. Şeytan’ın örneği de her günahkârın kaderini gösteren bir aynadır; küçücük de olsa o kibir, bir çığ gibi büyür ve insanı felakete sürükler.

  60. Kıyamet günü, Allah’a karşı yalan söyleyenleri göreceksin, yüzleri simsiyah olmuş; Kibirlenenler için cehennemde bir yer yok mu?

    Kıyamet Günü’nde, Allah’a yalan söyleyenlerin yüzlerini göreceksin, kapkara kesilmiş, kararmış. O kibirlilere Cehennem’de yer yok mu? Lekesiz beyaz nasıl saflığı, dürüstlüğü ve onuru temsil ediyorsa, siyah da kötülüğü, rezilliği, yalanı yansıtır. Belki de bu simsiyah yüzler, Ateş’in yakıcı azabının bir yankısıdır; Cehennem’in o sonsuz karanlığına bir işarettir.

  61. Ama Allah, takva sahiplerini kurtuluş yerlerine ulaştırır: Onlara hiçbir kötülük dokunamaz ve onlar üzülmeyeceklerdir.

    Ama Allah, salih kullarını alıp kurtuluşun güvenli diyarına çıkaracaktır; ne bir kötülük dokunacak onlara ne de içlerinde bir hüzün kalacak. Mafazah, sanki bir arzunun gerçekleştiği, zaferle dolu bir yer, bir umut diyarı gibi… Kötülüğün çocuklarının umutsuzluğu, yıkımı ve başarısızlığıyla karşılaştırıldığında bu, tam bir kurtuluş. Onlar lanetlenmenin o karanlık uçurumuna sürüklenirken, salihler ışığın yolunda, emniyetin koynunda olacaklar.

  62. Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeyin velisi/koruyucusu ve kontrolünde tutanıdır.

  63. Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur: Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, işte onlar hüsrana uğrayacaklardır.

    Göklerin, yerin tüm anahtarları O’nun elindedir. Allah’ın ayetlerini inkar edenler ise, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. Çünkü Allah, ne isyanlarından ne de itaatsizliklerinden bir şey yitirir. Kayıp, insanın kendi kendine vurduğu darbedir. Yaratan’ın onlara biçtiği güzel, saf kalıba karşı gelip kendi doğalarına ihanet ettikleri için kaybederler. Allah hep yerinde, yüce; onlar ise kendi içlerinde karanlığa saplanmışlardır.

  64. De ki: “Bana Allah’tan başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz, ey cahiller?”

    De ki: “Ey aklı kararmışlar, bana Allah’tan başkasına tapmamı mı emrediyorsunuz?” Bana, Allah’ın elçisine mi emrediyorsunuz? İşte burada büyük bir ironi var. Allah’ın Peygamberi, ona akıl vermeye çalışanlara dönüp der ki: “Siz kimsiniz ki bana nasıl ibadet edeceğimi söylüyorsunuz? Siz, sadece cehaletin karanlığında kaybolmuş insanlarsınız. Benim yolum Allah’tan gelir, görevim onundur. Bu görev, benden önceki peygamberlere de aynı şekilde verilmişti: Tek Hakikatin Birliği’ne inanmak, eğer Allah’tan yüz çevirir, başka şeylere taparsanız, tüm ömrünüzü boşa harcamış olursunuz. Sınanma süreniz heba olur, yaşamınızın anlamı kaybolur.”

  65. Oysa sana – senden öncekilere de vahyolunmuştu ki: “Eğer Allah’a ortak koşarsan, hayatta yaptığın iş boşa gider ve kesinlikle tüm manevi iyiliği kaybedenlerin saflarında olursun”.

