Müzemmil Suresi 73-3
(Kapalı Olan, Büyük Bir İş Yüklenen)
SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA
- Ey giysilere bürünen
Peygamberimizin isimlerinden biridir Muzzemmil, ama bu surede adı geçen bu sıfat, çok daha derin bir tasavvuf anlamı taşır. İnsan bedeni, soğuktan, sıcaktan, yağmurdan korunmak için giysilere muhtaç olabilir. Ancak, ruh dünyasında böyle örtünmeler nafiledir. Gece karanlığında, Allah’ın huzurunda ruh çıplaktır, tamamen açık ve savunmasız. İlk surede ruh “oku” emriyle aydınlanır, ikinci surede “yaz” ile bilgiye kök salar. Ama iş burada bitmez; üçüncü surede, örtülerinden sıyrılmak, uyanmak ve harekete geçmek buyurulmuştur. Bu çağrı, dördüncü sure olan Müdessir’de de yankılanır.
Burada insanın ruhu bilgiyle donatılmıştır, şimdi ise bireysel eylem vakti gelmiştir. Sonraki surede bu bireysellik topluma doğru genişler, sosyal bir sorumluluk doğar. İnsan içindeki devrimi gerçekleştirdikten sonra, dış dünyaya adım atmalı, orada da devrimi başlatmalıdır. Karanlıkları delen bir ışık gibi, Hz. Muhammed de mazlumların sesi, adaletin savunucusu olma görevini yüklenir. Kendi vicdanıyla harekete geçen, yalnızca kendini değil, tüm insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarma yükünü omuzlarına alır.
- Geceleyin salata kalk, fakat bütün gece değil,
Peygamber, elçilik görevi öncesinde de sonrasında da, Hira mağarasına çekilip gecelerini dua, düşünce ve tefekkürle geçirirdi. O’nun ruhu, disiplinin en saf haliyle yoğrulmuş, dünya nimetlerine karşı arınmış bir ciddiyet içinde Allah’a yönelirdi.
Kur’an’da, “Sana özgü bir davranış olarak, gecenin bir kısmında, o Kur’an’la meşgul olmak üzere uyanık ol,” (17:79) emriyle, Peygamber’in gece ibadetine dikkat çekilir. Bu geceler, büyük ruhların düşünmek, derinleşmek ve yaratıcı güçlerini beslemek için sığındığı zamanlardır. Yaratıcılığın tohumu, gecenin karanlığında, sessizliğinde döllenir.
Peygamber ve onun sadık yoldaşlarına, gece yarıları kalkmaları, Allah’tan gelen mesajı daha derin kavrayabilmeleri için ayetler üzerinde kafa yormaları öğütlenir. Bu gece ibadetleri, onların ruhlarını diriltir, yüreklerini güçlendirir. Böylece, hem manevi donanımlarını artırır hem de üzerlerine düşen büyük sorumluluğu daha sağlam omuzlayacak bir dirence ulaşırlar.
- Yarısı ya da biraz daha azında,
- Veya biraz daha fazla; ve Kur’an’ı yavaş, ölçülü ritmik tonlarda oku.
O günlerde, Peygamber’e vahiy olarak inen belki yalnızca birkaç sure vardı; fakat Resul’ün gönlü zaten Allah’ın Nuru’yla aydınlanmıştı. Bu ışık, ağır ağır, Kur’an ayetlerinde vücut buluyordu. Şimdi bizler için tüm Kur’an önümüzde, ve bu ayet, Kur’an okumaya dair derin bir uyarıdır, bir öğüt.
Kur’an’ın kelamı, sırf ağızdan çıkıvermesi için hızlıca okunup geçilmemeli. Her kelimesi derinlemesine düşünülmeli, üzerinde akıl yürütülmeli. Mesajı özümsemek, manasını gönülde idrak etmek gerek. Çünkü Kur’an’ın sesi sadece duyulmaz, hissedilir. Okunan her ayet, insanın ruhunda yankılanmalı, anlamı ilmek ilmek işlenmeli.
- Yakında sana ağır bir Mesaj indireceğiz.
Biz sana öyle bir yük vereceğiz ki, bu sorumluluğu taşımak, dağları bile titretebilir.
