← Listeye Dön

Necm Suresi

2025-04-20

kuranquranfurkan

Necm Suresi 53-23

Necm Suresi 53/23 ( Yıldız)

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

  1. Battığı zaman yıldıza yemin olsun ki,-

Her yıl 21 Nisan’da, gökyüzünde Boğa Takımyıldızı’na giren ve Ülker olarak bilinen o yedi yıldızlık küme, doğanın en zarif parıltılarından biridir. Kış boyunca gökte yavaş yavaş yükselir ve Nisan ayı ortalarında güneşin hemen ardından batar. Mayıs sonuna doğru, güneşten önce tekrar ufukta belirir. Bu yıldız kümesi, göğün o sessiz şanını taşıyan, ışıklarıyla göz kamaştıran bir semboldür.

Ama o yüce yıldızlar bile, Allah’ın yarattığı, Kudretin ve hikmetin gerçek doruğu olan Allah’ın nuru karşısında, alçakgönüllülükle eğilir. Bu, kainatın en güzel yıldızlarının bile, en büyük güç karşısında tevazu göstermesi gerektiğini bizlere anlatır. Yücelik, güzellik ve kudret, sadece Allah katında zirveye ulaşır; yıldızlar bile bu hakikatin sembolü olur.

  1. Arkadaşınız ne sapmış ne de aldanmıştır.

“Arkadaşınız” diye bahsedilen kişi, ömrü boyunca Kureyşlilerle aynı sokaklarda, aynı topraklarda yaşamış olan Hz. Muhammed’dir. Onun hakkında kafirlerin ileri sürdüğü üç türlü iftira burada reddedilir.

Birincisi, akıl eksikliği ya da dikkatsizlikle yoldan çıktığı iddiasıdır. Oysa, herkesin tanıdığı, dürüstlüğüyle, aklıyla, derin bilgeliğiyle bilinen bir insandır.

İkincisi, kötü ruhlar tarafından aldatıldığı ya da yanlış yönlendirildiği suçlamasıdır. Halbuki onun söyledikleri, vahyin berraklığında Allah’tan gelen hakikatin ta kendisidir.

Üçüncü iddia ise, sırf kendi arzularıyla, şahsi menfaatler peşinde konuştuğudur. Oysa, her kelimesi, kendi isteğinden değil, ilahi bir ilhamdan kaynaklanır. Peygamberliği bencil bir arzu ya da kaprisle değil, Allah’ın rahmetinden doğmuştur.

  1. Kendi Arzusu/keyfi/kuruntusu hakkında da bir şey söylemiyor.

Peygamber ne deli kuruntularına kapılmış, ne de hayal ürünü sözler sarf etmiştir. O, bir şair gibi kelimeleri uydurup süslemez; sözleri, kendisinin değil, doğrudan Allah’tan gelen vahiydir. Ayetler, bu ilahi kelamın onun kendi sözü olmadığını, vahyi alırken bir yanılgıya düşmediğini, hayal sanarak ortaya koymadığını açıkça bildirir. Kendisine vahyi getiren meleği bizzat gözleriyle görmüştür.

Kuran da defalarca, Hz. Muhammed’in sadece bir insan olduğunu vurgular. Onun peygamberliği, insanüstü bir varlık olmasından değil, Allah’ın rahmetiyle donatılmış bir insan olarak seçilmesindendir.

  1. Bu, kendisine indirilen ilhamdan/vahiyden başka bir şey değildir:

“Ben Allahın Rasullerinin ilki, geçmişte örneği, benzeri olmayan, yenilikler icat eden biri değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilemem. Ben, ancak bana vahyedilene, Kurân’a tâbi oluyorum. Ben ancak sorumluluk, hesap ve cezanın varlığını açıklayan apaçık bir uyarıcıyım.” de. : Ahkaf 9

Peygamberimiz, Kuran’ın gerçeğine bağlılıkta titiz, ilkelerine sadık kalmış, kendi sözlerinin ilahi vahiy olan Kuran’la karışmaması için hadislerinin yazılıp toplanmasına asla izin vermemiştir. Hayatının hiçbir döneminde buna müsamaha göstermemiş, hatta yazılmış olanları dahi imha etmiştir. Onun sünneti, Kuran’dır; başka bir ölçü tanımamıştır. Zamanla menfaat gözetenlerce uydurulan rivayetler ve hadisler, asla Kuran’ın yerine geçemez. Peygamberimiz için en sağlam ölçü Kuran’dır.

O’nun gayesi, vahiy edilen Kuran’la insanları hurafelerden, batıl inançlardan ve dar kalıplardan kurtarmaktı. Oysa, bugün Kuran’a aykırı olan ve insanların seçeneklerini kısıtlayan, özgür düşünceyi boğan, toplumun gelişmesini frenleyen sözlerin ona isnat edilmesi, akıl alır gibi değildir. Peygamberimizin mirası, insanı aydınlığa çıkarmak, hakikati göstermekti; dar görüşlülük ve bağnazlık, hele hele şirk değil.

  1. O, bir Kudret Sahibi tarafından öğretildi,

“Arş’ın, sınırsız kudret ve iktidar makamının sahibinin yanında güçlü ve itibarlı bir elçinin dilinden size ulaşan ilâhi bir kelâmdır.” : Tekvir 20

  1. Bilgelik ile donatılmış: çünkü o görkemli bir biçimde doğrulup dikilerek göründü;

Peygamberimizin gördüğü varlık Cebrail’dir.

  1. O, ufkun en yüksek yerinde iken:

Cebrail belki de Işık Dağı’nın üzerinde yükselirken görkemli bir biçimde göründü.

“Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde, altı devirde yaratan Allah’tır. Sonra Arş üzerinde, sınırsız kudret ve iktidar makamında hükümranlığını kurdu. Kâinat ve içindeki varlıklarla, dünya ve ötesi ile ilgili ilâhî planlamayı yapıp yürütüyor, hayatın devamını, aslî düzeni sağlıyor. Benzer sıfatların tecellisiyle kudret ve tasarruf kullanan eş bir varlık yok. Varlık âlemindeki her şey, yalnızca O’nun ilmi, planı ve iradesinin tecellisinden sonra vücut bulur ve işlerlik kazanır, O’nun izninden sonra ilâhî planlamayı yürütenlere görev dağılımı yapılır. İşte O Rabbiniz Allah’tır. O halde, O’nu ilâh tanıyın, candan müslüman olarak O’na teslim olun, saygıyla O’na kulluk ve ibadet edin, O’nun şeriatına bağlanın, O’na boyun eğin. Düşünüp ibret almayacak mısınız?” : Yunus 3 

“Göründü” olarak tercüme edilen 6. ayetteki Istawa, kelimenin tam anlamıyla “bineğe binmiş” veya “yükselmiş” veya “kendini bir tasarımı gerçekleştirmeye atamış” anlamına gelir.

  1. Sonra yaklaştı ve yakına geldi,

  2. Arada ancak iki yay mesafesi vardı veya hatta daha yakın;

İki ok atışı (yayla 1 ok atışı için 30 ila 50 metre sayarsak) ya da iki yay mesafesi açıkça görülebilen bir mesafedir. 

  1. Böylece Allah kuluna vahyini iletti – anlatmak istediğini iletti.

Cebrail, Allah’ın Mesajını Allah’ın Elçisi’ne iletmekten başka bir şey yapmayan güvenilir bir elçiydi.

  1. Peygamberin akıl ve kalbi/vicdanı hiçbir şekilde  gördüğünü tahrif etmedi.

Arapça’da “kalp”/vicdan, zeka yetisinin yanı sıra hissetme yetisini  de içerir. İletilen izlenim saf gerçekti; içinde hiçbir yanılsama yoktu.

  1. O halde, gördüğü hakkında onunla tartışacak mısınız?

  2. Gerçekten de onu ikinci bir inişte de gördü,

  3. Ötesinden kimsenin geçemeyeceği sidre ağacının yanında:

Sidre ağacı dikenlidir;  iyi meyve ve gölge verir ve cennetlik mutluluğun simgesidir.

“Ama onlar bu nimetlere şükürden yüz çevirdiler. Bu yüzden, bendi tahrip edilerek yıkılan barajlarının sularını, Arim Sellerini onlara musallat ettik. Onların iki bahçesini, acı buruk yemişli ılgın ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki harap bahçeye çevirdik.” : Sebe 16

“Dikenleri kesilmiş sidre ağaçları-dalbastı kirazlar arasındadırlar.” : Vakia 28

  1. Yakınında Barınma/Sığınma Bahçesi vardır.

  2. Bakın, sidre ağacı tarif edilemez bir gizemle örtülmüştü!

  3. Görüşü asla sapmadı, ne de yanlış gitti!

  4. Çünkü o, en büyük olan Rabbinin âyetlerini gerçekten gördü!

  5. Lat ve Uzza’yı gördünüz mü?

  6. Ve bir diğeri, üçüncü tanrıça, Manat’ı?

Arap şirkinin üç ana putu tanrıça Lat, ‘Uzza ve Manat’tı.

Lat insan şeklindeydi, ‘Uzza’nın kökeni kutsal bir ağaçtan, Manat ise beyaz bir taştandı.

  1. Ne! Sizin için erkek cinsiyeti ve O’nun için dişi mi?

Allah’ı insan suretinde göstermek veya Allah’a oğullar veya kızlar atfetmek, Allah’ın çocuğu varmış gibi tasavvur etmek, her halükarda Allah’ın yüce izzetinden bir sapma idi.

  1. Bakın, böyle bir paylaşım gerçekten de çok adaletsiz olur!

Ancak Şirk Arabistan’ının kadın cinsine ne kadar düşük baktığını düşündüğümüzde, Allah’ı veya sözde Allah’ın kızlarını kadın suretinde göstermek özellikle aşağılayıcıydı.

“Onların, kızların Allah’a ait olduğunu iddia ediyorlar. Allah bundan münezzehtir. Beğendikleri de, erkek çocuklar da kendilerinin oluyormuş.” : Nahl 57

“Yalnızca oğulları çocuklarınız kabul ederken, kızlar O’na mı ait diyorsunuz?” : Tur 39

  1. Bunlar uydurduğunuz isimlerden başka bir şey değildir.   Siz ve atalarınızın, – ki onlar hakkında Allah hiçbir delil indirmemiştir. Onlar  zanna ve nefslerinin arzu ettiğine uyuyorlar!- Onlara Rablerinden bir hidayet gelmiş olsa bile!

“Hûd:

“- Artık size Rabbinizden bir lânet, bir azap, bir hışım inmiştir. Haklarında Allah’ın hiçbir hüküm, ferman, yetki indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın uydurduğu hayal mahsûlü isimlerden-düzmece tanrılardan dolayı mı benimle tartışıyorsunuz? Başınıza gelecek felâketi beklemeye devam edin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerden olacağım.” dedi.” : Araf 71

“Eğer ülkedeki, yeryüzündeki insanların çoğunluğunun düşüncelerine, inançlarına ve uygulamalarına uyarsan, onlar, seni başına buyruk hale getirerek, Allah yolundan uzaklaşmana, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihine imkân sağlarlar. Onlar kesinlikle, ilme, delile dayanmayan zanlarına uyarlar ve onlar kesinkes yalan-yanlış saçmalarlar.” : Enam 116  

  1. Hayır, insan özlem duyduğu / arzuladığı her şeye sahip olacak mı?

İnsanoğlunun içinde yatan, arıtılmamış arzular, çoğu zaman kötülüğün buyruğunda yol alır ve sonunda yıkıma götürür. Kalplerin karanlık köşelerinde saklanan bu istekler, dünyayı sarar, insanı adım adım uçuruma sürükler. Oysa gerçek hidayet, nurun kaynağı Allah’tır. Bütün varlıklar, bütün insanlar, her şey, O’na yönelir. Yeryüzündeki her canlı, gökteki her yıldız, görünmez bir elin dokunuşuyla, O’nun yüce ışığına doğru yol alır. Hakikat yalnızca O’nun elindedir; insanın gerçek kurtuluşu da O’na yaklaşmakla mümkündür.

