Tarık Suresi 86-36
(Gece Yıldızı)
SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA
- Andolsun göğe ve oradaki gececiye ki;-
İnsanlığı karanlık içinde kalmış duygu ve düşünce dünyasını bir yetimin vicdanından fışkırarak çıkan Mesaj aydınlatır.
- Ve Gece Ziyaretçisinin ne olduğunu sana ne açıklayacak?
- O, delici parlaklığın Yıldızıdır;-
En karanlık gecede, en parlak yıldızın ışığı daha da göz kamaştırır. Tıpkı bunun gibi, ruhların sıkıntıda olduğu anlarda, Allah’ın vahyinin ışığı karanlığı yararak parlar. İnanç ve hakikatin peşinde olanın korkacak bir şeyi yoktur; çünkü Allah, kulunu her durumda korur.
“Delip geçen parlak yıldız” kimine göre Sabah Yıldızı, kimine göre Kutup Yıldızı ya da Satürn’dür; bazıları Sirius, Ülker ya da bir kuyruklu yıldız der. Ama en iyisi, yıldızları bir bütün olarak ele almaktır; çünkü yıldızlar her gece, yılın her günü parlar ve en karanlık gecede onların ışığı, en net ve keskin biçimde görünür.
- Hiçbir can yoktur ki, ancak onun üzerinde bir koruyucusu/sağduyusu olmasın.
Eğer insan, derin bir manevi anlayışa sahipse, korkuya yer yoktur. Çünkü bilmediği nice yollardan Allah’ın koruması altındadır. Belki dünyada bir hayvan kadar sıradan bir varlık gibi görünebilir, ama içindeki ruh, onu diğer tüm yaratılmışların üstüne çıkarır. İlahi kudret, her an onun başında nöbet tutar, gözler onu gözetir, eller onu korur.
Her insanın içinde saklı kalmış, körelmemiş bir duyu, bir vicdan vardır. Ne kadar unuttuğunu sansa da o vicdan, en derininde hep ayaktadır, hep uyanıktır.
- Şimdi insan neyden yaratıldığını bir düşünsün!
- O, atılan bir damladan yaratılmıştır-
“Biz insanı, sorumluluklar yükleyerek imtihan etmek, hayra ve şerre karşı tutumunu denemek için, muhtelif kanallardan dökülen sıvılarla karışık bir katre spermin, eşinin yumurtasıyla uyum halinde birleşmesinden yarattık. Sonra onu işiten, gören ve düşünen bir varlık haline getirdik.” : İnsan 2
- Omurga ile kaburgalar arasından ilerleyerek:
- Şüphesiz Allah, onu diriltmeye kadirdir!
İnsanı yaratırken hem ruhunu hem de bedenini bir araya getiren Yaratıcı, elbette ki bu dünyadaki fiziksel ölümden sonra da insana yeni bir hayat verebilir. Ahirette, yepyeni bir dünyada, insanın kişiliği yeniden canlanabilir. Tıpkı bu dünyada olduğu gibi, Yaratıcı’nın kudretiyle o yeni âlemde de insan, varlığını sürdürmeye devam eder; ruh ve beden, bir kez daha birbirine kavuşabilir.
- Bütün gizli şeylerin imtihan edileceği gün,
- İnsanın hiçbir gücü ve yardımcısı yoktur/olmayacak.
Bu yeni dünyada, bu hayatta yaptığımız her şey—hareketlerimiz, niyetlerimiz, düşüncelerimiz ve hayallerimiz, ne kadar derinde saklı olursa olsun—gün yüzüne çıkacak. Ne yanlış gelenekler, ne önyargılar, ne de taraflı yargılar geçerli olacak; her şey, yalnızca mutlak Gerçeğin terazisinde tartılacak. Bu büyük sınavda, bu dünyanın bize sunduğu hiçbir tesadüfi avantajın gücü olmayacak. Ne mal, ne makam, ne de zenginlik burada yardım edebilir; her şey, yalnızca hakikat karşısında değerlendirilecek.
- Andolsun o dönüşle dolu göğe/ Dönüşünde dönen Arş’a yemin olsun ki,
Yukarıdaki gökyüzü her daim aynı kalır, ama her gün kendi sessiz ve kusursuz yolculuğunu yapar, hiç şaşmaz. Allah’ın vahyi de tıpkı bu döngü gibi, merkezine sadık kalır. Hayatımızın değişen şartlarına, zamanın akışına rağmen, o hep aynı gerçeği sunar. Ne kadar dönerse dönsün, o hakikat dairesi hep aynı noktada sabitlenmiştir. Allah’ın sözü, dün neyse bugün de odur; zamana ve mekâna yenilmeden, her daim aynı ışığı saçar.