Gece vakti… Ne dua için, ne tefekkür için o saatlerden daha uygun bir an olabilir ki? Gündüzün karmaşasından arınmış, sükûnetin ve huzurun hüküm sürdüğü o derin karanlıkta, ruh sessizce uyanır. Gündüzün keskin sesleri yerini yıldızların fısıldayan ışıltısına bırakır. O anlarda, ruhu bilen, gökyüzüne bakıp yıldızların kelimelerini, geceye işlenen belagatlerini hisseder. O sessizlikte, insanın içindeki derin sorular bir bir cevap bulur. Ve işte o an, insan tüm varlığıyla Rabbinin huzurunda durur.
- Gerçekten de geceleyin kalkmak, nefsi idare etmek / yönetmek için en güçlüsüdür/etkilisidir ve Söz’e dua ve hamd ile çerçevelemek için en uygunudur.
- Doğru, senin için çeşitli sorumluluklarla/yükümlülüklerle/uğraşlarla gündüz uzun süreli meşguliyet var:
Allah’ın peygamberi, bir insan olarak, bir aile ferdi olarak, bir toplumun evladı olarak üstlendiği sorumluluklar, tıpkı dünya kadar ağırdır. Görevlerinin hepsi zahmetli, sıkıntılıdır; hele de mesajını işitenlerin zulme, baskıya uğraması karşısında onları korumak, adaleti savunmak, omzuna binen yükü daha da artırır. Ama her ne yaparsa yapsın, hangi mücadeleye girişirse girişsin, sanki hep Allah’ın huzurundaymış gibi bir haleti ruhiyeyle hareket eder. Zira O’nun gönlü hep Allah’a bağlıdır, bu dünyadaki işleri ne kadar meşakkatli olursa olsun, ruhu cennet kokusunu hisseder.
Gündüz vakti insanlar, tıpkı peygamberin gösterdiği gibi, meydanlarda yılmadan, usanmadan adalet ve hakikat uğruna mücadele etmelidir. Rabbinin huzurunda durmanın getirdiği güçle, geceyi de tefekkürle geçiren bu insanlar, gündüzleri hak için savaşmayı bir görev bilir.
- Ama Rabbinin adını an ve kendini O’na bütün kalbinle ada.
- O Doğunun da Batının da Rabbidir. O’ndan başka ilah yoktur. Öyleyse O’nu kendine vekil edin.
Allah her şeyin özünde, her zerrede ve her mekânda mevcuttur. O, bütün âlemlerin Rabbidir, dünyanın yönetimi de O’nun iradesindedir. Kötü niyetli insanların hileleri, tuzakları ya da düşmanlıkları seni yolundan alıkoymasın, cesaretini kırmasın. Her şeyi Allah’a bırak; O’na güven. Çünkü Allah adildir ve ilahi adaletin zamanı geldiğinde, hakkı yerini bulacaktır.
Zalime sırtını dön, ama bunu asilce, başın dik bir şekilde yap. Korkusuzca. Zalimlere, hiçbir korkunun kalbinde yeri olmadığını, bütün işlerini Allah’a teslim ettiğini göster. Gücün kaynağı senin değil, Allah’ın kudretidir.
Dünya, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, her yönüyle O’nun hâkimiyetindedir. Allah’ın hükmü her yerde geçerlidir, ve adaleti tüm yaratılmışları kapsar.
“Benim Rabbim sırat-ı müstakim üzerindedir.” : Hud 56
“La ilahe illallah” – Allah’tan başka ilah yoktur, O’ndan başka hiçbir otorite mutlak değildir. Yeryüzünde insanların boyun eğeceği bir hegemonya, zalim bir güç yoktur ki Allah’ın karşısında durabilsin. O, kulunu özgür yaratmış ve özgür iradesiyle sevmektedir. Servet ve güçle sarhoş olmuşlara boyun eğme, ne de kendini ilahî otorite yerine koyanlara. Allah’ın adıyla hüküm sürdüklerini iddia edenler de dâhil.
Allah’ın kullarıyla olan ilişkisi, zorlamaya değil, özgür iradeyle yapılan bir sözleşmeye dayanır. O, bizi yoluna davet eder, varoluşun ve yaratılışın ilkelerine uygun yaşamamızı ister. Onun kanunları insanın özünü özgür bırakır, insanı yalnızca Hakk’a hizmet etmeye yönlendirir.
