← Listeye Dön

Tekvir Suresi

2025-04-20

kuranquranfurkan

Tekvir Suresi 81-7

(Dürülen, Katlananan, Köreltilen)

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

  1. Güneş geniş ışığı ile katlandığında/dürüldüğünde/köreltildiğinde;

Doğanın bildiğimiz tüm süreçleri bir gün son bulacak. İşte o zaman ruh, eylemlerinin sonuçlarını tam anlamıyla idrak edeceği büyük hesap anıyla karşı karşıya kalacak. Her ruhun yeniden dirilişi, aslında onun en büyük krizidir. O an geldiğinde, duyu dünyası çözülüp dağılacak; hayal gücü, mantık ve aklın inşa ettiği dünya eriyip gidecek. Amel defteri, hiçbir şey saklı kalmadan, kişinin önüne serilecek. Her sayfa, her kelime, her adım orada yazılı olacak.

Güneş, şu anda nasıl ki güneş sistemimizin merkezi ve düzenin sembolü olarak parlıyorsa, bir gün o da çekip gidecek. Newton’un Madde ve Çekim yasalarında tanımlanan fiziksel kuvvetler, güneşin parçalanışıyla birlikte son bulacak. Tıpkı bir kumaşın katlanması gibi, bu düzen de katlanıp dürülecek. Zamanın ve varlığın ipleri birer birer çözülürken, her şeyin son bulduğu o büyük an yaşanacak.

Bu sure ve onun gibi İnfitar ve İnşikak sureleri, kıyametin kopuşunu ve o dehşet dolu zamanı betimleyen, insanın yüreğini sarsan birer uyarıdır. Dünyanın düzeni çökerken, her ruhun karşılaşacağı büyük hesap anının habercisidirler.

  1. Yıldızlar parlaklığını kaybederek düştüğünde;

Güneş battıktan sonra, gökkubbenin sonsuz derinliklerinde sayısız yıldızın zayıf ışıklarını görürüz. Bu yıldızlar, çağlar boyunca sanki göğün sabit bekçileri gibi durdular. İnsanlar onları hep aynı yerlerinde buldu, zamana karşı değişmeyen birer işaret gibi. Hiçbir şey bu yıldızlar kadar sabit olamaz deriz. Ama o büyük gün geldiğinde, o gün ki kıyamet kopacak, işte o zaman, bu yıldızlar bile gökten birer birer dökülecek. Sanki gök, tohumlarını savuran bir ağaç gibi, onları boşluğa salıverecek. Ne kadar sabit görünürse görünsün, evrenin hiçbir unsuru o gün ayakta kalmayacak; her şey kendi sonuyla yüzleşecek.

  1. Dağlar bir serap gibi kaybolunca;

“Dağlar yürütülmüş, artık bir serap oluvermişlerdir.” : Sebe 20

Kendi dünyamızda dağlar – istikrarın en çarpıcı örnekleri olarak “ebedi yükseklikler” olarak görünürler, ; ama sanki hiç var olmamışlar gibi bir seraba benzer şekilde silinip gidecekler.

  1. On aylık yavrularıyla birlikte dişi develer sahipsiz kalınca;

Mallar başı boş kalacak. O hayatta çok büyük değer verdiğiniz, adeta taptığınız malların hiçbir anlamı kalmayacak. Her birey kendi derdine düşecek, ekonomik değer ve güç kavramı anlamsızlaşacak. Ekonomik durumlarımız maalesef bizi kurtaramayacak. O gün gelmeden aklımızı başımıza toplamalıyız.

  1. Yabani hayvanlar insan yerleşimlerinde bir araya toplandığında;

Günümüz dünyasında vahşi hayvanlar birbirlerinden korkarlar ve hemen hemen hepsi insandan korkar ve normalde insan yerleşimlerinden uzak dururlar. Ancak yerleşmiş düzen ortadan kalktığında, insan yerleşimleri ile ormanların vahşi doğası arasında neredeyse hiçbir ayrım kalmayacaktır.

  1. Okyanuslar bir kabarma ile kaynayarak taştığında;

“Yanan dolu/Kabaran denizlere, okyanuslara andolsun!” : Tur 6

O zaman tüm denge bozulacak. Kalıcı Realitenin şafağına yaklaşırken, bu geçici dünyanın enkazı böyle olacaktır.

  1. Nefsler tasnif edildiğinde, benzeri ile birleştiğinde;

“İşte o gün siz üç sınıfa ayrılmış olacaksınız.” : Vakia 7

Allah’a en yakın olanlar, sağ elin ashabı ve sol elin ashabı.