    Sana vahyedildi, tıpkı senden öncekilere vahyedildiği gibi: “Eğer Allah’a ortak koşarsan, yaptığın her şey boşa gidecek, emeğin yitip gidecek, ruhun kaybolanların safında yer alacak.” İşte bu, İslam’la ve önceki vahiylerle tekrar tekrar gelen Birlik Mesajı’dır; dünyanın başladığı günden bu yana Allah’ın insanlığa seslenişidir. Sahte, riyakar inanç, bizi boş işlerin peşine düşürür, ruhumuzu kurutur. Manevi hayatın özünü, amacını yitiririz; kalbimizdeki ışık söner, geriye yalnızca karanlık kalır. Oysa Allah’tan yüz çeviren, gerçekte sadece kendinden yüz çevirmiştir.

  66. Hayır, Allah’a kulluk edin ve şükredenlerden olun.

    “Şükretmek” Allah’ın bize verdiği nimetlere değer verdiğimizi ve bunları O’nun hizmetinde kullanacağımızı davranışlarımızla göstermektir.

  67. Onlar, Allah hakkında O’na uygun bir değerlendirmede bulunmadılar: Kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun avucunun içinde olacak ve gökler O’nun sağ elinde dürülecektir: Ne yücedir O! O, onların ortak koştukları ortaklardan yücedir!

    Allah’ı layıkıyla takdir edemediler; o büyük kudreti anlamadılar. Kıyamet Günü geldiğinde, yeryüzü bütünüyle O’nun avucunda olacak, göklerse sağ eliyle dürülüp toplanacak. O’nun şanı ne yüce, ne büyük! O, kendisine ortak koştukları her şeyden çok daha yüce, çok daha üstün!

    İnsanlar, sahte tanrıların peşine düşerken, doğanın güçlerine taparken unuttular; her şeyin Allah’ın karşısında bir hiç olduğunu unuttular. O büyük gün geldiğinde, tüm dünya, bir insanın avucuna sığdırabileceği bir şeyden daha fazlası olmayacak. Ve gökler, bir adamın sağ eliyle dürebileceği basit bir tomar kadar küçülecek. Allah’ın kudreti öylesine büyük ki, yaratılmış olan her şey, O’nun karşısında bir zerreden ibaret.

    ““Allah insana vahiy yoluyla hiçbir şey indirmez” dediklerinde, Allah’ı adil bir takdirle değerlendirmiyorlar. De ki: “Öyleyse, Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği Kitabı kim indirdi? Orada size, sizin de atalarınızın da bilmediğiniz şeyler öğretildi.” De ki: “Onu Allah indirdi”: O halde bırakın onları boş tezlere ve boş sözlere dalsınlar.” : Enam 91

    “Ey insanlar! İşte ortaya konan bir benzetme! Onu dinleyin! Allah’tan başka taptıklarınız, hepsi bir amaç için bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamazlar! Sinek onlardan bir şey kapsa, onu sinekten kurtarmaya güçleri yetmez. Yalvaranlar da, yalvardıkları da acizdir! Allah hakkında adil bir değerlendirme yapmadılar. Allah güçlüdür, dilediğini yerine getirmeye kadirdir.” : Hac 73-74

    “Yoksa ondan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: “İnandırıcı delilinizi getirin: Bu, benimle beraber olanların mesajıdır ve benden öncekilerin mesajıdır.” Ama onların çoğu hakkı bilmezler de yüz çevirirler.” : Enbiya 24

    “Güneş geniş ışığı ile katlandığında/dürüldüğünde/köreltildiğinde; Yıldızlar parlaklığını kaybederek düştüğünde;” :Tekvir 1-2

  68. Sûr’a üfürülecek ve Allah’ın muaf tutulmasını razı olacağı müstesna, göklerde ve yerde olanların hepsi bayılacak. Sonra ikinci bir ses daha duyulacak, o zaman, onlar ayakta durmuş/ayağa kalkmış seyredecekler!

    Sûr ilk kez üflendiğinde, göklerde ve yerde kim varsa – Allah’ın hoşnut olduğu canlar hariç – hepsi bayılacak, yere yığılacak. Sonra bir ikinci kez üflenecek ki, işte o zaman herkes ayaklanacak, gözleri açık, şaşkınlıkla bakacaklar!