“Kendime rahmeti farz kıldım” : Enam 54
Onun kanunlarına, yani sevgi, merhamet, adalet, eşitlik, doğruluk ve dürüstlük ilkelerine uyalım. Bizi buna çağırıyor, gelin birlikte uyalım diyor. Allah insan ilişkisi efendi-köle ilişkisi değil, gönülde birliktelik ilişkisidir. Allah sizi inanıp inanmamakta serbest bırakmıştır. Peygamberine de söyle demiştir: “Sen bir zorba değilsin.” : Gaşiye 22
-
Ve onların söylediklerine sabret ve onları asil/şerefli bir itibarla bırak/güzelce ayrıl onlardan.
-
Ve hayatın güzelliklerine sahip olan ve yine de Hakikati inkar edenleri Benimle baş başa bırak; ve biraz süre tanı onlara.
Hayatın nimetlerinden bolca yararlanan insanlar için Allah’a şükretmek, büyük bir lütuf ve sorumluluktur. Ama ne vakit ki bu insanlar, bu nimetleri kendilerine bahşeden Yaratıcıyı unutup, saf tutar ve O’nun düşmanı olurlar, işte o zaman hayatlarının en büyük hatasını yapmış olurlar. Maddi varlıklarını ellerinde tutup, zevk ve sefaya dalanlar, şan ve şerefi yalnızca mallarında, mülklerinde bulanlar, gururla kasılanlar için Allah diyor ki: “Bana bırak onları!”
Bu, göklerin ve yerin sahibi tarafından gelen bir uyarıdır, hem de sert bir tehdit. Zenginliği, gücü kendine yeter sananlar, ayaklarını denk almalı. Çünkü Allah düşmanını açıkça işaret ediyor ve tehdidini sakınmadan bildiriyor. Bu, ilahi adaletin çarpışmasında kibirli olanların kaçacak bir yeri olmadığını gösteren bir meydan okumadır.
- Yanımızda onları bağlayacak zincirler ve onları yakacak bir ateş vardır.
“Eğer şaşacaksan asıl şaşılacak şey onların: “Biz toprak olduğumuzda mı, biz mi yeniden yaratılacağız?” demeleridir. İşte onlar Rabblerini inkâr edenlerdir. İşte onlar boyunlarında halkalar olanlardır. Ve işte onlar cehennemliktirler. Onlar orada sürekli kalacaklardır.”: Ra’d-5
“Temel hak ve hürriyetleri kısıtlanmış, baskıcı, zâlim idareler altında ezilen halk, büyüklük taslayan zorba, güç ve iktidar sahiplerine:
“- Hayır, asıl suçlu biz değiliz. Gece-gündüz işiniz sinsice planlar yapıp uygulamak, yanlış ve yanıltıcı beyanlarda bulunmak, mü’minlerin ve dinin önünü kesen tuzaklar kurmaktı. Siz daima, Allah’ı inkârda ısrar etmemizi, bile bile taş yığınlarını, putları, şahısları Allah’a ortak koşmamızı bize emrederdiniz.” derler. Artık azâbı gördüklerinde, içten, yürekten pişmanlık duyarlar. Biz de kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerin, küfre saplananların boyunlarına demir halkalar takarız. Onlar işlemeye devam ettikleri günahların karşılığının dışında cezalandırılırlar mı hiç?” : Sebe 33
“O zaman, boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu halde sürüklenecekler.”: Mumin 71
“Onu yakalayın, ellerini boynuna bağlayın.”
“- Sonra onu kaynayan köpüren büyük ateşe atarak ağırlaştırılmış yanma cezası verin .”
“Önce onu, yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire vurun, Cehennem’e öyle sokun.” : Hakka 30-32
44:47, 56:94
- Ve boğan bir yemek ve ağır bir ceza.
44:43-44; 56:52; 69:36-37, ve 88:6.
Günahın cezası, ağır bir yük, derin bir ıstırap olarak bilinir. Bu ceza bazen bu dünyada gelir, ama ahirette kesin olarak bekler. İlahi adaletin eli er geç uzanır. Ancak cezayı yalnızca bir bedel olarak görmek yetmez; onu başka bir açıdan da ele almak gerekir.