  1. Halbuki her şeyin sonu ve başlangıcı Allah’a aittir./ Halbuki her şeyin başı da sonu da Allah’a aittir.

  2. Göklerde nice melekler vardır ki, Allah’ın dilediğine izin vermesi ve O’nun katında makbul olması dışında onların şefaati hiçbir fayda sağlamaz.

Allah’tan başka kimse şefaat edemez ve şefaat ancak Allah’ın razı olduğu kimselere verilir.

“O gün, Rahmet sahibi Rahmanın şefaat edilmesine izin verdiği ve sözlerinden hoşnut olduğu kimselerden başkalarına şefaat fayda sağlamayacak; şefaat etmesine izin verdiği ve sözlerinden hoşnut olduğu kimselerden başkasının şefaati de fayda vermeyecek.” : Taha 109

“Allah onların aşikâre, saklı, gizli yaptıklarını, yapacaklarını bilir. Allah’ın rızasına mazhar olmuş kullarından başkasına şefaat etmezler. Onlar korku içinde, Allah’ın emirlerine itina göstererek, saygıdan titrerler.” : Enbiya 28

  1. Ahirete inanmayanlar, meleklere kadın isimleri verirler.

  2. Fakat onlarda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar zanndan başka bir şeye uymuyorlar ve zan/sanı/varsayım Gerçeğe karşı hiçbir fayda sağlamaz.

Kuran’a karşı çıkanların, gerçeği bulduklarına dair ellerinde tutarlı bir bilgi yoktur. Onlar, sanılarının peşine takılır, benliklerinin keyfine uyarlar. Oysa Kuran, açıkça ilan eder ki, kendisi dışında hüküm kaynağı olarak öne sürülen her şey, yalnızca zandan ibarettir. Zan, ne hakikati temsil edebilir ne de bir dine dayanak olabilir. Dini, zanna dayalı hükümlere teslim etmek, insanın yolunu karanlıkta aramasıdır. Gerçek rehber, Allah’ın indirdiği Kuran’dadır; insanı sapmadan, yanılmadan doğru yola ulaştıran tek kaynak odur.

  1. Öyleyse Mesajımızdan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir.

Kuran’ın yerine başka kabulleri hidayet rehberi sayanlar, aslında zandan başka hiçbir şeye dayanmıyorlar. Mezheplerin kabulleri, din adına bir bağlılık veya yaptırıcılık taşımaz. Aynı şekilde, din adına uydurulmuş bir milyon hadis de hakikatin yerine geçemez. Peygamber’in sünneti Kuran’ın ta kendisidir, ve onun getirdiği mesaj dışında hiçbir şey insanın yolunu aydınlatamaz. Kuran’dan saparak üretilmiş bu uydurma rivayetler, asla Allah’ın yol göstericiliğinin yerini alamaz. Gerçek rehber yalnızca Kuran’dadır, onun dışındaki her şey birer yanılsamadan ibarettir.

  1. Bu, bilginin onlara ulaşabildiği kadardır. Şüphesiz Rabbin, Kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve doğru yola erenleri de en iyi O bilir.

Maddiyat ve cinsellikten öte bir dünyayı göremeyen, gözlerini yalnızca dünyanın geçici hazlarına dikmiş olanlar, bu dar sınırların ötesine geçemezler. Zihinleri, arzularının peşinde döner durur, manevi derinlikler ise onlara hep yabancı kalır. Oysa ruhani bir bakış açısına sahip olanlar, defalarca tökezleseler, hedeflerine ulaşmakta başarısız olsalar bile, doğru yolda yürümeye devam ederler. Hidayet onların kapısını çalmaya hep hazırdır. Allah’ın sonsuz rahmeti, onları bulur, yollarını aydınlatır ve önlerine bir umut kapısı açar.

  1. Evet, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır: Öyle ki O böylece, kötülük yapanları amellerine göre cezalandırır ve iyilik yapanları da en güzeliyle mükâfatlandırır.

Her bir eylemin, her bir sözün ve düşüncenin mutlaka bir sonucu vardır, iyi ya da kötü. Allah’ın adaleti, bu dünyadaki her kötülüğün karşılıksız kalmamasını sağlar. O’nun merhameti ve adaletiyle, kötülük edenin de, yanlış söyleyenin de, kötü düşünenin de önüne mutlaka bir hesap koyar. Ama bu dünya, aynı zamanda tövbe ve pişmanlık kapısının sonuna kadar açık olduğu yerdir. Ne zaman ki insan hatasını anlar, pişman olur, Allah’ın rahmeti o an devreye girer. O’nun lütfu öyle büyüktür ki, kötülüğü silip atar ve insanı erdeminin hak ettiğinden daha fazla ödüllendirir.

  1. Büyük günahlardan ve çirkin işlerden sakınıp küçük kusurlara düşenler, şüphesiz Rabbiniz bağışlayıcıdır. O, sizi yerden çıkardığı zaman da, annelerinizin karnında gizliyken de sizi çok iyi bilir. O halde kendinizi haklı çıkarmayın: O, kötülükten korunanın kim olduğunu daha iyi bilir.

Allah’ın rahmeti ve bağışlaması sonsuzdur, sınır tanımaz. Biz farkında bile olmadan, irademizi O’na teslim ettiğimizde, O’nun merhameti harekete geçer. Dualarımız ve dileklerimiz, aslında zihnimizi ve kalbimizi O’na adamanın birer aracıdır, O’na bir şey bildirmemize gerek yoktur, çünkü O zaten her şeyi bilir. Ama bu adanış, bizim ruhsal hazırlığımız için gereklidir. Allah’ın huzuruna, olduğumuz gibi, ne eksik ne fazla, hiçbir şeyi gizlemeden çıkmalıyız. O’nun rahmeti ve lütfu bizi temizleyecek, arındıracaktır.