Oysa bu imtihan dünyasında, iyilik kötülükle karıştırılır, bilgi cehaletle, güç kibir ve küstahlıkla vb. Gerçekliğin yeni dünyasında, tüm gerçek değerler restore edilecek ve insanların benzerleri benzerleriyle birleşecek, çünkü tesis edilecek mükemmel bir Barış, Uyum ve Adalet alemi olacak.

  1. Diri diri gömülen dişi bebek sorgulandığında –

Kız çocuklarının diri diri gömülmesi, insanlığın vicdanında kapanmaz bir yara açmıştır. Bugünün Türkiye’sinde kadınların hor görülmesi, kötü muameleye maruz kalması, öldürülmesi bu büyük zulmün devamı gibidir. Bu haksızlığın hesabı elbette sorulacaktır, bu topraklar böylesi ağır günahları taşıyamaz.

O masum kızlar hangi suçtan canlı canlı toprağa verildi? Onları köle olmasınlar, satılmasınlar diye öldürenlerin kurduğu düzen bugüne de karanlık gölgesini uzatıyor. Kaç kızın hayalleri soldu, kaçının hayatı elinden alındı. Nasıl olur da insanlık, bu kadar günahkar, bu kadar acımasız bir düzene boyun eğer?

Bu düzen, mutlaka yıkılmalıydı. Hz. Muhammed, bu bozuk düzeni yerle bir etmek için tüm gücüyle çabaladı. Hesap, yalnızca ahirete bırakılmamalı; bu dünyada da zalimlerin, katliamların hesabı sorulmalı, adalet yerini bulmalı.

  1. Hangi suçtan öldürüldü diye;

Bu acı ve zulüm dolu dünyada, masum hayatlar haksız yere feda edilir, suçlular ise iz bırakmadan kaybolur. Toplum, kendi kurallarını sessiz bir anlaşmayla yürütür; haksızlıklar, inandırıcılık maskesiyle gizlenir. Ama o masum hayatların bedeli elbet sorulacaktır. Her sessiz kalan vicdan, her bakışını kaçıran göz bir gün hesap verecektir.

“Onlardan birine kız müjdelendiği zaman, yüzü kapkara kesilir. İçi öfkeyle dolar.
Kendisine verilen bu kötü haberden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün? Yazıklar olsun, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür.” : Nahl 58-59

Suç, toplumun sessiz onayıyla işlenir, kimse soru sormaz. Herkes bilir ama kimse konuşmaz. Ancak adaletin hüküm sürdüğü o manevi alemde, her soru sorulacak, her hakikat açığa çıkacaktır. Kurbanlar, suçsuzluklarını bizzat kanıtlayacaklardır. Gizlenen, saklanan ne varsa, o yolların taşları birer birer dökülecek, her suç açığa çıkacaktır.

  1. Parşömenler/amel defterleri açık bırakıldığında/açılıp göz önüne konduğunda;

İyi ya da kötü, insanların yaptıklarını kaydeden Parşömenler/kayıtlar o zaman herkesin önüne serilecek.

“Görevli, koruyucu, zabıt kâtibi iki melek, insanın iyilik ve kötülük adına, işlediği bütün amellerini kaydeder. İnsanın ağzından çıkan her söz ve işlediği ameller, kesinlikle, yanında kendisine gözcülük eden ve hazır bulunan zabıt kâtibi melek tarafından, zapta geçirilir.” : Kaf 17-18

“Zabıt tutan, itaatkâr ve sorumluluğunu bilen melekler var. Onlar sizin yapıp etmeye devam ettiğiniz her şeyi biliyorlar.” : İnfitar 11-12

Bu dünyada, bazı şeyler gözden kaçabilir, kimi gerçekler örtbas edilebilir. Ama mutlak Gerçeklik’in o sonsuz manevi dünyasında, ne iyi ne de kötü bir sır saklı kalır. Zamanla her şey ortaya dökülür. Yapılan eylemler, ihmaller, saklanan niyetler; ölçülmez acılar, ruhun derin yaraları, yapılan kötülüklerin ardındaki gerçekler tek tek aydınlığa çıkar.

Her hareketin, her suskunluğun, her acımasızlığın bir hikayesi vardır. O hikaye, günün birinde en ufak ayrıntısına kadar ortaya serilecek. Kimin kalbi nasıldı, kim elini kirletti, kim gözünü kapadı? Hiçbir şey sonsuz karanlıkta kalmaz; hesap günü geldiğinde, hakikat tüm çıplaklığıyla yüzleşmeye zorlar.

  1. Yüksekteki dünya ortaya çıktığında/ Gök yerinden oynatıldığında;

Manevi dünyanın en içteki halkaları / hali o zaman açıklığa kavuşacaktır.