    Kıyametin o ilk Sûruyla, dünya, bugün bildiğimiz her şeyle vedalaşacak. Gördüğümüz gökler, üzerinde yürüdüğümüz toprak, her şey değişecek; yeni bir gök, yeni bir yeryüzü kurulacak. İnsan ruhları sarsılacak, bir süreliğine kaybolacak, ne zamanı, ne mekanı ne de kim olduğunu bilecek. Ama ikinci Sûr üflendiğinde, işte o zaman yeni bir dünyada, tüm gerçekliği daha net görecekler. Ve o anda, hesap vakti başlayacak; herkes, gözleriyle adaleti izlerken, geçmişin yüküyle yüzleşecek.

  69. Ve yeryüzü, Rabbinin izzeti ile parıldar: Amel Defteri açılır; peygamberler ve şahitler getirilecek ve aralarında adil bir hüküm verilecek; ve onlar hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklardır.

    Ve Dünya, Rabbinin İzzetiyle ışıl ışıl parlayacak. Amel Defteri açılacak; peygamberler ve şahitler getirilecek. Aralarında adaletle hükmedilecek ve kimseye en ufak bir haksızlık yapılmayacak.

    O zaman, yepyeni bir dünya kurulacak. Adaletsizliğin, eşitsizliğin, karanlığın ve kötülüğün hiçbir izi kalmayacak. Alemi aydınlatan tek ışık, Allah’ın yüce İzzeti olacak. Yalanlar, aldatmacalar, göz boyamalar bir bir silinip gidecek. Her şey, hakikatin keskin ve parlak ışığında görünür hale gelecek.

    Yargılama o gerçeklik sahnesinde olacak. Allah’ın büyük Tahtı’nın önünde herkesin amelleri, niyetleri, tek tek açılacak, herkes görecek. Peygamberler, hakikat için dövüşenler, şehitler, canlarını ortaya koyanlar mahkemede hazır bulunacak, tanıklık edecekler. Ve verilen hüküm, tam anlamıyla adil olacak, çünkü Yargıç yalnızca adaletiyle değil, her durumu, her olayı en ince ayrıntısına kadar bilen O’dur. Büyük bir bilgelikle, ne küçük bir şey unutulacak, ne de büyük bir gerçek göz ardı edilecek.

  70. Ve herkese amellerinin karşılığı tam olarak ödenecektir. Allah onların yaptıklarını en iyi bilendir.

    Her cana, yaptıklarının karşılığı tastamam verilecek; kimse hakkından ne bir eksik alacak ne bir fazla. Çünkü Allah, her şeyi en iyi bilendir, her niyeti, her hareketi en derininden görendir.

    Dünyada bir mahkemede, yargıç aldatılabilir, gözden kaçan bir şey olur, yanlış hüküm verilebilir. Ama burada, bu Yüce Mahkeme’de, ne aldatma, ne hata mümkün. Çünkü Allah her şeyi bilir; gördüğümüzden, bildiğimizden öte, kalplerde gizlenenleri, ruhların en derin köşelerine kadar herkesten daha iyi görür, daha iyi bilir.

  71. Kâfirler, kalabalık bir şekilde Cehenneme götürüleceklerdir: Ta ki oraya vardıklarında kapıları açılıncaya kadar. Ve onun bekçileri, “İçinizden size Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bu gününüze kavuşacağınız konusunda sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” diyecekler. Cevap: “Doğru, fakat azap hükmü, kâfirlere karşı hak oldu!” olacaktır.

    Kafirler, büyük kalabalıklar halinde Cehenneme sürüklenecekler. Vardıklarında, kapılar ağır ağır açılacak. Bekçileri, “Size, aranızdan çıkıp Rabbinizin ayetlerini okuyan, bu günün geleceğini size hatırlatan elçiler gelmedi mi?” diye soracaklar. Onların cevabı acı bir gerçeği kabullenircesine olacak: “Evet, geldi… Ama azabın hükmü artık üzerimize hak oldu!”