Bizim yapmamız gereken, kendimize saygımız ve O’na olan sevgimizle kötülükten kaçınmak, O’nun yolunda çaba göstermektir. Allah’ın bizden istediği tek şey, bu samimi gayrettir. Kendimizi temize çıkarmaya çalışmamızın anlamı yok; kimin gerçekten korunduğunu, kimin doğru yolda olduğunu Allah en iyi bilendir.

  1. Geri döneni görürsün,

Hiç kimse manevi konularda pazarlık yapamaz, çünkü Allah’ın kanunu olan doğruluk kanununa uymadıkça sonunun ne olacağını göremez.

  1. Biraz vereni, sonra kalbini katılaştıranı?

  2. Ne! Görmek için gaybı mı biliyor / hakkında bilgiye mi sahip?

‘Ahirette olacakları görsün diye’: Çünkü bilinmeyen işlerde pazarlık yapılmaz.

  1. Hayır, Musa’nın kitaplarında olanı bilmiyor mu?

Şimdiki Pentateuch’un gelecek Hayat hakkında net bir mesajı yoktur. Bazı

diğer kitap veya kitaplar artık kayıp.

  1. Ve ahitlerini yerine getiren İbrahim’in?

İbrahim’in hiçbir orijinal Kitabı günümüze ulaşmamıştır.

“İbrâhim’e ve Mûsâ’ya indirilen sahifelerde ve kitapçıklarda da vardır.” : Ala 19

“İbrâhim gerçekten Hakka ve tevhide yönelen, Allah’a boyun eğip itaat eden, uzun uzun kıyamda durarak namaz kılan, sorumluluk şuuruyla görevini yerine getiren saygılı, tutkun, teşkilatlı, yetişmiş, uzman cemaatlere, uzman müesseselere bedel, hayrı öğreten, benimsenecek eşsiz bir önderdi. Hiçbir zaman, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak koşan, gizli şirki yaşayan, başka otoriteler de kabul eden müşriklerden olmadı.” : Nahl 120  

  1. Ki hiçbir yük taşıyan/günahkar başkasının/başka günahkarın yükünü taşıyamaz;

Bir insanın manevi yükünün -günahının sorumluluğu- bir başkası tarafından değil, kendisi tarafından üstlenilmesi gerektiğidir.

“- Yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden O, her şeyin Rabbi olduğu halde ben Allah’tan başka helâller ve haramlar koyan, itaati zaruri bir otorite, bir Rab mi arayayım? Kesinlikle herkesin işlediği amellerin yüklendiği günahların sorumluluğu sadece kendisine aittir. Hiçbir suçlu, hiçbir günahkâr, başkasının suçunun, günahının cezasını çekmez. Sonunda hesap vermek üzere Rabbinizin huzuruna götürü-leceksiniz. O da, ayrılığa düştüğünüz, kasıtlı ihtilâf çıkardığınız, çarpıttığınız şeyleri birer birer ortaya koyarak sizi hesaba çekecektir.” : Enam 164

“Kim hür iradesiyle hidayeti tercih eder, İslâm’da sebat ederse, sadece kendi iyiliği, kurtuluşu için hak yola girmiş, İslâmî hayatı yaşamış olur. Kim de başına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşır, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ederse, yalnızca kendi felâketini hazırlamış, kendisi zarara, ziyana uğramış olur. Hiçbir günahkâr, günah yüklü, suçlu bir kişi, başkasının günahının suçunun cezasını çekmez. Biz, tebliğ ile görevli, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere bir Rasul göndermedikçe kimseye azap edecek değiliz.” : Isra 15

“Hiçbir günahkâr, günah yüklü, suçlu bir kişi başkasının günahının, suçunun cezasını çekmez. Yükü, günahı ağır gelen kimse, onu taşımak için başkasını çağırsa, çağırdığı akrabası da olsa, onun yükünden bir şey yüklenemez. Sen ancak, saklı-gizli hallerinde ve davranışlarında, görmedikleri hal-de gıyaben, saygı duyarak Rablerinden korkanları, namazı erkanına, şartlarına, vaktine riayet ederek âşikâre kılanları uyarabilirsin. Kim arınır, vicdanını temizlerse, kendisi için temizlenip arınmış olur. Sonuçta yalnız Allah’ın huzuruna varıp hesap vereceksiniz.” : Fatır 18  

“Eğer kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip Allahı tanımazlıktan gelir, inkârda ısrar eder, nankörlük yaparsanız, biliniz ki kesinlikle Allah’ın sizin imanınıza ihtiyacı yoktur. O, kullarının küfrüne râzı olmaz. Eğer şükrederseniz, sizin adınıza hoşnut olur. Hiçbir günahkâr, günah yüklü, suçlu bir kişi diğerinin günahının, suçunun cezasını çekmez. Sonra, hesap vermek üzere yalnız Rabbinizin huzuruna getirileceksiniz. İşlemeye devam ettiğiniz amelleri birer birer ortaya koyarak sizi hesaba çekecektir. O gönüllerdeki sırları bilir.” : Zümer 7 

Vekaleten kefaret olamaz.

  1. O kişinin emeğinden / elde etmeye çalıştığından /çabaladığından /gayret ettiğinden başka bir şeyi olamaz;

İnsan çabalamalı, yoksa hiçbir şey kazanamayacaktır; ve eğer çabalarsa, sonuç yakında görünecek ve mükâfatını tam olarak bulacaktır.

  1. Çabasının meyvesinin yakında görünecektir:

  2. O zaman tam bir ecirle mükâfatlandırılır.

  3. Nihayet varılacak yer Rabbinedir.

Sadece O Yaşam ve Ölüm verebilir ve her şey Allah’a döner; tüm ümidimiz O’nda olsun ve O’ndan başka kimseden korkmayalım.

