← Listeye Dön

Müddessir Suresi

2025-04-20

kuranquranfurkan

Müddessir Suresi 74-4

(Sarınan, henüz Ona uymayanlar için bir uyarıcı olarak onun işlevine odaklanmaktadır)

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

  1. Ey elbiseye sarılan sen!/Ey örtülü olan sen!

Peygamber, artık derin tefekkürün o sessiz aşamasını geçmişti. Cübbesine sarılıp oturarak yaptığı o içsel yolculuk sona ermişti. Şimdi harekete geçme vaktiydi. Mesajını korkusuzca taşıyacak, Rab’bini açıkça ilan edecekti. Kalbi arınmış, artık tüm gayretleri sadece Allah’a adanacaktı. Eski gelenekler, atalardan kalma ibadetler ve onların saygısı, bir kenara bırakılmalıydı. Çünkü o artık bir Elçi olarak seçilmişti. Onun bu yolda yürümesi, tertemiz ve dürüst kişiliğinden kaynaklanan en cömert armağandı. Fakat halkından ne bir ödül bekleyebilirdi ne de bir takdir. Aksine, karşılaşacağı zorluklar, sabrını defalarca sınayacaktı. Onun tatmini ve huzuru, Allah’ın rızasında, O’nun hoşnutluğunda yatıyordu.

Bu zorlu süreç, her iyi insanın hayatında, az da olsa, küçük bir ölçekte yaşanır. Ama Peygamber’in yaşamı, işte bu evrensel modelin en büyük, en parlak örneğiydi.

Vakit geldi, Ey Muhammed Mustafa! Yıllarca vicdanı sızlayarak, karanlıkta kalan insanlığı kurtarmanın yollarını arayan Mustafa, artık eski dünyanın defterini dürme zamanı geldi. Koca bir çağı kapatıp yeni bir çağ açacak adımları atmanın tam vaktidir.

  1. Kalk ve uyarını ilet! / Kalk ve uyar!

Uyanışı başlat! Vicdan, sevgi, merhamet , adalet, özgürlük ve eşitliği duymayana duyur, görmeye gördür, insanlığa bu erdemleri tanıt.

  1. Ve Rabbini öv/büyükle/yücelt!

Allahu Ekber! En büyük Allah’tır. Kasıp Kasıp kasınanlara, büyüklük taslayanlara, dünyayı kendilerinin yarattıklarını zannedenlere mesajtır.

  1. Ve elbiselerini lekeden uzak tut! /saflaştır!

Kendini saf tut, iyiye ve güzele kılavuzla, namus ve ahlaktan ödün verme. Ahlakınla ve vicdanınla insanoğluna örnek ol. Dünyayı değiştirecek kudret bizzat damarlarında akıyor.

  1. Ve tüm iğrenç şeylerden / kirlilikten kaçın!

Kendini kötülükten/rezillikten/iğrençlikten/nefret edilenden uzak tut. Dünyaya özgürlük, adalet, eşitlik, doğruluk, dürüstlük getir.

  1. Verirken de kendin için bir artış bekleme! /Kazanç arayarak iyilik yapma!

Manevi dünyada, vermek zorundasın, ama verdiğin kişiden hiçbir şey bekleyemezsin. Çünkü sen, Allah’a ve O’nun yarattıklarına hizmet ediyorsun. Yaptığın her iyilik, her yardım, O’na adanmış bir sadakat göstergesidir. Alıcının minneti ya da karşılığı senin beklentin olmamalı.

Ama dikkat et! Dini kullanma, çıkar için din bezirganlığı yapma! Ayetleri alıp satma! Sana verilen kutsal görev, senin şahsi menfaatin için değildir. O görev, sadece Allah’ın rızasını kazanmak içindir. Sana verilen bu emanet, ne kadar büyük olursa olsun, onu kendi çıkarlarınla kirletme.

Unutma ki, hamd yalnızca Göklerin Rabbi’ne, Yerin Rabbi’ne, Alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Onun yüceliği karşısında, dünya nimetleriyle şöhret ya da zenginlik aramak, en büyük yanılgıdır. Allah’ın rızası, tüm çıkarların ötesindedir.