    Kalabalıklar… İşte surenin can alıcı kelimesi bu! Eğer bir ruh, inançlarına sarılmazsa, Hakikati arayıp bulmazsa, tıpkı Helak’a doğru sürüklenen o kalabalıklarla aynı akıbete mahkum olur.

    Bekçilerin, dünyadaki kötülüklerden habersiz, bu kadar büyük bir kalabalığın “Kötü Mekân” dediğimiz Cehenneme nasıl geldiğine şaşıran melekler olduğu düşünülür. Ama cevap, belki de diğer meleklerden gelir: “Evet, onlara kendi içlerinden elçiler gönderildi, Rabbinin merhametini anlatsın, onları uyarsın diye. Ama onlar isyan ettiler, kibirlendiler. Hakikati, imanı ve merhameti reddettiler! Şimdi ise Allah’ın verdiği hüküm, isyan edenler üzerine gerçekleşti.”

    “Büyüklük taslayanlar: “Hepimiz bu ateşin içindeyiz! Şüphesiz Allah, kulları arasında hükmünü vermiştir!” diyecekler. Ateştekiler, Cehennem Bekçilerine: “Rabbinize duâ edin de en azından bize azabı bir gün hafifletsin!” “Peygamberleriniz size apaçık delillerle gelmedi mi?” diyecekler. “Evet” diyecekler. Onlar, “Öyleyse dilediğiniz gibi dua edin! Fakat kâfirlerin duası, sapıklığın labirentlerinde boş boş dolaşmaktan başka bir şey değildir!” diyecekler.” : Mumin 48-50

    “Rablerini ve Azizlerini inkar edenler için cehennem azabı vardır: ne kötü bir varış yeridir. Oraya atıldıklarında, alevler saçarken bile onun korkunç soluğunun çekildiğini işitecekler. Neredeyse öfkeden patlayacak gibi: Ne zaman oraya bir Grup atılsa, Muhafızları soracak: “Size bir Uyarıcı gelmedi mi?” Derler ki: “Evet, bize bir uyarıcı geldi de biz onu yalanladık ve “Allah hiçbir mesaj indirmedi, siz amansız bir aldanıştan başka bir şey içinde değilsiniz!” diye konuştuk” Yine derler ki: “Keşke dinleseydik veya aklımızı kullansaydık şimdi alevli ateşin ehli arasında olmazdık!” İşte oracıkta günahlarını itiraf edecekler: fakat bağışlanma alevli ateşin ashabından uzaktır!” : Mülk 6-11

  72. Onlara şöyle denecek: “İçinde ebedî kalmak üzere cehennemin kapılarından girin; bu büyüklük/kibirlilik taslayanların yurdu ne kötü bir yerdir!”

    Onlara şöyle denilecek: “Cehennemin kapılarından içeri girin, orada ebediyen kalın. İşte kibirlilerin yurdu, ne kadar da karanlık, ne kadar da korkunç bir yer!”

    Diğer yerlerde olduğu gibi, burada da kötülüğün kökeninin bencillik ve kibir olduğu açıkça belirtiliyor. Bu iki kötü tohum, cehennemin kapılarına götüren yoldur; çünkü insanın kendini her şeyin üstünde görmesi ve sadece kendi çıkarlarını düşünmesi, en derin karanlıklara sürükler.

  73. Rablerinden korkanlar ise bölük bölük/kalabalıklar halinde cennete götürülürler/yönlendirilecekler: nihayet oraya varırlar/varana kadar; kapıları açıldığında; bekçileri derler ki: “Selâm size! Aferin! Buraya, ebedî olarak kalmak için girin.”

    Artık gerçek bir ayıklama zamanı.

    Salihler de kalabalıklar halinde gidecekler ve yalnız olmayacaklar.

    Ve Rablerinden korkanlar, kalabalıklar halinde Cennet’e götürüleceklerdir ve yalnız olmayacaklardır: nihayet oraya vardıklarında; kapıları açılacak ve bekçileri şöyle diyecekler: “Size selam olsun! İyi iş yaptınız/çıkardınız! Buraya girin, orada ikamet edin.”

