Mürselat Suresi 77-33
( Öne Gönderilenler)
SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA
- Peş peşe insanların yararına gönderilen Rüzgarlara andolsun ki;
“Nesilleri devam ettiren kadınlara, dişilere, tozlaşmayı sağlayan rüzgârlara andolsun. Karnı burnunda, kucakları, sırtları dolu çocuklu kadınlara, yavrulamak üzere olan hayvanlara, yüklü dallara, dolu başaklara, mebzul mahsûle, yoğunlaşmış bulutlara andolsun! Kolayca hareket eden bulutlara, hava akımlarına, su akıntılarına, gezegenlere, gemilere, uçaklara, füzelere andolsun. Bütün ilâhî planların, kararların, icraatların envanterini çıkarıp taksim eden meleklere andolsun. Size va’d olunanlar, tehdit edildiğiniz şeyler kesinlikle doğrudur. Din, toplumlara hâkim, tabiî ve sosyal bir realitedir. Mutlaka hesabı sorulacak olan ilahî bir düzendir. Sorumluluk, hesap, icra ve ceza elbette vardır, kesinkes Allah’a ait, Allah adına kullanılan otorite hâkim olacaktır.” : Zariyat 1-6
“Biz rüzgarları tozlaşma yapması için aşılayıcı ve bulutları yoğunlaştırıcı olarak görevlendirdik. Gökten su indirerek depoladık. Bu su ile sizin su ihtiyacınızı karşıladık. Siz, yeterli suyu depolayamıyorsunuz.” : Hicr 22
“Allah rüzgârları estirendir. Rüzgârlar bulutları sürükler. Bulutları gökte sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun şekilde yayar, parçalı bulutlu hale getirir. Nihayet, arasından yağmurun çıktığını görürsün. Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kullarından bazılarına yağmuru nasip edince, hemen onların yüzleri güler, sevinirler.” : Rum 48
- Sonra fırtınalı Rüzgârlarda şiddetli bir şekilde esen,
“Âd kavminde de ibretler vardır. Üzerlerine, köklerini kurutmakla görevli bir rüzgâr estirmiştik. Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi canlı bırakmıyor, kül haline getiriyordu.” : Zariyat 41-42
Rüzgarlar, dünyanın çehresini değiştiren ve devrim yaratan ruhani alemdeki temsilciler gibi hareket ederler.
- Ve her şeyi uzağa ve geniş bir şekilde dağıtan;
- Sonra onları birbirinden ayıran,
- Sonra dışarıya Mesajı yayanlara,
Peygamberler, birbirlerini ardına geldiler; tıpkı Kuran ayetlerinin gerektiği gibi, zamanla ve sırayla indirilmesi gibi. Hepsi de insanın ruhunu kurtarmak, onu yoldan çıkmaktan alıkoymak için gönderildi. Çökmekte olan, ruhen kararan bir dünyada büyük sarsıntılara neden oldular; şeytani düzenleri yerle bir ettiler, yıkılanların yerine adaletin ve hakikatin temellerini attılar. Onlar korkusuzdular, kimseye ayrıcalık tanımadan, gerçeği her yere ilan ettiler. Peygamberlerin gelişiyle müminler ve Allah’ın kanununa karşı gelenler birbirinden ayrıldı. Doğru yolu bulanlar tövbeyle arındı, sapkınlar ise günahlarıyla yüzleşmeye zorlandı. Verdikleri mesaj, hem bir uyarı hem de bir kurtuluş yoluydu.
- Gerekçelendirme veya Uyarı olsun;-
- Muhakkak ki size vaat edilen mutlaka gerçekleşecektir.
- Sonra yıldızlar karardığında/sönükleştiğinde;
Yıldızların parıltısı sönecek; aslında kaybolacaklar.