Vahiy kitabıyla kainat kitabı arasında bağlantı vardır.

  1. Alevli Ateş şiddetli bir hararetle tutuşturulduğunda;
  2. Ve Cennet yaklaştırıldığı zaman;-

Nimet Bahçesi -Allah’ın Yüzünün Nuru – görünürde gelecektir – henüz erişilmemiştir, ancak görünür veya “yaklaştırılmıştır”. Çünkü artık gözlerden perdeler aralanmıştır ve Ruhun uyanışı ile birlikte gerçeklik daha net görülebilir olmuştur.

“Yaptığını, ancak yücelerden yüce Rabbinin rızası için yapar.” : Leyl 20

“O gün, ışıl ışıl parlayacak yüzler vardır.” : Kıyamet 22

“Biz, yakında başınıza gelecek bir azap ile sizi uyardık. Kişinin, nelere öncelik verdiğini, ilerisi için neler hazırlayıp, takdim ettiğini kontrol edeceği, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden inkarcı:
“- Ah ne olaydı, toprak olaydım” diyeceği gün, bu azap sizin başınıza gelecek.” : Nebe 40

“Derhal, hepsi diri olarak meydanda-mahşerde sıradadır.” : Naziat 14

  1. O zaman her nefis ortaya/önüne ne koyduğunu bilecektir.

Sonuç bu. Ruh tam idrakine ancak bu koşullarda ulaşır.

  1. Doğrusu ben uzaklaşan Gezegenlere – tanık olmaya çağırıyorum.

“Artık yemin olsun, vahyin yer ettiği gönüllere ve yıldızların mevki yerlerine!” : Vakia 75

“Hayır, öğüt almayacaklar. Parlamakta olan aya andolsun!” : Müdessir 32

Gezegenler ve uydular düzensiz birer beden değil, belirli kanunlara/kurallara/kadere uyarlar, Allah’ın kudret ve hikmetinin bir delilidirler.

  1. Düz gidenlere ve saklananlara;
  2. Ve dağılırken Geceye;

Ruhsal karanlıkta olan bir ruh, Vahiy yoluyla yavaş yavaş ruhsal Şafağına uyanır. Yani Karanlıkta kalmış bir ruh, ilahi bir ışık sayesinde yavaş yavaş aydınlanır.

  1. Ve Şafak karanlığı üflerken;-
  2. Muhakkak ki bu, çok şerefli bir elçinin sözüdür,

Vahiy gerçekten Allah’tandı. Doğada etraflarında meydana gelen günlük mucizeleri gözlemleselerdi şaşkınlıkları sona erebilirdi. Allah’ın Mesajını getiren melek Cebrail’di, kötü bir ruh değil.

Kuran güvenilir elçi Cebrail tarafından getirilmiştir.

  1. Kudret sahibi, Arş’ın Rabbinin huzurunda rütbeli,

Sadece Vahiy getiren değildi. Cebrail, şerefli bir Elçiydi, hileden âcizdi, ve melekler âleminde Allah’ın Arş’ı önünde rütbe ve yetkiye sahipti ve bir ilahi Mesajı iletmeye yetkilendirilmişti.

O da Peygamber gibi emanetine sadıktı; ve bu nedenle, Mesajın tam olarak ilahi İrade ve Amaca göre başka bir şekilde iletilmesi söz konusu değildi.

Cebrail sadece bir haberci değildi, şerefli bir elçiydi göklerde. Hile bilmez, mert bir yiğit, Allah’ın arşı önünde rütbe ve yetkiye sahip. Görev ona düşmüştü, ilahi sözü getirecekti yeryüzüne. Peygamber gibi o da emrine bağlıydı, emanetine sadık. Bu yüzden mesaj, tam da Allah’ın istediği gibi, ilahi İrade ve Amaca göre bir tek damla bile eksik olmadan ulaştı insanlara.

  1. Orada yetki sahibi, ve güvenine sadık.
  2. Ve ey insanlar! sizin arkadaşınız cinli/deli/mecnun değil;

Cebrail’den sonra, sıra bizim Peygamberimiz Muhammed’e geldi. O, mertçe yürüdü bu dünyada. Doğru söylerdi, yalan bilmezdi. Karakterliydi, sözüne güvenilirdi, yüreği temizdi. Bizim gibi ekmek yedi, bizim gibi su içti. İçimizdenbiri, arkadaşımızdı. Ama o, diğerlerinden farklıydı. Allah’ın nuruyla aydınlanmıştı, seçilmiş peygamberiydi.”

  1. Ve şüphesiz onu apaçık ufukta gördü.

Necm Suresi 1-18 ayetleri okunmalıdır.