    Cennetteki melekler, iyi ve salih ruhların gelişine şaşırmazlar; sevinçle karşılarlar. Barış dolu bir selamla onları selamlar, tebrik eder ve içeri alırlar. Her şey, dostane bir karşılama ve huzur içinde gerçekleşir

  74. Derler ki: “Bize olan va’dini gerçekten yerine getiren ve bize bu yeri miras olarak veren Allah’a hamd olsun. Biz cennette dilediğimiz gibi mesken tutarız: salih amel işleyenler için ne güzel bir mükâfat!”

    Onlar diyecek ki: “Bize vaadini gerçekleştiren, bu cennet topraklarını miras olarak veren Allah’a hamdolsun! Artık dilediğimiz gibi bu Cennette oturabiliriz. Salih ameller işleyenler için ne büyük bir mükafat!”

    Bu sözler, Cennet’e yeni ayak basanların dilinden dökülecek. İlk olarak Allah’a olan şükranlarını ve memnuniyetlerini Hamd ile ifade ederler.

    Burada dünyada olduğu gibi bir mülk mirası yoktur. Onlar, Allah’ın lütfuyla sonsuza dek bu Cennetin gerçek sahipleri olmuştur. Burası, onlara bağışlanan nihai yurt, ebedi bir armağandır.

    “Ve Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimetlere tamah edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar: Hayır, onlar için daha kötü olur: Çok geçmeden, cimrilikle alıkoydukları şeyler, Kıyamet Günü burkulmuş bir gerdanlık gibi boyunlarına bağlanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” : Ali Imran 180

    “Sizi yeryüzünün halefleri ve varisleri kılan O’dur. Size verdiği nimetlerde sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kıldı. Rabbinin cezası çabuk olandır, gerçekten çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”: Enam 165

  75. Ve meleklerin İlahi Arş’ı dört bir yandan kuşattıklarını, Rablerini tesbih ve hamd ettiklerini / Şan ve Övgüler söylediğini görürsün. Kıyamet günü aralarındaki Hüküm/Karar tam bir adalet içinde gerçekleşecek ve her taraftan/yandan haykırış olacak, “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur!”

    Ve meleklerin her taraftan İlahi Taht’ı çevrelediğini, Rablerine Şan ve Övgüler söylediğini göreceksin. Yargılamada aralarındaki Karar tam bir adaletle olacak ve her taraftan gelen haykırış, “Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur!” olacak.

    Bunlar ilk Surenin açılış sözcükleridir ve bunlar, Rablerinin, her şeyin Evrensel Rabbinin Yüzü Işığında Cennetteki nihai Mutluluğun atmosferini anlatır!

Zumar, or the Crowds 

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.

  1. The revelation of this Book is from

Allah, the Exalted in Power, Full of Wisdom.

  1. Verily it is We Who have revealed the Book to thee in Truth:

So serve Allah, offering Him sincere devotion.

  1. Is it not to Allah that sincere devotion is due? But those

who take for protectors others than Allah (say): “We only serve

them that they may bring us nearer to Allah.” Truly Allah will

judge between them in that which they differ. But Allah guides

not such as are false and ungrateful.

  1. Had Allah wished to take to Himself a son, He could have

chosen whom He pleased out of those whom He doth create: But

Glory be to Him! (He is above such things.) He is Allah, the

One, the Irresistible.

  1. He created the heavens and the earth in true (proportions):

He made the Night overlap the Day, and the Day overlap the

Night: He has subjected the sun and the moon (to His Law): Each

one follows a course for a time appointed. Is not He the Exalted

in Power–he Who forgives again and again?

  1. He created you (all) from a single Person: Then created, of

like nature, his mate; and He sent down for you eight head of

cattle in pairs: He makes you, in the wombs of your mothers, in

stages, one after another, in three veils of darkness. Such is

Allah, your Lord and Cherisher: To Him belongs (all) dominion.