“Yıldızlar kararıp döküldüğünde, kişi öğrenip bilecektir.” : Tekvir 2
“Gezegenler, saçılıp döküldüğü vakit, kişi öğrenip bilecektir.” : Infitar 2
- Gök yarıldığı zaman;
“Gök çatlayıp yarıldığı vakit, kişi öğrenip bilecektir.” : Infitar 1
“Gök, o günün dehşetinden yarılır. Allah’ın va’di, tehdidi mutlaka yerine gelir.” : Müzemmil 18
- Dağlar rüzgarlara toz olup savrulduğu zaman;
“Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp dehşetle bir defa çarpışarak, un ufak edildiği, lavlar fışkırdığı zaman olacak olur.” : Hakka 14
“Dağlar yerinden oynatılıp yürütüldüğünde, kişi öğrenip bilecektir.” :Tekvir 3
Bildiğimiz şekliyle fiziksel dünyanın tüm eski dönüm noktaları/sınır taşları süpürülecek.
- Ve elçilerin hepsine bir toplama zamanı verildiği zaman;-
Kıyamet günü gelip çatacak. O gün, dünya tüm bildiğimiz halleriyle son bulurken, geçmişte yaşamış tüm milletlere, farklı zamanlarda gönderilen peygamberler bir araya toplanacak. Her biri, kendi halklarının önünde, o halkın doğru yolda mı, yoksa kötülüğe mi saplandığına tanıklık etmek için Yargı Kürsüsü’nün önünde duracak. Bir zamanlar ardı ardına gönderilen o peygamberler, şimdi tek bir yerde, büyük hesap günü için bir arada olacaklar. Dünyanın tüm geçmişi, tüm insanları ve peygamberleriyle o yüce mahkemede buluşacak.
“Mahşer yeri, Rabbinin nuruyla, adâletle aydınlanır. Kitap, amel defteri ortaya konur. Peygamberler, kutsal kitapları bilen ve tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önderler, doğruları konuşan şâhitler getirilir. Mahlûkat arasında hakkaniyetle, adâletle hüküm icra edilir. Onlara haksızlık da yapılmaz.” : Zümer 69
- Bu alametler hangi güne ertelenir?
- Ayıklama Günü için.
“Bu gün, yalanlamaya devam ettiğiniz, mükâfata nâil olanla cezaya müstehak olanların muhakeme ile hesapların görülüp kesin hükümlerin verileceği gündür.” : Saffat 21
“Sorumluluk gereği, mükâfata nâil olanla cezaya müstehak olanların muhakeme ile ayırt edileceği gün, onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.” : Duhan 40
İşte o gün, Kıyamet Günü ya da Hüküm Günü olacaktır. O zaman iyilikle kötülük, birbirinden tamamen ayrılacak. Gerçeği reddedenler, batılın peşinde koşanlar, kendilerini bu dünyada ne kadar güçlü görseler de, hakikatler dünyasında hiçbir yerlerinin olmadığını anlayacaklar. O gün, batılın gölgesine sığınanlar, gerçeğin ışığında kaybolacak, ne kadar çabalasalar da gerçeğin kapısından içeri adım atamayacaklar. Kıyamet günü, her şeyin apaçık ortaya çıktığı, hak ile batılın kesin çizgilerle ayrıldığı o büyük gün olacak.
- Hesaplaşma gününün ne olduğunu sana ne açıklayacak?
- Ah o gün, Hakikati inkâr edenlerin vay haline!
- Biz öncekileri yaptıkları fenalıklardan/kötülüklerinden dolayı helak etmedik mi?
Allah’ın kanunu hep aynıdır, değişmez. Günah veya yolsuzluk kendi yıkımını hazırlar. Nuh neslinde de durum böyleydi. Ad ve Semud’da da.
- Biz de sonraki nesilleri de onlara tabi kılacağız / onlara katacağız.
- Biz günahkârlara böyle davranırız.
- Ah o gün, Hakikati inkâr edenlerin vay haline!
- Biz sizi aşağılık görülen bir sudan yaratmadık mı?-
“Sonra, onun zürriyetini, neslini, organlarının özelliklerini taşıyan süzülmüş, bir özden, dayanıksız, zayıf bir katre sıvıdan, sperm ve yumurtadan meydana getirendir.” : Secde 8
İnsan, var oluşa geldiği fiziksel yaratım sürecinin kökenini unutur. Yine de hayatta kibirlidir ve Geleceği ihmal eder. Kendi kökenini unutmuşçasına, kendini bir tanrı zanneder.
