Tekasur Suresi 102-16
( Yığmak, Üst Üste Koymak, Çoğaltmak)
SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA
- Dünyanın güzel şeylerini biriktirmek için karşılıklı rekabet sizi daha ciddi şeylerden uzaklaştırır,
Edinme hırsı, mal, mülk, güç, makam tutkusu… Kimi insanı, kimi toplumu, kimi ulusu etkiler bu arzu. Zenginlik peşinde koşmak, mevkide yükselmek, yandaşların, takipçilerin sayısını artırmak, kitlesel üretimi büyütmek—bunlar öyle bir tutkuya dönüşür ki insanı içine çeker, hapseder. Hırs bir yerden sonra insanın gözünü kör eder, ruhunu esir alır. Rekabet bu tutkuyu daha da körükler, büyütür.
Elbette bir yere kadar, azim, hırs, istek insanın yolunu açar. Ama bir kere ipin ucu kaçtı mı, insanın gönlü ve aklı sadece bunlarla doldu mu, hayatta asıl önemli şeylere yer kalmaz. Maneviyat geri planda, ruh gıdasız aç kalır. Ölüm yaklaştığında insan dönüp arkasına bakar, ne görür? Boşa harcanmış bir ömür, büyük bir boşluk.
Çoklukla, zenginlikle, şanla şöhretle oyalanıyoruz belki. Fakat bu yarışın sonunda ne var? Kazansak bile, ölüm gelip kapıyı çaldığında, bu dünyadan ne götüreceğiz yanımızda? Mal mı? Mülk mü? Yoksa ardımızda bıraktığımız iyilikler mi, insanlığa kattığımız değerler mi?
Kendi kendimize sormamız gereken soru bu: Bu yarışın sonunda ne kalıyor geriye, ruhumuzun terazisinde?
- Ta ki kabirleri ziyaret edene kadar.
Yani bir gün gelecek, kabirde tek başınıza yatarken, bu dünyanın boş şatafatını geride bırakacaksınız. O an geldiğinde, hayatın gerçek yüzü karşınıza dikilecek. Şan, şöhret, mal, mülk… Hepsi silinip gidecek. O zaman anladığınızda iş işten geçmiş olacak. Peki, neden bu hayatta, daha vakit varken, Gerçeği biraz olsun anlamak için çabalamıyorsunuz?
Neden hırsın, paranın, makamın peşinde koşarken asıl anlamı unutuyorsunuz? Toprak sizi çağırmadan, bu dünyanın geçici olduğunu fark etmek için neden uğraşmıyorsunuz? Gerçekliği, hayattayken, bu dünyada anlamaya çalışmak varken, neden bekliyorsunuz?
Bir gün ölüm kapıyı çaldığında, bütün o koşturmanın, bütün o şatafatın hiçbir anlamı kalmadığını göreceksiniz. Ama o gün çok geç olabilir.
- Ama hayır iş öyle değil, yakında gerçeği bileceksiniz.
Bu bencillik, açgözlülük bizi aslında bir kaosa sürüklemekte, hayatı çekilmez hale getirmekte, cehenneme yuvarlamaktadır.
- Hayır, hayır!, yakında bileceksiniz!
O gün maddiyatın pek anlamı kalmayacak.
- Hayır, kesin olarak bilseydiniz, sakınırdınız!
“Kur’ân, şüphe götürmez doğru bilgiler içeren hak bir kitaptır.” : Hakka 51
Hayatın derinliklerindeki anlamlara daha çok değer vermeli ve tüm zamanımızı gelip geçici şeylerle harcamamalıyız. Şimdi muhakeme yeteneğimizi kullanmazsak, günahlarımızın cezasını bizzat kendi gözlerimizle göreceğiz.
- Cehennem ateşini mutlaka göreceksiniz!
“Ey baskıcı zorba isyankarlar, içinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin icrası kesinleşmiş bir hükmüdür.”
“Bir kez daha hatırlatalım:
Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minleri kurtarırız. İnkâr ile isyan ile baskı, zulüm, işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, Kur’ân aleyhindeki propagandaya devam eden güç ve iktidar sahibi zâlimleri, müşrikleri de dizüstü çökmüş vaziyette orada bırakırız.” : Meryem 71-72
- Yine andolsun, onu kesinlikle gözle göreceksiniz!
- Sonra O gün tattığınız hazdan sorguya çekileceksiniz!
Hayatta yaşadığımız her hazdan, bize emanet edilen her nimetten bir gün sorguya çekileceğiz. Hesap günü geldiğinde, elimize ne geçtiğini, neyi harcadığımızı, neye hizmet ettiğimizi sorgulayacaklar. Çokluk yarışı dediğimiz o hırs dolu yarış, insanlığı içten içe kemiren en büyük belalardan biridir.
Tekasür suresi, bu yarışı gözler önüne seren bir uyarıdır. İniş sırasıyla 16. sure olarak, insanın mal, mülk ve evlat çokluğu ile övünme yarışına dalmasının nasıl tehlikeli bir tuzak olduğunu anlatır. Ardından gelen Maun suresi, bu uyarıyı daha da derinleştirir, merhametsizliği ve cimriliği kınar.
Bir Kur’an terimi olarak tekasür, malın ve evladın çokluğunu esas alıp, bunlarla böbürlenmek demektir. Bu yarış, insanın ruhunu yıpratır, maneviyatını kurutur. Kur’an, bu tür çokluk yarışını şirkin açık bir işareti olarak gösterir. Çünkü şirk sadece taşta, tahta da değildir; insanın malında, makamında, şöhretinde de olabilir.
Bir gün, tüm bu sahip olduklarımızın gerçekten bizim olmadığını anladığımızda, işte o zaman, geç kalmış bir farkındalıkla yüz yüze geliriz.
“Biliniz ki, dünya hayatı, yalnızca bir oyun, bir eğlencenin, çoluk-çocuk sahibi olma zevkinin, aranızda itibar kazanma ve övünme vesilesinin, çok mal-servet ve evlât sahibi olma yarışının yapıldığı bir yerdir. Tıpkı, toprağı suya doyuran yağmurun bitirdiği, çiftçinin hoşuna giden ekinlere benzer. Sonra o ekinler coşar, gürleşir. Daha sonra onların sapsarı olduğunu görürsün. Sonra onlar tarlada çerçöp haline gelir. Âhirette, ebedî yurtta da dehşetli bir azap vardır. Allah tarafından bağışlanma, O’nun rızası ve rızasına ulaşma mertebesi de vardır. Dünya hayatı sadece aldatıcı bir zevkten ibarettir.” : Hadid 20
Takathur, or Piling Up.
In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
- The mutual rivalry for piling up (the
good things of this world) diverts you (from the more serious
things), - Until ye visit the graves.
- But nay, ye soon shall know (the reality).
- Again, ye soon shall know!
- Nay, were ye to know with certainty of mind, (ye would
beware!) - Ye shall certainly see Hellfire!
- Again, ye shall see it with certainty of sight!
- Then, shall ye be questioned that Day about joy (ye indulged
in!)