  1. Ama, Rabbinin Emri / Davası için sabret ve sebat et!

Allah’ın Emri’ne olan şevkimiz, sabırsızlığa kapılmamayı, yolumuzda daima istikrarla yürümeyi gerektirir. Çünkü inancımız bize O’nun İyi, Hakim ve Kudretli olduğunu öğretir. Her şey eninde sonunda düzelecek, en zor zamanlar bile bir gün aydınlığa çıkacaktır. Allah’a teslim olmak, O’na sonsuz bir güven duymaktır; bilinmezlikten korkmamaktır.

Mustafa’yı çetin bir mücadele bekliyordu. Başı beladan, musibetten kurtulmayacaktı. Ama o, sabırlı olmalıydı, dimdik ayakta durmalıydı. Çünkü bu Dava, öyle kolay bir yol değildi. Hakkın yoluna girmişti bir kere. Önünde dağlar, çöller, engeller vardı. Ama o, azimle, kararlılıkla yürüyecekti. Her bir zorluğa göğüs gererek, adım adım ilerleyecekti. Bu işin sonu, sebat edenlerin olacak, yılmadan, usanmadan yürüyenler varacak menzile.

Hakikat yolunda, sabır en büyük silah, kararlılık en güçlü dosttu. Ve Mustafa, bu yolda hiç geri adım atmayacaktı. Yük ne kadar ağır olursa olsun, o yükü taşıyacak, zorlukların içinde yoğrulacaktı. Çünkü bilirdi ki, sonunda her şey düzelecek, adalet yerini bulacak. Allah’a güven, ona güç verecekti.

  1. Son olarak, Trompet çalındığında,

Günahkar şimdi kendini beğenmiş olabilir; ama Hesap Günü geldiğinde konumu ne olacak? Kolay değil; gerçekten de Sıkıntılı bir Gün olacak!

  1. İşte o Gün – Sıkıntılı Bir Gün,-
  2. İnancı olmayanlar için kolay olmaktan uzaktır. / o gün zor bir gün olacak.
  3. Beni baş başa / yalnız bırakın, çırılçıplak ve yapayalnız yarattığım yaratıkla / mahlukatla ilgilenmem için !

İnsanların hesaplaşma zamanı geldiğinde, adalet ve cezanın tek sahibi Allah’tır. Çünkü insan, gerçeğin ancak bir yüzünü görebilir. Oysa Allah, her şeyi, bütün yönleriyle en iyi bilendir. Adaletin terazisini en doğru tartan, merhametin sınırlarını en doğru çizen yalnızca O’dur. Her insan, kendi seçimlerinin hesabını yalnızca Allah’a verecek. Bu, çok keskin bir uyarıdır; insanın içini titretir.

Zenginlik, güç, mevki, yetenek… Bunlar insanın kendi çabasıyla değil, Allah’ın ona bahşettiği lütuflardır. Çünkü insan, bu dünyaya çıplak ve yalnız gelir. Ne malı vardır ne mülkü. Ana karnından yalnız çıkar; elleri bomboştur. Ölüm vakti geldiğinde de yine yalnızdır. Ne malını yanına alabilir ne de çocuklarını. Kefenin cebi yoktur, bu dünyanın nimetleri orada geçmez.

Allah, Peygamberimizi insanlarla kendi arasına girmesi için değil, gerçeği, Mesajı anlatması için göndermiştir. O, bir engizisyon yargıcı, bir despot değil. Peygamber, ışığı taşıyan bir rehberdir. İnsanların kalbini açan, gözünü aydınlatan bir öğreticidir. Onun görevi, zulmet değil, şuur açmaktır. İnsanı, gerçeğe, hakikate yönlendiren bir yol göstericidir.

Ve işte insanın sorumluluğu da buradadır: Kendi yolunu bulmak, seçimlerinin hesabını vermek… Bu dünyada verilen hiçbir şey kalıcı değildir. Ama geride bırakacağımız tek şey, Allah’a olan bağlılığımız ve seçimlerimizin izidir.

  1. Kaynakları bol bol verdiğim / bağış ettiğim / bahşettiğim,

Kureyşin zenginleri tasvir edilir. Kuran zenginleri hedef tahtasına oturtur ve Allah’a olan sorumluluklarını hatırlatır, hatta yeri geldiğinde tehdit eder.

  1. Yanında bulunsun diye oğullar verdiğim-

Yeryüzünde büyüklük taslayanlar, çevrelerinde geniş bir kitle, sadık oğullar, emirlerine boyun eğen takipçiler bulabilir. Hayat onların önüne pürüzsüz, parlak bir yol serilmiş gibi görünebilir. Dünyanın nimetleri ellerindedir, her şey diledikleri gibi akar gider. Ama unutmamalıdırlar ki, bu nimetlerin ardında büyük bir sorumluluk yatıyor. Allah’a karşı hesap vermeleri gereken bir yükleri var.