Cezanın ilk amacı, suçsuzları, suçluların zararından korumaktır. Adalet terazisi önce mazlumun hakkını gözetir. Ama bunun ötesinde, cezanın asıl maksadı, o kararmış kalpte tövbe ateşini yakmaktır. Cezanın amacı, insanı kötü alışkanlıklarından vazgeçirmek, karanlık vicdanını aydınlatmak ve onu doğru yola yönlendirmektir. Çünkü cezalar, yalnızca intikam değil, ruhu yeniden diriltme fırsatıdır; içteki buhranı, hakikat ışığıyla söndürme çabasıdır.
- Bir gün yer ve dağlar şiddetli bir kargaşa içinde olacak. Ve dağlar, dökülen ve akan bir kum yığını gibi olacak.
Kıyamet günü, bildiğimiz haliyle doğanın tüm yüzünü değiştirecek şiddetli bir kargaşa olarak tanımlanıyor. Dağların sert kayası bile, herhangi bir tutarlılığı olmayan akan gevşek kum gibi olacaktır.
- Ey insanlar!, Firavun’a bir elçi gönderdiğimiz gibi, size şâhid olmak için bir elçi gönderdik.
Peygamberimiz, Musa’nın kendi devrinde yaptığı gibi, O da kendi çağını ve hatta içinde bulunduğumuz çağı da uyarmalı, insanları günahtan kurtarmalı, Mesajıyla salihlerin yanında ve kötülere karşı şahit olmalıdır.
Firavunun kibri ve cezası için bkz.10:75-92
Firavun örneği, Nimet sahiplerine kaçınılmaz sonlarını hatırlatıyor.
- Fakat Firavun elçiye isyan etti; Biz de onu ağır bir azapla yakaladık.
Firavun, yeryüzünün kudretli kralı, bütün ihtişamıyla Allah’ın peygamberi Musa’yla karşı karşıya gelmişti. Dünya gözünde Musa, Firavun’a başkaldıran biriydi. Oysa ruhani alemde asıl itaatsizlik eden Firavun’du, çünkü o, Musa’nın arkasındaki ilahi gücü görememişti. Firavun, bilgelik, sanat, bilim ve asırlara dayanan bir devlet geleneğiyle övünen eski ve güçlü bir krallığı temsil ediyordu. Musa ise, elleri nasır tutmuş, ağır işlere koşulmuş, taş ustası ve su çeken boyunduruk bir topluluğun rehberiydi. Ama Musa’nın ve halkının arkasında, Firavun’un anlayamayacağı büyüklükte bir güç, Allah’ın kudreti vardı.
Firavun’un bilgeliği, orduları ve iktidarı, o büyük gün geldiğinde tuz buz oldu. Yaşadıkları dehşet ve şaşkınlık, sanki gök yarılmış da çocukların saçlarını bir anda beyazlatan benzer bir korkuya dönüştü. Zamanla, Allah’ın yolundan sapan, azgınlık ve kibirle dolan milletler, tıpkı Firavun ve kavmi gibi teker teker aynı akıbete sürüklendiler. Hak’tan yüz çeviren herkes gibi, onlar da paramparça oldular. Oysa yeryüzünde baki kalacak olan tek şey Allah’ın kanunudur; hüküm mutlaka yerine getirilecektir.
- O halde Allah’ı inkar ederseniz, çocukların başlarının ağaracağı bir günden nasıl korunursunuz?
Bu imtihan hayatında zaten Allah’ı inkar ediyor ve Allah’a isyan ediyorsan, o korkunç Hakikat Günü olan Kıyamet Günü’ne nasıl dayanabilirsin ki? O Gün iki metaforla anlatılıyor; (1) Öyle stres dolu bir zaman olacak ki, çocuklar bile ağarmış yaşlı adamlar gibi olacaklar; (2) Her zaman gözümüze aynı olarak gözüken ebedi gökyüzü parçalanacak;
“Kıyamet koptuğunda, Gök çatlayıp yarıldığı vakit, kişi öğrenip bilecektir.” : İnfitar 1
Başka bir deyişle, hem insanın içindekiler hem de tabiatta şeylerin şekli şemaili tamamen değişecek ve tüm gerçek değerler geri restore edilecektir. Çünkü Allah’ın vaadi, her konuda olduğu gibi bu konuda da yerine getirilecektir.
