Şems Suresi 91-26
( Güneş)
SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA
- Güneşe ve onun şanlı ihtişamına yemin olsun ki;
İlk altı ayette, Allah’ın kudretinin ve yaratma sanatının tabiatta nasıl tecelli ettiğini, O’nun takdiriyle zıtlıklar arasındaki denge ve uyumun, evrendeki büyük ahengi nasıl sağladığını görürüz. Güneş ve ay, gece ve gündüz, yer ve gök… Bu altı unsuru, Allah’ın muazzam bir düzenle bir araya getirdiğini fark ederiz.
Sonraki ayetlerde, Allah’ın yaratışıyla insana bahşedilen içsel dengeye, ruhunun derinliklerine bakarız. İnsanoğlu, doğru ile yanlışı ayırt etme yeteneğiyle donatılmış, vicdanı ve aklıyla hakikatin yolunu bulma gücüne sahip kılınmıştır.
Ve son olarak, insanın hayatındaki başarı veya başarısızlık, bu ruhu saf ve temiz tutup tutmamasına, onu iyiye yönlendirip yönlendirmemesine bağlıdır. Eğer ruhunu saf tutmayı başarırsa, hayatında refah bulur; ancak onu kirletirse, hüsrana uğrar.
- Andolsun Ay’a onu takip ederken;
İlk sözü edilen çift, dünyamızı aydınlatan, hayatımızın kaynağı olan ihtişamlı güneş ve dünyanın peşinde, ışığını yeryüzüne yansıtarak gecemizi aydınlatan ay’dır. Güneş, parlaklığıyla gökyüzüne hükmederken, ay onun yanında solgun ve neredeyse görünmez olur. Ama güneş ufukta kaybolduğunda, ay o karanlığın içinde kendi nurunu yansıtarak parlar; o an ay, sanki güneşin vekili, onun yerine dünyamıza ışık getiren bir halife gibi görünür.
- Görkemiyle güneşin açığa vurduğu güne yemin olsun ki;
Bir sonraki zıt çift, zamanın akışında birbirini takip eden Gündüz ve Gece’dir. Gündüz, güneşin ihtişamını ortaya serer, ışığıyla dünyamızı aydınlatır ve yaşamı canlandırır. Gece ise, o parlaklığı gözlerimizden saklar, güneşi ufkun ötesine gizler ve karanlığın sessizliğiyle dünyayı sarar. Bu iki zıtlık, birbirini tamamlayan bir denge kurar; her biri kendi zamanı geldiğinde hükmeder, geceye gündüz, gündüze gece eşlik eder.
- Onu gizleyen geceye yemin olsun ki;
- Arş’a ve onun harika yapısına;
Bir sonraki karşıtlık, yücelerdeki görkemli gök kubbe ile ayaklarımızın altındaki geniş, verimli toprak arasında kurulur. Gökyüzü, yağmuru bize sunar; toprak ise bu bereketi alır, emip besin olarak işler ve bize rızkımızı verir. İkisi de birbirini tamamlar; biri olmadan diğeri var olamaz. Yağmur, toprağa can verir, fakat güneşin sıcaklığı ve ışığı olmasa, o toprakta filizlenecek bir hayat da olmaz. Bu zıtlıklar, büyük bir uyumun parçasıdır, varlıkta daima dengeyi gösterir; her şey, birbirine bağlı birliğin izlerini taşır.
- Yere ve geniş yayılmasına yemin olsun ki:
- Ruha/Nefse ve ona verilen ölçü ve düzene yemin olsun ki;
“Bir de, onu yaratılış amacına uygun olarak şekillendiren, rahmetiyle var ettiği düzenin bir bölümü olan ruhundan nûrânî dalgalar halinde onun bütün hücrelerine ruh yayarak hayat veren, onu bilinçlendiren, sizin için kulaklar, gözler, akıllar ve kalpler planlayıp yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz?” : Secde 9
“O göklerin ve yerin yoktan var edicisi, eşsiz yaratıcısıdır. O bir planı gerçekleştirmeye karar verince sadece ona:
“Ol” buyurur. O da sünnetullaha uygunluk içinde süratle oluş sürecine girer.” : Bakara 117
Allah, insanın ruhunu yaratır ve onu yaşaması gereken koşullara uygun şekilde donatır, ona bir düzen, uyum ve kusursuza yakın bir denge verir. Her bir nefis, yaratıldığı bu dünyada karşılaşacağı zorluklara ve güzelliklere karşı bir anlayış ve bir içsel bilgelikle donatılır; günahın karanlığı ile iyiliğin aydınlığını ayırt edebilme yeteneği onun içine üflenmiştir. Bu yeti, insanın sahip olduğu en büyük hazinedir.