- Onu bir dinlenme yerine yerleştirdik, sıkıca sabitlenmiş,
“Bir de onu, sperm olarak emin, elverişli, sağlam, itibarlı bir yere, rahme koyduk.” : Muminun 13
Anne karnındaki sessiz büyüme, büyüyen canlının anne yaşamından aldığı koruma ve rızık, başlı başına birer yaratılış harikasıdır.
- İhtiyaca göre belirlenen bir gebelik dönemi için.
Doğum öncesi ve doğum sonrası yaşamımız boyunca, bizim farkında olmadığımız harika bir süreç ve güzelce dengelenmiş ince ayarlamalar vardır.
- Çünkü İhtiyaca göre takdir ederiz; Çünkü Biz şeylere en iyi karar verenleriz.
Belki de anne karnındaki yaşam, doğumdan sonraki hayatın bir yansımasıdır, tıpkı bu dünyadaki imtihan hayatının, sonsuz gelecek olan hayatla bir bağ kurması gibi. Belki de kabirdeki halimiz, ahiret hayatının başlangıcına bir hazırlıktır; tıpkı anne karnındaki hayatın doğuma hazırlık olması gibi. Her şey bir döngü içinde, bir yaşam diğerinin habercisi, her son bir başlangıcın işareti. Anne karnı nasıl doğuma açılıyorsa, dünya hayatı da ahiretin kapısıdır; her şey birbirine bağlı.
- Ah o gün, Hakikati inkâr edenlerin vay haline!
- Biz yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
- Yaşayan/diriler ve ölüler için,
Dünya, ölümle yaşamın, çürümenin ardından gelen yeniden doğuşun, yeşeren otlarla kuruyan anızların, bozulmanın ve arınmanın birbirine dolandığı bir yerdir. Her şey, adeta zincirleme bir şekilde birinin diğerine yol verdiği bir döngü içinde devinir. Tabiatın bu sonsuz akışı, bir an çürüyen toprağı, bir an yeşeren dalları gösterir. Bu dünyada gözlerimizin önünde sergilenen bu büyük drama, aslında bize manevi âlemin harikalarını anlamamız için bir ders verir. Bu dünyada hor görülen, aşağılanan, dışlananların, öte dünyada en yüce onura kavuşacağını bize fark ettirir.
- Ve orada sabit, yüce, boyu yüksek dağlar kıldık; ve size tatlı ve sağlıklı su verdik.
“Allah yeryüzüne, sizi sarsmaması için ağır baskılı, oturaklı, derin temellere dayalı dağlar, yolunuzu bulmanız için de ırmaklar ve yollar yerleştirdi.” : Nahl 15
“O, yerleşimi sağlamak, hayatı kolaylaştırmak için yer kürenin toprağını, biyolojik, kimyevi yapısını, rengini oluşturup yayarak verimli hale getiren; yeryüzünde planlı olarak ağır baskılı, oturaklı, derin temellere dayalı dağlar ve ırmaklar yerleştiren, her türlü üründen erkekli dişili çiftler var edendir. Sürekli olarak gündüzü geceye bürüyor. Bütün bunlarda, gelişmeye devam eden, tefekkür-düşünme ağına sahip, faydalı sonuçlar elde edebilen toplumlar için, Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren âyetler, birçok konunun çözümüne işaretler vardır.” : Rad 3
Dağlar, sert ve sağlam kayalardan oluşur, dimdik ve sarsılmaz görünürler. Ama içlerinde tatlı ve hayat veren suyu toplar, bir sünger gibi saklarlar. O sular, yerçekiminin gücüyle dağların doruklarından aşağılara, kurak topraklara doğru nehirler aracılığıyla akar. Dağlar, sadece yüceliğiyle değil, içlerinde taşıdıkları gizli hayatla da toprağa can verir. Sert görünen yüzlerinin ardında, o suyu süzerek, alçak ovalara hayat taşırlar, yeşilliklere ve insanlara hayat sunarlar.
- Ah o gün, Hakikati inkâr edenlerin vay haline!