-
Gökyüzü bile yarılacak/ gök bile o yüzden parçalanacak? O’nun sözünün gerekleri yerine getirilmelidir.
-
Şüphesiz/ Muhakkak bu bir öğüttür: Artık dileyen Rabbine doğrudan bir yol tutsun!
Bahsedilenler boş bir tehdit değildir. Sizlerin iyiliği için bir öğüttür. Eğer iradeniz varsa, hemen Allah’ın lütuf ve rahmetine gelebilir ve onu elde edebilirsiniz. Çünkü tevbe ve ıslah, Allah’a yakınlaşmak isteyenlere dosdoğru yoldur.
- Rabbin senin gecenin üçte ikisinde veya gecenin yarısında veya üçte birinde salata kalktığını biliyor ve seninle beraber olanlardan bir kısmı da öyle. Ama Allah, geceyi ve gündüzü bir ölçüye göre tayin eder. O bilir ki, sizin onları ölçmeye gücünüz yetmez. Böylece O, size merhametle yöneldi: O halde Kur’an’dan kolayınıza gelen kadar okuyun. İçinizden bazılarının sağlıksız olabileceğini biliyor; diğerleri, Allah’ın lütfunu arayarak yeryüzünde dolaşıyor olabilirler; başkalarınız Allah yolunda savaşıyor olabilirler; O halde Kur’an’dan kolayınıza gelen kadar okuyun; ve düzenli salat yapın ve düzenli sadaka verin; ve Allah’a güzel bir borç verin. Nefsleriniz için ne hayır gönderirseniz, siz onu Allah’ın Katında – evet, daha hayırlısını ve daha fazlasını, mükâfat olarak bulacaksınız ve Allah’ın lütfunu dileyin: çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Peygamber ve yoldaşları, kararlı ve hevesli bir topluluk, gecenin üçte ikisini, yarısını ya da üçte birini uykuyu bir kenara bırakıp, kendilerini namaza, şükre ve Kur’an okumaya adayarak uyanık geçirirlerdi. Ama bu durum, zamanla üzerlerine ağır bir yük oldu. Özellikle sağlıkları bozulduğunda, yolda olduklarında ya da Allah yolunda tüm güçleriyle cihat ederken, bu yük daha da ağırlaştı.
Bir gecenin yarısını ya da üçte ikisini tam olarak belirlemek, gece ve gündüzün saatlerini saymak, sıradan insanlar için her zaman kolay değildir. Zira gecenin ve gündüzün uzunluğu yıl boyunca sürekli değişir, gece yarısının tam saatini bilmek ise ancak gökyüzüne bakarak veya hassas saatlerle mümkündür. Ama bu, her insanın başarabileceği bir şey değil.
Allah, geceyi dinlenme, gündüzü çalışma için yaratmış; bunu da mevsimlerin akışına göre düzenlemiştir. Kur’an okumak, namaz ve her türlü ibadet, dayanışma ve dua da bu düzenin bir parçasıdır. Ama bunlar, insanın üzerinde bir yük, bir takıntı haline getirilmemelidir. Her şey, insanın gücü nispetinde ve mevsimlerin, zamanın akışına uyumlu olmalıdır.
“Biz Bu Kur’an’ı Sana meşakkat güçlük çekesin ağır külfet ve zahmetlere düşesin diye indirmedik;” : Taha 2
“Güzel Ödünç” dediğimiz şey, insanın yüreğinden, ruhunun derinliklerinden gelmeli. Karşılığında aynı ölçüde bir dönüş beklemek beyhude olur, çünkü bu dünyada böyle bir şey mümkün değil. Ama Allah katında bulacağımız mükâfat, bizim hayal edebileceğimizin çok ötesinde, daha büyük ve daha soylu olacaktır. “Allah’a borç verecek kimse yok mu?” diye sesleniyor ayetler. Bu borç, fakir fukaraya, yoksula, borç içinde kıvranana el uzatmaktır. Hayır işleyin, Allah yolunda harcayın. Malı biriktirip istif etmek yerine, paylaşın. Allah’ın borçlusu olun. Zira Allah, açın, yoksulun sesini dile getiriyor. Kur’an, zenginliklerin tek bir elde toplanmasından hoşnut değil. Varlık, elden ele dolaşmalı, insanlar birbirine sahip çıkmalı, zor günlerde dayanışmayla güçlü olmalı.