- Ve pınarların fışkırması veya bitkilerin bitmesi için açılıp kapanan yeryüzüne yemin olsun ki,-
Toprak serttir, kuru ve katı görünür, ama derinlerinde gizli pınarlar fışkırabilir; içinden filizlenen sebzeler, toprağı yeşertip yumuşatabilir. Hakikat de böyledir; ölümlüler için belki zor ve serttir. Fakat Allah’ın vahyi, tıpkı verimli bir gübre gibi içimizdeki ruhu besler, derinlerde saklı olanı filizlendirir, çiçek açtırır. Ruhumuz, vahyin suyu ile can bulur, en kurak gönüller bile o su ile yeşerir, hayat bulur.
- Bilin ki bu, İyiyi Kötüden ayıran Söz’dür:
Vahiy, Allah’ın Gerçeği, en kalın kabukları bile deler geçer, bizi her seferinde ruhumuzun özüne, yaşamımızın anlamına geri götürür. Çünkü o, İyiyi Kötüden kesin çizgilerle ayırır.
Kur’an, doğruyu yanlıştan ayıran bir söz, öylesine bir söz değil. Toprak nasıl bereketiyle filiz verir, insan da bu kitaptan hayırlı ameller çıkarır; vicdanı filizlenir. İnsan, sorumluluğunu idrak eder, bilinçli ve kararlı adımlar atar, içindeki bu kutsal sese kulak verir.
Kur’an insana derin bir yol gösterir, ona hakikat yolunda yürümesi için ilham verir.
- Bu eğlenmek/şaka için bir şey değil.
O sadece oyun ya da eğlence değil, Hayatımızın en yüksek meselelerinde bile bize yardımcı olur.
- Onlar, ancak bir tuzak kuruyorlar,
Allah, rahmetiyle içimizdeki manevi karanlıkları delip geçen güçlü bir ışık bahşetmiş, bizi derin bir anlayışa, duyarlılığa sahip kılmıştır. Ama bu dünya öyle bir yer ki, tıpkı sert toprağın bir tohuma direnişi ya da bir ırmağın yatağında yol bulması gibi, Allah’ın güzel niyetine karşı tuzak kuran, düzen bozan kötüler, ahlaksızlar hep vardır.
Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, onların kurduğu tuzaklar bir bir boşa çıkar. Allah’ın takdiri galip gelir. Tıpkı Kureyş’in İslam’ın önünü kesmek isterken başlarına gelenler gibi, her devirde, her çağda Allah’ın planı galip gelir. O, tohumu yeşertir, suyu serbest bırakır; hiç kimse bu büyümeyi durduramaz.
Allah’ın iradesi önüne çıkan her engeli aşar, daima yolunu bulur.
- Ve Ben de bir tuzak kuruyorum.
“Onlar, plân yaptılar. Allah da plân yaptı. Allah, en iyi plân yapandır.” : Ali Imran 54
- O halde kâfirlere erteleme/gecikme ver. Onlara nazikçe bir süre mühlet ver.
Kötülüğe karşı gösterdiğimiz yumuşak hoşgörü, aslında Allah’a ve O’nun büyük planına olan derin güvenimizin ifadesidir. Çünkü o plan, ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, asla boşa çıkmaz, asla hüsrana uğramaz. Ama bu, kötülüğe göz yummamız, ona yardım etmemiz ya da elimizde güç varken ona karşı durmamamız demek değildir. Hayır, tam tersine! Eğer kötülüğü bastıracak kudretimiz varsa, onu durdurmak boynumuzun borcudur.
Ama bazen, tıpkı dağların başında yalnız bir ağaç gibi kalır insan. O zaman sabır, o zaman alçakgönüllülük devreye girer. Gücümüzün yetmediği yerde, bu sabır bizim kalkanımız olur. İşte o zaman Allah’ın planına güvenmek, en büyük kuvvet haline gelir. Sabrımız ve inancımız da hayatı saran sessiz ama güçlü bir ırmak gibi akar, nehirler gibi Allah’ın iradesine doğru yol alır.
Tariq, or The Night Visitant.
In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
1. By the Sky and the Night Visitant (therein); —
-
And what will explain to thee what the Night visitant is? —
-
(It is the Star of piercing brightness; —
-
There is no soul but has a protector over it.
-
Now let man but think from what he is created!
-
He is created from a drop emitted–
-
Proceeding from between the backbone and the ribs:
-
Surely (Allah) is able to bring him back (to life)!
-
The Day that (all) things secret will be tested,
-
(Man) will have no power, and no helper.
-
By the Firmament which returns (in its round),
-
And by the Earth which opens out (for the gushing of springs
or the sprouting of vegetation), —
-
Behold this is the Word that distinguishes (Good from Evil):
-
It is not a thing for amusement.
-
As for them, they are but plotting a scheme,
-
And I am planning a scheme.
-
Therefore grant a delay to the unbelievers: Give respite to
them gently (for awhile).