İnsan, gerçek başarının ve kurtuluşun, ruhunu Allah’ın yarattığı gibi saf ve temiz tutmasına bağlı olduğunu bilmelidir. Başarısızlık ise nefsini kirlettiğinde, kötülüğün yolunu seçtiğinde gelir. Hayatının gidişatı, nefsini arındırma veya kirletme seçimine bağlıdır; yükselişi de çöküşü de bu tercihlerde gizlidir.
Doğru ile yanlışı ayırt etme yetisi, insana verilmiş en değerli armağandır.
- Ve onun doğru ve yanlışı konusunda aydınlanmasına;–
Kim kendini arındırıp temizlerse kurtulacak, kim kendini kirletip günaha sokarsa mahvolacaktır.
- Onu arındıran gerçekten muradına ermiştir/başarmıştır,
Tek İlah O’dur, yoktur O’ndan başka ilah. O’nun bilincinde olarak yaşa, iyiyi ortaya çıkar, nefsini kontrol et, kötülükten sakın.
- Ve onu bozan/çürüten başarısız olur!
Bu sürenin çekirdek teması bu ayettir.
- Semud kavmi aşırı zulümleri ile peygamberlerini yalanladılar.
Peygamberleri Hz. Salih’ti ve o fakirlere zulmeden, onların hayvanlarını sulama ve otlatma haklarından mahrum eden kibirli bir toplulukla uğraşmak zorunda kaldı.
Araf Suresi 73-79:
- Semûd kavmine de soydaşları-kardeşleri Sâlih’i özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamber olarak gönderdik. Sâlih:
“Ey kavmim, Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin. Ondan başka ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden peygamberliğimin tasdiki ile ilgili açık hak bir delil gelmiştir. O da, sizin için bir mûcize olan Allah’ın şu dişi devesidir. Bırakın onu, Allah’ın arazisinde yesin içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Sonra siz can yakıp inleten müthiş bir azâba dûçar olursunuz.” dedi. - “Düşünün ki, Allah Âd kavminden sonra sizi dünya düzenini kurmaya, ilâhî hükümleri icraya, yeryüzünü imara yetkili halifeler kıldı. Sizi hazırlayarak yeryüzünde yerleştirdi. Ovalarında saraylar yapar hâle geldiniz. Dağları keserek, yontarak kaya damlar, evler yapıyorsunuz. Allah’ın nimetlerini hatırlayarak şükredin. Yeryüzünde, ülkede kurulu nizamı bozmaya soyunarak, bozgunculara katılarak bozgunculuğu, kargaşayı, nankörlüğü, küfrü devam ettirmeyin.” dedi.
- Kavminin büyüklük taslayan serkeş, zorba kodamanları, içlerinden zavallı bîçâre mü’minlere:
“- Sahi siz Sâlih’in Rabbi tarafından rasul olarak görevlendirilip gönderildiğini biliyor musunuz?” dediler. Onlar:
“- Biz onunla gönderilen dini hükümlere, mucizelere de inanan mü’minleriz” dediler. - Büyüklük taslayan serkeş zorbalar ise:
“- Biz, sizin iman ettiğiniz dinin, şeriatın tamamını inkâr ediyoruz” dediler. - Dişi deveyi, kılıçla bacaklarından biçerek öldürdüler. Rablerinin koyduğu planın, buyruğunun dışına çıktılar.