Kendiniz için cennette hazineler biriktirin. Ne zaman bir iyilik yaparsak, aslında kendi ruhumuzu, manevi durumumuzu yükseltiriz. Allah’ın hizmetine girdiğimizde ya da O’nun emri doğrultusunda bir iş yaptığımızda, O’na bir şey kazandırdığımızı düşünmemeliyiz. Çünkü O, her türlü ihtiyaçtan münezzehtir. Yaptığımız iyilikler ne olursa olsun, bizim değersiz, küçük çabalarımızdır. Bizi gerçekten ayağa kaldıracak olan, Allah’ın lütfudur. Dindarlık bile kibire dönüşebilir; bu yüzden daima tevazu içinde, Allah’ın rahmetini aramalıyız.
Kur’an daha üçüncü sûresinde zekattan söz ediyor. Zekat, malın fazlasını Allah rızası için ihtiyaç sahiplerine vererek, insanın kendini arındırması, temizlemesidir. Esasında Kur’an, mal ve mülkün Allah’a ait olduğunu hatırlatıyor. Başkasını düşünmek, destek ve dayanışma içinde olmak, kazandığımız nimetleri paylaşmak, hep bana hep bana dememek öğütleniyor.
Evet, Kur’an’daki din, zamanla saptırılmış, bir sürü uydurma ve menfaatle kirletilmiş olabilir. Ama Kur’an gerçek bir hayat rehberi olarak uygulandığında, insanı zora sokmaz. İlkeleriyle hayatı kolaylaştırır. Ancak dini kendi çıkarlarına uyduramayanlar, bundan hoşnut olmazlar. Çünkü İslam, bir tavırdır. Hayata karşı bir duruş, bir haldir.
Muzzammil, or Folded in Garments.
In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
- O thou folded in garments!
- Stand (to prayer) by night, but not all night, —
- Half of it, –or a little less,
- Or a little more; and recite the Koran in slow, measured rhythmic tones.
- Soon shall We send down to thee a weighty Message.
- Truly the rising by night is the most potent for governing
(the soul), and most suitable for (framing) the Word (of Prayer
and Praise).
- True, there is for thee by day prolonged occupation with
ordinary duties:
- But keep in remembrance the name of thy Lord and devote
thyself to Him wholeheartedly.
- (He is) Lord of the East and the West: There is No god but
He: Take Him therefore for (thy) Disposer of Affairs.
- And have patience with what they say, and leave them with
noble (dignity).
- And leave Me (alone to deal with) those in possession of the
good things of life, who (yet) deny the Truth: and bear with
them for a little while.
- With Us are Fetters (to bind them), and a Fire (to burn
them),
- And a Food that chokes, and a Penalty Grievous.
- One Day the earth and the mountains will be in violent
commotion. And the mountains will be as a heap of sand poured
out and flowing down.
- We have sent to you, (O men!) an apostle, to be a witness
concerning you, even as We sent an apostle to Pharaoh.
- But Pharaoh disobeyed the apostle; so We seized him with a
heavy Punishment.
- Then how shall ye, if ye deny (Allah), guard yourselves
against a Day that will make children hoary headed? —
- Whereon the sky will be cleft asunder? His Promise needs
must be accomplished.
- Verily this is an Admonition: Therefore, whoso will, let him
take a (straight) path to his Lord!
- Thy Lord doth know that thou standest forth (to prayer) nigh
two-thirds of the night, or half the night, or a third of the
night, and so doth a party of those with thee. But Allah doth
appoint Night and Day in due measure. He knoweth that ye are
unable to keep count thereof. So He hath turned to you (in
mercy): Read ye, therefore, of the Koran as much as may be easy
for you. He knoweth that there may be (some) among you in ill-
health; others traveling through the land, seeking of Allah’s
bounty; yet others fighting in Allah’s Cause. Read ye,
therefore, as much of the Koran as may be easy (for you); and
establish regular Prayer and give regular Charity; and loan to
Allah a Beautiful Loan. And whatever good ye send forth for your
souls, ye shall find it in Allah’s Presence, –Yea, better and
greater, in Reward. And seek ye the Grace of Allah: For Allah is
Oft-Forgiving, Most Merciful.