  1. Güldüren de, ağlatan da O’dur.

  2. Öldüren ve dirilten de O’dur;

  3. Ki O, erkek ve dişi çiftler halinde yaratmıştır.

Her şey çiftler halinde yaratılmıştır: her bir cins kendi işlevini yerine getirir, ancak bu harika işleyiş Allah’ın yaratma sürecinin bir parçasıdır: canlı tohum meyve verir, ancak daha sonraki gelişimi ve yaşamında ortaya çıkan tüm faktörleri kendi içinde içerir.

  1. Yerine yerleştirildiğinde bir tohumdan;

  2. Vaat ettiği Ölülerin Dirildiği İkinci Yaratılış da O’nun işidir;

O’nun ölüleri diriltmeye ve ahirette yeni bir hayata dair verdiği söz de muhteşemdir.

  1. Zenginliği ve rızkı veren O’dur;

Zenginlik ve maddi kazanç, çoğu insan tarafından bir zevk ve tatmin kaynağı olmaları umuduyla aranır. Ancak bu umut her zaman gerçekleşmez. Bunun fiziksel ve manevi bir tarafı olsa da maddi ve manevi yönler, Allah’ın planının işlemesine bağlıdır.

  1. O, Kudretli Yıldız Sirius’un/ şuurlanmanın Efendisidir;

Sirius, göklerde parlaklığıyla göz alan, mavimsi ışığıyla insanın içinde derin bir merak uyandıran muhteşem bir yıldızdır. Güneş yılının ilk vakitlerinde, gece göğünde en belirgin haliyle parlar, adeta göğün bir mücevheri gibi yükselir. Ancak, tüm varlıklar gibi Sirius da Allah’ın yarattığı bir mahluktur. Ne kadar ihtişamlı görünse de, ona hayat veren, onu aydınlatan, yerini tayin eden yalnızca Allah’tır.

Allah, yıldız mahlukatın en mükemmel parçası da olsa, hepsinin Rabbi, Yaratıcısı ve Koruyucusudur. O’na olan ibadet, O’na olan teslimiyet, yalnız O’na mahsustur; ne kadar parlak ya da büyüleyici görünürse görünsün, hiçbir şey O’nun kudretiyle boy ölçüşemez.

  1. Ve güçlü kuvvetli eski Ad kavmini helak eden O’dur.

“Âd kavmine de soydaşları-kardeşleri Hûd’u özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamber olarak gönderdik. Hûd:

“Ey kavmim, Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibâdet edin. Ondan başka tanrınız yok. Hâlâ Allah’a sığınmayacak, emirlerine yapışmayacak, günahlardan arınıp, azaptan korunmayacak, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkmayacak şahsiyetli davranmayacak, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmayacak mısınız?” dedi.” : Araf 65

  1. Ve Semud’u da ve onlara ebedi bir hayat kiralamadı.

“Semûd kavmine de soydaşları-kardeşleri Sâlih’i özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamber olarak gönderdik. Sâlih:

“Ey kavmim, Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin. Ondan başka ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden peygamberliğimin tasdiki ile ilgili açık hak bir delil gelmiştir. O da, sizin için bir mûcize olan Allah’ın şu dişi devesidir. Bırakın onu, Allah’ın arazisinde yesin içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Sonra siz can yakıp inleten müthiş bir azâba dûçar olursunuz.” dedi.” : Araf 73 

  1. Onlardan önce de Nuh kavmini, çünkü onların hepsi çok zalim ve haddi aşan idiler.

“Onu yalanladılar. Biz onu ve onunla birlikte olanları gemilere alarak kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayanları da tufanda boğduk. Onlar önlerini göremeyecek kadar kör, basiretleri bağlı düşüncesiz bir kavim idiler.”  : Araf 64

“Andolsun ki, Nûh’u özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere Rasul olarak kavmine gönderdik. Nuh:

“Ey kavmim, Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin. Sizin ondan başka tanrınız yoktur. Ben sizin adınıza, büyük bir günün azâbından korkuyorum.” Dedi” : Araf 59 

HUD SURESİ 25-49

  1. Nûh’u kavmine özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere Rasul olarak gönderdik.

“Ben size gönderilmiş, sorumluluk, hesap ve cezanın varlığını açıklayan apaçık bir uyarıcıyım” dedi.

  1. “Yalnızca Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’ın hükmüne teslim olun, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin. Yalnız Allah’ın şeriatına bağlanın, Allah’a boyun eğin. Ben, sizin adınıza, can yakıp inleten müthiş bir azaptan korkuyorum.” dedi. 

  2. Kavminden ileri gelen, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden, küfre saplanan kodamanlar:

“Biz seni, sadece bizden biri gibi düşünüyoruz. İlk bakışta, yalnızca bizim ayak takımımızın, rezillerimizin sana tâbi olduğunu görüyoruz. Sizin bize herhangi bir üstünlüğünüzü de bilmiyoruz. Aksine sizin yalancı olduğunuzu düşünüyoruz.” dediler.  

  1. Nuh:

“Ey kavmim, eğer ben Rabbimden gelen apaçık hak bir delile, kitap ve şeriata dayanarak görevimi yapıyorsam, O bana, kendi katından bir rahmet vermiş, size de, bunu görecek göz nasip olmamışsa, buna ne diyeceksiniz? Siz bunu hoş karşılamazken, biz sizi onu kabule mi zorlayalım?” dedi. 

  1. “Ey kavmim, tebliğ görevime karşılık sizden bir mal, bir bedel istemiyorum. Benim ücretim, mükâfatım ancak Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovamam. Onlar Rablerine kavuşacaklar. Fakat ben sizi bilgiden, muhakemeden uzak, tutarsız davranan, cehalette ısrar eden bir kavim olarak görüyorum.” dedi.

bk. Kur’an-ı Kerim, 6/52-53; 10/72; 26/111.