Eğer Allah’ın hikmeti ve kudreti gözlerinizin önünde böylesine büyük şeyler yapabiliyorsa, dağları sularla doldurup, o suları kurak topraklara hayat olarak akıtıyorsa, O’nun daha da harika bir gelecek hayatı müjdeleyen öğretisini nasıl reddedebilirsiniz? Bu dünya üzerindeki her şey, size o büyük gerçeği göstermiyor mu? Allah’ın yarattığı bu düzen, gelecekteki sonsuz hayatın bir işareti değil midir? O’nun kudreti her yerde gözlerinizin önündeyken, o büyük vaadi nasıl sorgularsınız?
- Denecek ki: “Bâtıl diye inkar ettiğiniz şeye gidin!
- “Üç sütun halinde yükselen bir duman gölgesine gidin,
Günahkârların göreceği tek şey, alev alev yanan bir ateş olacaktır. Ne bir serinlik, ne bir kurtuluş, sadece onları dört bir yandan saran o ateşin boğucu dumanı. Sağlarında, sollarında, üstlerinde; yükselen üç sütun gibi, her taraftan kuşatacak dumanın gölgesi. O gölge, bir kurtuluş değil, cehennemin karanlık örtüsü olacak. Ateşin ortasında, kaçacak hiçbir yer bulamayacaklar; gözlerinin gördüğü tek şey, o alevler ve dumanın ağır, karanlık gölgesi olacak.
- “Serinliğin gölgesini vermeyen, ve şiddetli Ateş’e karşı hiçbir faydası olmayan.
- “Aslında kaleler gibi kocaman kıvılcımlar saçar,
- “Sanki bir dizi hızlı adımlarla yürüyen sarı develer varmış gibi.”
“Sanki hızla yürüyen sarı develer bir dizi adım atıyormuş gibi.”
Oysa dünyada böylesine gurur duyduğun o güzel sarı develer sandığın, gerçekte uçup giden, gözden kaybolan, hatta canını acıtan kıvılcımlardan başka bir şey değil. Onlar, bir zamanlar sahip olduğun, değer verdiğin her şey gibi, elinden kayıp gidecek ve geride sadece yanık izleri bırakacak. Ne kadar parlak, ne kadar görkemli görünseler de, sonunda hepsi birer kül olup savrulacaklar.
- Ah o gün, Hakikati inkâr edenlerin vay haline!
- O gün onların konuşamayacakları bir gün olacaktır.
Onlar şaşkına dönecekler, ne bir savunma yapacak halleri olacak ne de akla yatkın bir gerekçe öne sürebilecekler. Gerçekler, çarpıcı bir biçimde önlerine serilecek, karşı koyamayacaklar. Belki de kirli bir inatla sahte ibadeti/riyarkarlığı/şirki reddetmeye kalkışacaklar, ama boşuna.
“Sonra onlar inkârlarının ve yalana cüretlerinin sebep olduğu azabı gördüklerinde:
“Rabbimiz Allah’a yemin ederiz ki, biz ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan müşriklerden değildik” demekten başka bir mazeret ileri süremeyecekler.” : Enam 23
Kendi dilleri ve uzuvları onların aleyhine şahitlik edecek:
“İşlemeye devam ettikleri amellerine, dilleri, elleri ve ayaklarının aleyhlerinde şâhitlik edeceği gün onlara büyük bir ceza vardır.” : Nur 24
- Yalvarmaları da onlara açık olmayacaktır.
- Ah o gün, Hakikati inkâr edenlerin vay haline!
- Bu, bir Ayırma Günü olacak! Sizi ve sizden öncekileri bir araya toplayacağız!
“Sonra siz, hepiniz Kıyamet günü Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız.” : Zümer 31
- Şimdi, eğer bir hileniz ya da entrikanız varsa, onu Bana karşı kullanın!
Bütün aklınızı, atalarınızın bilge sözlerini kullansanız da Allah’ın düzenini alt edemezsiniz. Peygamber’e kurulan tuzaklar, Allah’ın Hakikatine, O’na kurulan tuzaklardır. Ancak kör bir cahil, böyle kirli oyunlardan fayda umar. Allah’ın hükmünü, planını kim bozabilir ki? Denesinler bakalım, kendi sonlarını hazırlamaktan başka bir şey yapamayacaklar.