There is No god but He: Then how are ye turned away (from your

true Center)?

  1. If ye reject (Allah), truly Allah hath no need of you; but He

liketh not ingratitude from His servants: If ye are grateful, He

is pleased with you. No bearer of burdens can bear the burden of

another. In the End, to your Lord is your return, when He will

tell you the truth of all that ye did (in this life). For He

knoweth well all that is in (men’s) hearts.

  1. When some trouble toucheth man, he crieth unto his Lord,

turning to Him in repentance: But when He bestoweth a favor upon

him as from Himself, (man) doth forget what he cried and prayed

for before, and he doth set up rivals unto Allah, thus

misleading others from Allah’s Path. Say, “Enjoy thy blasphemy

for a little while: Verily thou art (one) of the Companions of

the Fire!”

  1. Is one who worships devoutly during the hours of the night

prostrating himself or standing (in adoration), who takes heed

of the Hereafter, and who places his hope in the Mercy of his

Lord–(like one who does not)? Say: “Are those equal, those who

know and those who do not know? It is those who are endued with

understanding that receive admonition.

  1. Say: “O ye my servants who believe! Fear your Lord. Good is

(the reward) for those who do good in this world. Spacious is

Allah’s earth! Those who patiently persevere will truly receive

a reward without measure!”

  1. Say: “Verily, I am commanded to serve Allah with sincere

devotion;

  1. “And I am commanded to be first of those who bow to Allah in

Islam.”

  1. Say: “I would, if I disobeyed my Lord, indeed have fear of

the Penalty of a Mighty Day.”

  1. Say: “It is Allah I serve, with my sincere (and exclusive)

devotion:

  1. “Serve ye what ye will besides Him.” Say: “Truly, those in

loss are those who lose their own souls and their People on the

Day of Judgment: Ah! That is indeed the (real and) evident Loss!

  1. “They shall have Layers of Fire above them, and Layers (of

Fire) below them”: With this doth Allah warn off His Servants!

“O My Servants! Then fear ye Me!”

  1. Those who eschew Evil, –and fall not into its worship, —

and turn to Allah (in repentance), –for them is Good News: So

announce the Good News to My Servants, —

  1. Those who listen to the Word, and follow the best (meaning)

in it: Those are the ones whom Allah has guided, and those are

the ones endued with understanding.

  1. Is, then, one against whom the decree of Punishment is

justly due (equal to the one who eschews evil)? Wouldst thou,

then, deliver one (who is) in the Fire?

  1. But it is for those who fear their Lord, that lofty

mansions, one above another, have been built: Beneath them flow

rivers (of delight): (Such is) the Promise of Allah: Never doth

Allah fail in (His) promise.

  1. Seest thou not that Allah sends down rain from the sky, and

leads it through springs in the earth? Then He causes to grow,

therewith, produce of various colors: Then it withers; thou wilt

see it grow yellow; then He makes it dry up and crumble away.

Truly, in this, is a Message of remembrance to men of

understanding.

  1. Is one whose heart Allah has opened to Islam, so that he has

received enlightenment from Allah, (no better than one

hardhearted)? Woe to those whose hearts are hardened against

celebrating the praises of Allah! They are manifestly wandering

(in error)!

  1. Allah has revealed (from time to time) the most beautiful

Message in the form of a Book, consistent with itself, (yet)

repeating (its teaching in various aspects): The skins of those

who fear their Lord tremble thereat; then their skins and their

hearts do soften to the celebration of Allah’s praises. Such is

the guidance of Allah: He guides therewith whom He pleases, but

such as Allah leaves to stray, can have none to guide.

  1. Is, then, one who has to fear the brunt of the Penalty on

the Day of Judgment (and receive it) on his face, (like one

guarded therefrom)? It will be said to the wrongdoers: “Taste ye

(the fruits of) what ye earned!”

  1. Those before them (also) rejected (revelation), and so the

Punishment came to them from directions they did not perceive.