  1. “Ey kavmim, ben onları kovarsam, beni Allah’ın azâbından kim korur? Hâlâ ibret alıp düşünmüyor musunuz?” dedi.

  2. “Size, benim yanımda Allah’ın hazineleri var, demiyorum. Duyu ve bilgi alanı ötesini, gayb âlemini de bilmem. Ben bir meleğim de demiyorum. O hor gördüğünüz kimseler için, Allah onlara, asla, hiçbir hayır vermeyecektir de, diyemem. Onların gönüllerindekini Allah bilir. Bunların aksini söyleseydim, mutlaka zâlimlerden, hakikatı ortaya koymayanlardan, hakka riayet etmeyenlerden olurdum.” dedi.

bk. Kur’an-ı Kerim, 6/50.

  1. Kavminin ileri gelen münkirleri:

“Ey Nûh, bizimle mücadele ettin. Bize karşı mücadelede de çok ileri gittin. Eğer iddialarında doğru isen, bizi tehdit ettiğin azâbı getir.” dediler.

  1. Nûh:

“Ancak o cezayı size, sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygunsa Allah getirir. Siz Allah’ı acze düşürüp, koyduğu kanunların dışına çıkarak yakayı kurtaramazsınız.” dedi.

  1. “Eğer Allah sizin hak yoldan, sapmanıza özgürlük tanımak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez. O sizin Rabbinizdir. O’nun, sadece O’nun huzuruna götürülüp hesaba çekileceksiniz.” dedi.

  2. Yoksa:

“Muhammed bu kıssayı uydurdu” mu diyorlar. Sen:

“Eğer bunu uydurdu isem, günahım, vebalim bana ait. Fakat ben sizin, İslâm’a planlı cephe alma günahınızdan, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçunuzdan sorumlu değilim.” de.

  1. Nuh’a:

“Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık asla sana iman etmeyecek. Öyleyse onların sergilemeye devam ettikleri günahkâr, isyankâr davranışlarından dolayı üzülme.” diye vahyedildi.

  1. “Gözlerimizin önünde, gözetimimiz altında, vahyimiz uyarınca gemileri inşa et. Zulmetmiş, haksızlık etmiş, hakkı tanımamış olanlar konusunda bana başvurma. Onlar kesinlikle boğulacaklar.”

  2. Nuh gemileri inşa ediyor; kavminden ileri gelen kodamanlar ise, yanına uğradıkça, her defasında, onunla alay ederek cehâletine hükmediyorlardı. Nuh:

“Bizimle alay ederek cehaletimize hükmediyorsanız eğer, bir gün gelecek ki, kesinlikle biz de yaklaşan azaptan yana bilgisizliğinizden dolayı sizinle alay ederek cehâletinize hükmedeceğiz. Tıpkı sizin bizimle alay ederek cehâletimize hükmettiğiniz gibi.” dedi. 

  1. “Rezil rüsvay edecek bir azâbın kimlerin başına geleceğini, özel, kurtuluşu mümkün olmayan kesintisiz, sürekli bir azâbın kimlerin başına inmesinin vacip hale geleceğini yakında öğreneceksiniz” dedi.

  2. Nihayet gemilerin yapımı bitirilip, planımızın icra vakti geldiğinde, bütün kaynaklardan fışkıran sularla, yeryüzünde sular yükselirken, tan yeri ağardığı sırada; buhar kazanları çalıştırılıp istim yükselmeye başlayınca, biz Nûh’a:

“Canlıların her birinden erkekli dişili birer çift ile, aleyhinde hüküm verilenlerin dışında aileni ve iman edenleri gemiye al, yükle” dedik. Zaten onunla beraber kavminden pek azı iman etmişti.

bk. Kur’an-ı Kerim, 3/7; 26/119-121; 54/11-14. 

  1. Nuh:

“Bismillah, diyerek gemilere binin. Gemilerin seyretmesi de, iskeleye yanaşıp, demir atması da Allah’ın izni, yardımı ve adıyla gerçekleşir. Benim Rabbim gerçekten kullarını koruma kalkanına alır, çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.” dedi.

  1. Gemiler içindekilerle, dağlar gibi dalgalar arasında seyrediyordu. Nuh, ayrı bir yere çekilmiş, gemiden uzakta bulunan oğluna:

“Yavrucuğum, sen de bizimle beraber gemiye bin. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerle, kâfirlerle, nankörlerle beraber olma.” diye seslendi.

bk. Kur’an-ı Kerim, 54/13-15; 69/11-12. 

  1. Oğlu:

“Beni suda boğulmaktan koruyacak bir dağa çıkacağım, oraya sığınacağım” dedi. Nuh:

“Bugün, Allah’ın icra planından, azâbından, Allah’ın rahmeti ve merhametiyle muamele ettiği kimseler korunur” dedi. Aralarına dalgalar girdi. Böylece o da boğulanlardan oldu.

  1. Nihayet:

“Ey yer, suyunu yut. Ey gök, suyunu tut.” denildi. Sular çekildi. Plan icra edildi. Gemiler Cûdî (münbit hilal) böldesindeki tepelerde karaya oturdu. Tufanda boğulanlar için:

“İnkâr ile, isyan ile, baskı, zulüm, işkence ile, temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, suikastler tertip eden zâlim bir kavim rahmetten ve korumadan uzak olsun, canı Cehennem’e” denildi.

  1. Nuh Rabbine:

“Ey Rabbim, oğlum benim ailemdendi. Senin va’din de, elbette haktır. Sen hâkimlerin, kanun-kural koyan hükümranların kanunlarını, kurallarını icra edenlerin en büyüğü, en hayırlısısın.” diye niyaz etti.