- Ah o gün, Hakikati inkâr edenlerin vay haline!
- Salihlere gelince, onlar serin gölgelikler ve pınarlar içindedirler/arasındadırlar.
Allah’ın rızası, nimetlerin en büyüğü olacak ve Allah’ın Sevgi Pınarı tükenmez olacaktır.
- Ve canlarının çektiği meyveler onlarındır.
- “Gönülünüze göre yiyin ve için: çünkü Doğruluk için çalıştınız.
Doğruluğun meyveleri, bu hayatta memnuniyet ve hoşnutluk ve bir sonraki hayatta en yüksek Mutluluktur.
- İşte biz, iyilik edenleri muhakkak böyle mükâfatlandırırız.
- Ah o gün, Hakikati inkâr edenlerin vay haline!
- Ey zalimler! Yiyin ve biraz eğlenin ama sadece küçük bir süre için, çünkü siz günahkârsınız.
Akılları ve arzuları yanlış şeylere koştuğu için, iyilik yerine kötülük dürtüsü giderek arttığı için yanlış yapma fırsatları çoğalır.
- Ah o gün, Hakikati inkâr edenlerin vay haline!
- Ve onlara: “Secde edin!” denildiği zaman, secde etmezler.
Secde, alçakgönüllülüğün, dua ve güzel bir yaşamla Allah’a yaklaşma arzusunun bir sembolüdür.
- Ah o gün, Hakikati inkâr edenlerin vay haline!
Onlara apaçık bir hidayet verildi ve onlar bunu kabul etmediler.
- Bundan sonra hangi mesaja/hadise/söze inanacaklar?
Mursalat, or Those Sent Forth.
In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
1. By the (Winds) Sent Forth one after another (to man’s profit);
2. Which then blow violently in tempestuous Gusts,
3. And scatter (things) far and wide;
4. Then separate them one from another,
5. Then spread abroad a Message,
6. Whether of Justification or of Warning; —
7. Assuredly, what ye are promised must come to pass.
8. Then when the stars become dim;
9. When the heaven is cleft asunder;
10. When the mountains are scattered (to the winds) as dust;
11. And when the apostles are (all) appointed a time (to
collect); —
12. For what Day are these (portents) deferred?
13. For the Day of Sorting out.
14. And what will explain to thee what is the Day of Sorting
out?
15. Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
16. Did We not destroy the men of old (for their evil)?
17.. So shall We make later (generations) follow them.
18. Thus do We deal with men of sin.
19. Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
20.. Have We not created you from a fluid (held) despicable? —
21. The which We placed in a place of rest, firmly fixed,
22. For a period (of gestation), determined (according to need)?
23. For We do determine (according to need); for We are the Best
to determine (things).
24. Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
25. Have We not made the earth (as a place) to draw together
26.. The living and the dead,
27. And made therein mountains standing firm, lofty (in
stature); and provided for you water sweet (and wholesome)?
28. Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
452
29. (It will be said:) “Depart ye to that which ye used to
reject as false!
30. “Depart ye to a Shadow (of smoke ascending) in three
columns,
31. “(Which yields) no shade of coolness, and is of no use
against the fierce Blaze.
32. “Indeed it throws about sparks (huge) as Forts,
33. “As it there were (a string of) yellow camels (marching
swiftly).”
34. Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
35. That will be a Day when they shall not be able to speak,
36. Nor will it be open to them to put forth pleas.
37. Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
38. That will be a Day of Sorting out! We shall gather you
together and those before (you)!
39. Now, if ye have a trick (or plot) use it against Me!
40. Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
41. As to the Righteous, they shall be amidst (cool) shades and
springs (of water).
42. And (they shall have) fruits, –all they desire.
43. “Eat ye and drink ye to your heart’s content: For that ye
worked (Righteousness).”
44. Thus do We certainly reward the Doers of Good.
45. Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
46. (O ye Unjust!) Eat ye and enjoy yourselves (but) a little
while, for that ye are Sinners.
47. Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
48. And when it is said to them, “Prostrate yourselves!” They do
not so.
49. Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
50. Then what Message, after that, will they believe in?