  1. So Allah gave them a taste of humiliation in the present

life, but greater is the Punishment of the Hereafter, if they

only knew!

  1. We have put forth for men, in this Koran every kind of

Parable, in order that they may receive admonition.

  1. (It is) a Koran in Arabic, without any crookedness

(therein): In order that they may guard against Evil.

  1. Allah puts forth a Parable–a man belonging to many partners

at variance with each other, and a man belonging entirely to one

master: Are those two equal in comparison? Praise be to Allah!

But most of them have no knowledge.

  1. Truly thou wilt die (one day), and truly they (too) will die

(one day).

  1. In the End will ye (all), on the Day of Judgment, settle

your disputes in the presence of your Lord.

  1. Who, then, doth more wrong than one who utters a lie

concerning Allah, and rejects the Truth when it comes to him: Is

there not in Hell an abode for blasphemers?

  1. And he who brings the Truth and he who confirms (and

supports) it–such are the men who do right.

34.. They shall have all that they wish for, in the presence of

their Lord: Such is the reward of those who do good:

  1. So that Allah will turn off from them (even) the worst in

their deeds and give them their reward according to the best of

what they have done.

  1. Is not Allah enough for His servant? But they try to

frighten thee with other (gods) besides Him! For such as Allah

leaves to stray, there can be no guide.

  1. And such as Allah doth guide there can be none to lead

astray. Is not Allah Exalted in Power, (Able to enforce His

Will), Lord of Retribution?

  1. If indeed thou ask them who it is that created the heavens

and the earth, they would be sure to say, “Allah”. Say: “See ye

then? The things that ye invoke besides Allah, –can they, if

Allah wills some Penalty for me, remove His Penalty? –Or if He

wills some Grace for me, can they keep back His Grace?” Say:

“Sufficient is Allah for me! In Him trust those who put their

trust.”

  1. Say: “O my people! Do whatever ye can: I will do (my part):

But soon will ye know–

  1. “Who it is to whom comes a Penalty of ignominy, and on whom

descends a Penalty that abides.”

  1. Verily We have revealed the Book to thee in Truth, for

(instructing) mankind. He, then, that receives guidance benefits

his own soul: But he that strays injures his own soul. Nor art

thou set over them to dispose of their affairs.

  1. It is Allah that takes the souls (of men) at death; and

those that die not (He takes) during their sleep: Those on whom

He has passed the decree of death, He keeps back (from returning

to life), but the rest He sends (to their bodies) for a term

appointed. Verily in this are Signs for those who reflect.

  1. What! do they take for intercessors others besides Allah?

Say: “Even if they have no power whatever and no intelligence?”

  1. Say: “To Allah belongs exclusively (the right to grant)

Intercession: To Him belongs the dominion of the heavens and the

earth: In the End, it is to Him that ye shall be brought back.

  1. When Allah, the One and Only, is mentioned, the hearts of

those who believe not in the Hereafter are filled with disgust

and horror; but when (gods) other than He are mentioned, behold,

they are filled with joy!

  1. Say: “O Allah! Creator of the heavens and the earth! Knower

of all that is hidden and open! It is Thou that wilt Judge

between Thy Servants in those matters about which they have

differed.”

  1. Even if the wrongdoers had all that there is on earth, and

as much more, (in vain) would they offer it for ransom from the

pain of the Penalty on the Day of Judgment: But something will

confront them from Allah, which they could never have counted

upon!

  1. For the evils of their Deeds will confront them, and they

will be (completely) encircled by that which they used to mock

at!

  1. Now when trouble touches man, he cries to Us: But when We

bestow a favor upon him as from Ourselves, he says, “This has

been given to me because of a certain knowledge (I have)!” Nay,

but this is but a trial, but most of them understand not!

  1. Thus did the (generations) before them say! But all that

they did was of no profit to them.

  1. Nay, the evil results of their deeds overtook them. And the

wrongdoers of this (generation) –The evil results of their

deeds will soon overtake them (too), and they will never be able

to frustrate (Our Plan)!