  1. Allah:

“Ey Nuh, oğlun ailenden, iman edenlerden, kurtarılacaklardan değildi. İtirazın yerinde olmadığı gibi, doğru bir davranış da değil. O, sâlih amel işleyen biri de değil. O halde, hakkında bilgin olmayan bir konuda benden bir şey isteme. Ben sana, bilgiden muhakemeden uzak, tutarsız davranan cahillerden olmamanı tavsiye ediyorum, seni uyarıyorum.” dedi.

  1. Nuh:

“Rabbim, hakkında bilgim olmayan bir konuda, senden bir şey istemekten sana sığınırım. Sen beni bağışlamazsan, sen bana merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.” dedi.

  1. “Ey Nuh, sana, seninle beraber olanlardan türeyen milletlere katımızdan barış, güvenlik, bolluk ve bereket va’dimizle gemidekilerle birlikte gemiden in. Onların neslinden yoldan çıkmış milletler de türeyecek, onlara da dünyada zevk ü sefa tattıracağız. Sonra onlara, tarafımızdan verilen can yakıp inleten müthiş bir azap dokunacak.” denildi.

  2. İşte bunlar insanlığa ders olacak bilmediğiniz tarihlerin, gayb âleminin cezalandırma haberlerinden bazılarıdır. Biz bunları sana vahyediyoruz. Bundan önce, sen de, kavmin de bunları bilmiyordunuz. O halde sabırla mücadeleye devam edin. Hayırlı âkıbet, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanların, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlerin, müttakılerindir.

bk. Kur’an-ı Kerim, 3/44; 28/46; 37/171-172; 40/51.   

  1. Yıkılan Sodom ve Gomora Kentlerini de yok etti.

Hud Suresi 73-84

  1. İbrâhim’in korkusu geçip, kendisine müjde gelince, Lût kavmiyle ilgili bizimle tartışmaya başladı.

  2. İbrâhim ihtiraslarına hakim, güçlü, temkinli, makul, müsamahakâr, bağrı yanık, kendisini Allah yoluna adamış biri idi.

bk. Kur’an-ı Kerim, 9/114.

  1. Melekler:

“Ey İbrâhim, bu tartışmadan vazgeç. Kesinlikle Rabbinin planı icra edilecektir. Onlara geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azap mutlaka geliyor.” dediler.

  1. Elçilerimiz melekler, Lût’a geldikleri zaman, Lût onlarla ilgili endişeye kapılıp kötülendi. Kavmini misafirlerinden uzaklaştırmakta zorlandı.

“Bu gün, zor bir gündür” dedi.

  1. Kavmi, izdiham halinde koşarak Lût’un yanına geldi. Bunlar, daha önce o çirkin fiili işleyenlerdi. Lût:

“Ey kavmim, ümmetim içinde evliliğe hazır dolu genç kızlarım var. Onlarla evlenin. Onlar sizin için helâl, daha temiz. Allah’ın emirlerine muhalefetten, azâbından kendinizi koruyun. Misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin. İçinizde, aklı başında, sözü dinlenen bir adam yok mu?” dedi.

bk. Kur’an-ı Kerim, 15/71-72; 26/165-166.

  1. Onlar:

“Senin ümmetinin kızlarında bizim gözümüzün olmadığını biliyorsun. Şüphesiz sen bizim ne istediğimizi de biliyorsun.” dediler.

  1. Lût:

“Keşke size karşı kullanabileceğim bir gücüm, güçlü bağlılarım mü’minler, kuvvetli bir aşiretim olsaydı veya karşı konulmaz bir orduya, bir devlete sırtımı dayasaydım, siz bana böyle davranamazdınız” dedi.

  1. Elçiler, melekler:

“Ey Lût, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında karın hariç, ailenle, iman edenlerle yola çıkıp yürü.Sizden hiçbiri geride kalanlarla ilgilenerek geri kalmasın, gözü geride olmasın. Çünkü onlara gelecek olan azap şüphesiz karına da isabet edecektir. Helâk zamanları bu sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?” dediler.

  1. Planımız gerçekleşirken, o ülkenin altını üstüne getirdik. Belirlenmiş cezanın infazı için üzerlerine balçıktan dökülerek pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.

  2. Bu taşlar Rabbin katında damgalanmıştır. Atılan taşların hiçbiri baskı, zulüm ve işkence yapan, ahlâken çürümüş olan zâlimlerin uzağına düşmemiş, boşa gitmemiştir, tepelerinden de eksik olmayacaktır.

  3. Böylece bilinmeyen harabeler onları örtmüştür.

  4. Ey insan Rabbinin hangi nimetleri hakkında tartışacaksın?

“Andolsun, biz Kur’ân’ı okunarak ibadet edilsin, öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Düşünen, öğüt alan, okuyarak ibadet eden var mı hiç?” : Kamer 17

Aldığınız her nimet ve menfaat Allah’tandır ve sizi günahlarınızın cezasından kurtarmak için Allah her an sizi uyarmak için vahiyler ve elçiler gönderir.

  1. Bu, eskilerin uyarıcılarından/ uyarıcılar serisinden bir uyarıcıdır!

Peygamber, insanlığa öğretmek ve insanları birliğe ve doğruluğa yönlendirmek için gelen Allah’ın elçilerinin soyunu/serisini devam ettiriyor.

  1. Yaklaşmakta olan Kıyamet yakındır:

Geçen her gün Kıyamet yaklaşıyor da, yaklaşıyor. Ama  tam olarak hangi saatte geleceğini yalnızca Allah söyleyebilir. Kesindir, ama yine de yalnızca Allah’ın ortaya çıkarabileceği bir sırdır.

  1. Allah’tan başka kimse onu uzaklaştıramaz.

  2. O halde bu anlatıma şaşırıyor musunuz?

Her nefis cihad etmeli ve harekete geçmelidir, Allah’ın rahmeti onu kanatları altına alacaktır.