“Andolsun ki, o, Rabbinin âyetlerinin, kudretinin delillerinin en büyüklerinden bazılarını gördü.” : Necm 18

  1. O, gayb bilgisini de isteksizce/cimrice esirgemiyor.

Burada her şey açık, mantıklı, doğru ve ilahi ilham altındaydı. Muhammed gaybtan bilgiler veriyor, kendisine saklamıyor ve bu bilgiler için ücret/karşılık isteyerek bir geçim kaynağı yaratmıyordu. Allah’tan ilham/vahiy olarak aldığı ne varsa onu olduğu gibi söylüyordu.

  1. Lanetlenmiş bir kötü ruhun sözü de değildir.

Bilakis, Kuran’ın öğretisi lütuftur, Hak Yolu olan Allah’ın Yoluna işaret eder.

“Onları, kovulmuş, itaat dışına çıkmış bütün şeytanlardan, şeytanî güçlerden, şeytanların yaklaşıp zarar vermesinden koruduk.” : Hicr 17

  1. O halde nereye gidiyorsunuz?

Bu söz, bir ölümlünün dudaklarından dökülmüş sıradan bir söz değildir. İlahi hikmetin derinliğinden gelen, aklın ışığıyla aydınlanmış, insanın ihtiyaçlarına cevap veren bir öğüt. Ne bir delinin hezeyanı ne de boş bir hayal. Özüne kadar sağlam, hakikati gösteren bir rehberdir. Sizi doğru yola çağırır, kötülükten uzaklaştırır. O halde neden tereddüt ediyorsun? İlahi Lütuf kapınızı çalıyor; günahlarından arın, pişmanlıkla tövbe et ve daha yüce bir yaşama adım at.

Bu Kur’an, kalbinde dürüstlükle yürümek isteyenlere, tüm insanlığa bir öğüttür. Tereddüt etmeyin, gerçeğin sesine kulak verin, aydınlık yola adım atın.

  1. Şüphesiz bu, tüm Alemlere bir Mesajdan/öğütten/hatırlatmadan başka bir şey değildir:

Tek bir sınıf veya kavim için tasarlanmamıştır/amaçlanmamıştır; evrenseldir ve tüm Alemlere hitap etmektedir.

Kuran bütün şuurlu varlıklara (sentient beings) bir mesaj getirir.

  1. İçinizden dosdoğru gitmek isteyenlerin yararına:

“Dileyen onu ansın/hatrında tutsun!” : Müdessir 55

Allah, Âlemlerin Rabbi, Lütuf ve Rahmetin Rabbidir ve O’nun hidayeti, bundan istifade etmek isteyen herkese açıktır. Ancak bu iradenin Allah’ın iradesine uygun olarak kullanılması gerekir (ayet 29). Böyle bir uygunluk İslam’dır. 28. Ayet insanın özgür iradesine ve sorumluluğuna; 29. ayet sınırlarına işaret eder.

  1. Ama siz Allah dilemedikçe dileyemezsiniz. – Alemlerin Azizi.

“Allah’ın dilemesi/dileği dışında onu anabilecek olan yoktur: O, ihsan sahibidir, bağışlayıcıdır.” : Müdessir 56

Takwir, or the Folding Up. 

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.

  1. When the sun (with its spacious light) is folded up;
  2. When the stars fall, losing their luster;
  3. When the mountains vanish (like a mirage);
  4. When the she camels, ten months with young, are left
    untended;
  5. When the wild beasts are herded together (in human
    habitations);
  6. When the oceans boil over with a swell;
  7. When the souls are sorted out, (being joined, like with
    like);
  8. When the female (infant), buried alive, is questioned–
  9. For what crime she was killed;
  10. When the Scrolls are laid open;
  11. When the World on High is unveiled;
  12. When the Blazing Fire is kindled to fierce heat;
  13. And when the Garden is brought near; —
  14. (Then) shall each soul know what it has put forward.
  15. So verily I call to witness the Planets–that recede,
  16. Go straight, or hide;
  17. And the Night as it dissipates;
  18. And the Dawn as it breathes away the darkness; —
  19. Verily this is the word of a most honorable Messenger,
  20. Endued with Power, with rank before the Lord of the Throne,
  21. With authority there, (and) faithful to his trust.
  22. And (O people!) your Companion is not one possessed;
  23. And without doubt he saw him in the clear horizon.
  24. Neither doth he withhold grudgingly a knowledge of the
    Unseen.
  25. Nor is it the word of an evil spirit accursed.
  26. Then whither go ye?
  27. Verily this is no less than a Message to (all) the Worlds:
  28. (With profit) to whoever among you wills to go straight:
  29. But ye shall not will except as Allah wills, –the Cherisher
    of the Worlds.