“Ey Sâlih, eğer, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirilen hak peygamberlerdensen, bizi tehdit ettiğin o azâbı getir” dediler. - Bunun üzerine şiddetli bir gürleme halinde âni bir sarsıntı onların işini bitirdi. Sabahleyin yurtlarında yere çarpılarak çakılıp kalanlar oldular.
- Sâlih de o zaman onlardan uzaklaştı:
“Ey kavmim, Andolsun ki, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim. Size öğüt verdim. Fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”
Semud kavmi, Salih Peygamberin yurduydu. Fakat o topraklarda, bugünkü dünyamızda gördüğümüz gibi sapkınlık ve bozulmuşluk her yere yayılmıştı. Semud halkı, güce tapar olmuş, gözlerine kestirdikleri korumasız her şeyi sahipsiz sanıp talan eden, haramı mubah gören bir topluluğa dönüşmüştü. Güç ve iktidar hırsı onları öylesine kör etmişti ki, kimsenin karşılarına çıkamayacağını sanıyorlardı. Zulümde sınır tanımayan bu zalim kavim, günah batağına daha da gömüldükçe, azgınlıkları artıyordu.
- Bakın, onların en şerlisi, dinsizlikle vekil kılındı.
“Sâlih:
“İşte mûcize dişi devedir. Onun su içme hakkı vardır. Belirli günlerde sizin de su içme hakkınız vardır.” dedi.” : Şuara 155
“Onları imtihan etmek, güç durumda bırakmak için dişi deveyi gönderen biziz. Sen, onların âkıbetlerinin nereye varacağını gözle ve onların eza ve cefalarına karşı da, can ü gönülden sabrederek mücadeleye devam et, metanetli ol.” dedik. : Kamer 27
- Fakat Allah’ın Resulü onlara: “Bu, Allah’ın dişi devesidir. Onu içmekten alıkoymayın!” dedi.
Allah, Semud kavmini bir dişi deveyle sınadı. Salih Peygamber, onları bu deveyi incitmemeleri ve dokunmamaları konusunda uyardı. Fakat onlar, Allah’ın yarattığı bu masum canlının su hakkını bile çok gördüler, ona engel oldular. Tam bir güç zehirlenmesi içindeydiler; kibir ve zalimlikle dolmuşlardı. Kimse, gücüne ve zorbalığına güvenerek toprağın, suyun, yeryüzü ve yeraltı kaynaklarının tek sahibi olabileceğini sanmamalıdır. Çünkü yeryüzü de, gökyüzü de Allah’ındır; talan edenin payına yalnızca yıkım düşer.
- Sonra onu yalancı bir peygamber olarak yalanladılar ve onlar dişi deveyi boğazladılar. Böylece Rableri, suçlarından dolayı onların izlerini sildi ve onları yıkımda yüksek ve alçak olarak eşit kıldı!
Küstahca o deveyi boğazladılar. Allah’ın mülküne, kamu hakkına tecavüz ettiler. Sonrasında Allah’ın acı intikamına maruz kaldılar.
- Ve O’nun için bunun sonuçlarından korku yoktur.
Allah, Semud kavminin kökünü kazımayı buyurdu. Allah, yaratandır; her şeyin başlangıcı da sonu da O’nun elindedir. Dilerse bir an bile var edebilir, dilerse bir nefeste yok edebilir. Her yaratılanın hükmü O’ndadır.
Shams, or The Sun.
In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
- By the Sun and his (glorious) splendor;
- By the Moon as she follows him;
- By the Day as it shows up (the Sun’s) glory;
- By the Night as it conceals it;
- By the Firmament and its (wonderful) structure;
- By the Earth and its (wide) expanse;
- By the Soul, and the proportion and order given to it;
- And its enlightenment as to its wrong and its right; —
- Truly he succeeds that purifies it,
- And he fails that corrupts it!
- The Thamud (people) rejected (their prophet) through their
inordinate wrongdoing. - Behold, the most wicked man among them was deputed (for
impiety). - But the apostle of Allah said to them: “It is a She camel of
Allah! And (bar her not from) having her drink!” - Then they rejected him (as a false prophet), and they
hamstrung her. So their Lord, on account of their crime,
obliterated their traces and made them equal (in destruction,
high and low)! - And for Him is no fear of its consequences.