  1. Ve gülecek/gülüp  ağlamayacak mısınız?

Hayat ve ahiret, insan için en ciddi meselelerdir. Bu dünyada attığımız her adım, aldığımız her karar büyük bir sorumluluk taşır. Boş işlere, anlamsızlığa dalmamalıyız. Hayat sürekli gülüp eğlenmek için yaratılmadı. Eğer kendi kusurlarımızı, eksikliklerimizi tam manasıyla görebilseydik, bizim için ağlayan meleklerle birlikte biz de gözyaşı dökerdik. Ama sadece ağlamak yetmez. Allah’ı anlamaya, O’nu büyük bir aşkla sevmeye çalışmalıyız. Ancak O’na yaklaşarak hem kendimizi hem de insanlığı gerçek anlamda kavrayabiliriz. O zaman gerçek huzuru ve hakikati bulabiliriz.

  1. Vaktinizi boş şeylerle mi harcıyarak?

  2. Artık siz Allah’a secde edin ve O’na kulluk edin/iş yapıp değer üretin!

Ve işte, insanın yaratılış amacını kavradığında varacağı nihai durak: Secdeye varmak, O’na tapınmak. Çünkü Vahyin gerçek özü ve tüm kainatın işleyişini, Doğayı, Tarihi ve Allah’ın Planını anladığımızda sergilememiz gereken tek gerçek tavır budur. İnsanın sınırlı aklıyla çözemediği, kavrayamadığı büyük sırlar karşısında, yüceliğin huzurunda boyun eğmek… İşte bu, insanın hem bu dünyadaki hem de ahiretteki kurtuluşunun kapısını açan asıl anahtardır. Allah’a yönelmek, O’na secde etmek, varoluşun en derin anlamını bulmaktır.

Najm, or the Star. 

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful. 

  1. By the Star when it goes down, —
  2. Your Companion is neither astray nor being misled,
  3. Nor does he say (aught) of (his own) Desire.
  4. It is no less than inspiration sent down to him:
  5. He was taught by one Mighty in Power,
  6. Endued with Wisdom: For he appeared (in stately form)
  7. While he was in the highest part of the Horizon:
  8. Then he approached and came closer,
  9. And was at a distance of but two bow-lengths or (even)
    nearer;
  10. So did (Allah) convey the inspiration to His Servant–
    (conveyed) what He (meant) to convey.
  11. The (Prophet’s) (mind and) heart in no way falsified that
    which he saw.
  12. Will ye then dispute with him concerning what he saw?
  13. For indeed he saw him at a second descent,
  14. Near the Lote tree beyond which none can pass:
  15. Near it is the Garden of Abode.
  16. Behold, the Lote tree was shrouded (in mystery unspeakable!)
  17. (His) sight never swerved, nor did it go wrong!
  18. For truly did he see, of the Signs of his Lord, the
    Greatest!
  19. Have ye seen Lat, and Uzza,
  20. And another, the third (goddess), Manat?
  21. What! For you the male sex, and for Him, the female?
  22. Behold, such would be indeed a division most unfair!
  23. These are nothing but names which ye have devised, –ye and
    your fathers, –for which Allah has sent down no authority
    (whatever). They follow nothing but conjecture and what their
    own souls desire! –even though there has already come to them
    Guidance from their Lord!
  24. Nay, shall man have (just) anything he hankers after?
  25. But it is to Allah that the End and the Beginning (of all
    things) belong.
  26. How many-so-ever be the angels in the heavens, their
    intercession will avail nothing except after Allah has given
    leave for whom He pleases and that he is acceptable to Him.
  27. Those who believe not in the Hereafter, name the angels with
    female names.
  28. But they have no knowledge therein. They follow nothing but
    conjecture; and conjecture avails nothing against Truth.
  29. Therefore shun those who turn away from Our Message and
    desire nothing but the life of this world.
  30. That is as far as knowledge will reach them. Verily thy Lord
    knoweth best those who stray from His Path, and He knoweth best
    those who receive guidance.
  31. Yea, to Allah belongs all that is in the heavens and on
    earth: So that He rewards those who do Evil, according to their
    deeds, and He rewards those who do good, with what is best.
  32. Those who avoid great sins and shameful deeds, only (falling
    into) small faults, –verily thy Lord is ample in forgiveness.
    He knows you well when He brings you out of the earth, and when
    ye are hidden in your mothers’ wombs. Therefore justify not
    yourselves: He knows best who it is that guards against evil.
  33. Seest thou one who turns back,
  34. Gives a little, then hardens (his heart)?
  35. What! Has he knowledge of the unseen so that he can see?
  36. Nay, is he not acquainted with what is in the books of
    Moses–
  37. And of Abraham who fulfilled his engagements? —
  38. Namely, that no bearer of burdens can bear the burden of
    another;
  39. That man can have nothing but what he strives for;
  40. That (the fruit of) his striving will soon come in sight;
  41. Then will he be rewarded with a reward complete;
  42. That to thy Lord is the final Goal:
  43. That it is He Who granteth Laughter and Tears;
  44. That it is He Who granteth Death and Life;
  45. That He did create in pairs, –male and female,
  46. From a seed when lodged (in its place);
  47. That He hath promised a Second Creation (raising the Dead);
  48. That it is He Who giveth wealth and satisfaction;
  49. That He is the Lord of Sirius (the Mighty Star);
  50. And that it is He Who destroyed the (powerful) ancient Ad
    (people),
  51. And the Thamud, nor gave them a lease of perpetual life.
  52. And before them, the people of Noah, for that they were
    (all) most unjust and most insolent transgressors,
  53. And He destroyed the Overthrown Cities (of Sodom and
    Gomorrah),
  54. So that (ruins unknown) have covered them up.
  55. Then which of the gifts of thy Lord, (O man,) wilt thou
    dispute about?
  56. This is a Warner, of the (series of) Warners of old!
  57. The (Judgment) ever approaching draws nigh:
  58. No (soul) but Allah can lay it bare.
  59. Do ye then wonder at this recital?
  60. And will ye laugh and not weep, –
  61. Wasting your time in vanities?
  62. But fall ye down in prostration to Allah, and adore (Him)!