  1. Know they not that Allah enlarges the provision or restricts

it, for any He pleases? Verily, in this are Signs for those who

believe!

  1. Say: “O my Servants who have transgressed against their

souls! Despair not of the Mercy of Allah: For Allah forgives all

sins: For He is Oft-Forgiving, Most Merciful.

  1. “Turn ye to your Lord (in repentance) and bow to His (Will),

before the Penalty comes on you: After that ye shall not be

helped.

  1. “And follow the Best of (the courses) revealed to you from

your Lord, before the Penalty comes on you–of a sudden, while

ye perceive not! —

  1. “Lest the soul should (then) say: `Ah! Woe is me! –In that

I neglected (my Duty) towards Allah, and was but among those who

mocked!’ —

  1. “Or (lest) it should say: `If only Allah had guided me, I

should certainly have been among the righteous!’ —

  1. “Or (lest) it should say when it (actually) sees the

Penalty: `If only I had another chance, I should certainly be

among those who do good!’

  1. “(The reply will be:) `Nay, but there came to thee My Signs,

and thou didst reject them: Thou wast haughty, and became one of

those who reject Faith!’”

  1. On the Day of Judgment wilt thou see those who told lies

against Allah; –Their faces will be turned black; is there not

in Hell an abode for the Haughty?

  1. But Allah will deliver the righteous to their place of

salvation: No evil shall touch them, nor shall they grieve.

  1. Allah is the Creator of all things, and He is the Guardian

and Disposer of all affairs.

  1. To Him belong the keys of the heavens and the earth: And

those who reject the Signs of Allah, –It is they who will be in

loss.

  1. Say: “Is it some other than Allah that ye order me to

worship, O ye ignorant ones?”

  1. But it has already been revealed to thee, –“If thou wert to

join (gods with Allah), truly fruitless will be thy work (in

life), and thou wilt surely be in the ranks of those who lose

(all spiritual good)”

  1. Nay, but worship Allah, and be of those who give thanks.

  2. No just estimate have they made of Allah, such as is due

Him: On the Day of Judgment the whole of the earth will be but

His handful, and the heavens will be rolled up in His right

hand: Glory to Him! High is He above the Partners they attribute

to Him!

  1. The Trumpet will (just) be sounded, when all that are in the

heavens and on earth will swoon, except such as it will please

Allah (to exempt). Then will a second one be sounded, when,

behold, they will be standing and looking on!

  1. And the Earth will shine with the glory of its Lord: The

Record (of Deeds) will be placed (open); the prophets and the

witnesses will be brought forward; and a just decision

pronounced between them; and they will not be wronged (in the

least).

  1. And to every soul will be paid in full (the fruit) of its

deeds; and (Allah) knoweth best all that they do.

  1. The Unbelievers will be led to Hell in crowd: Until, when

they arrive there, its gates will be opened. And its Keepers

will say, “Did not apostles come to you rehearsing to you the

Signs of your Lord, and warning you of the Meeting of this Day

of yours?” The answer will be: “True: But the Decree of

Punishment has been proved true against the Unbelievers!”

  1. (To them) will be said: “Enter ye the gates of Hell, to

dwell therein: And evil is (this) abode of the arrogant!”

  1. And those who feared their Lord will be led to the Garden in

crowds: Until behold, they arrive there; its gates will be

opened; and its Keepers will say: “Peace be upon you! Well have

ye done! Enter ye here, to dwell therein.”

  1. They will say: “Praise be to Allah, Who has truly fulfilled

His promise to us, and has given us (this) land in heritage: We

can dwell in the Garden as we will: How excellent a reward for

those who work (righteousness)!”

  1. And thou wilt see the angels surrounding the Throne (Divine)

on all sides, singing Glory and Praise to their Lord. The

Decision between them (at Judgment) will be in (perfect)

justice, and the cry (on all sides) will be, “Praise be to

Allah, the Lord of the Worlds!”