  1. Hayatı/Yolunu onun için pürüzsüz ve rahat hale getirdiğim!
  2. Yine de açgözlüdür – Yine de daha fazla ekleyeyim diye;

Günahkar, Allah’ın nimetlerini sanki kendi hakkıymış gibi alır, ne kadar çok alırsa o kadar daha fazlasını ister. Açgözlülüğü büyüdükçe büyür. Ama Allah’ın âyetlerine, işaretlerine karşı gözlerini kapatır, kulaklarını tıkar. Bile bile sağır olur, görmezden gelir, hatta isyan eder. Oysa farkında değildir ki, kendi elleriyle, kendi sonunu hazırlıyor. Her ne kadar etrafı kalabalık, yolu kolay görünse de, aslında uçuruma adım adım yaklaşıyor.

İşte bu, kibirle dolmuş yüreğin sonudur. Ne kadar güçlü görünse de, Allah’ın adaletinden kaçamaz. Her şeyin bir bedeli vardır ve o bedel, eninde sonunda ödenir.

  1. Hiçbir şekilde olamaz! Çünkü o, âyetlerimize isyan etti! / Hayır! Gerçekten o, âyetlerimize karşı çıkar.
  2. Yakında onu bir sürü belayla/felaketlerle ziyaret edeceğim! / Onu dik bir yokuşa tırmanması için zorlayacağım!
  3. Çünkü düşündü ve planladı/tasarladı;-

Onun için mesele servet ve iktidar meselesiydi. Mustafa’nın Mesajı onun ruhunun derinliklerine rahatsızlık veriyordu.

Ayetlerle dalga geçiyorlardı. Özellikle bahçe, nimet, mal ve oğullar gibi konuların onları hedef gösterdiğinin farkındaydılar.

  1. Ve vay ona! Nasıl plan yaptı/tasarladı!

“Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!” : Zariyat 10-11

  1. Evet, vay ona; Nasıl plan yaptı! / Yok olası ne biçim ölçtü biçti!
  2. Sonra etrafına baktı;
  3. Sonra kaşlarını çattı ve somurttu/suratını astı;
  4. Sonra geri döndü ve kibirliydi/böbürlüydü;
  5. Sonra dedi ki: “Bu sihirden/büyüden başka bir şey değil, eskilerden/rivayetlerden türetilmiş;

Bütün çağlarda Kureyşli azgın sapmış zengin günahkar şürekadan vardır. İlahi ilhamı anlayamazlar ve onun insanların hayatları üzerindeki harika etkisini “sihir” gibi anlamsız bir formülle açıklamaya çalışırlar. Ebedi Umut onlar için sadece insani bir yanılsamadır!

  1. “Bu bir ölümlünün sözünden başka bir şey değil!”

  2. Yakında onu cehennem ateşine atacağım!

Günahkarın sapıklığı ancak Ceza Ateşinde sona erebilir.

  1. Cehennem ateşinin ne olduğunu sana ne açıklayabilir?
  2. Hiçbir şeye dayanmasına izin vermez ve hiçbir şeyi kendi başına / yalnız bırakmaz!-

“Üstelik ateşte, ne ölüp kurtulabilecek, ne de mutlu bir hayat sürmesi mümkün olacaktır.” : A’la 13

  1. İnsanın rengini karartır ve değiştirir!

Günahkar doğasının hiçbir parçası dokunulmadan kalmaz. Onun insanlığının parlaklığı, günah tarafından karartılır ve söndürülür.

  1. Onun üzerinde Ondokuz vardır.

On dokuz rakamı, Cehennemi korumakla görevlendirilmiş melekleri ifade eder.

  1. Ateşin koruyucuları olarak meleklerden başkasını koymadık; Biz onların sayısını ancak kâfirler için bir imtihan olarak belirledik,- Ehli Kitap’ın kesin olarak kanıya varması/inanması ve mü’minlerin inançlarının artması için,- Kitap ehli ve mü’minler için hiçbir şüphe kalmasın , ve Kalblerinde / Vicdanlarında hastalık bulunanlar ve inkar edenler: “Allah bununla nasıl bir alâmet istiyor/kastediyor/amaçlıyor?” desinler diye. İşte böyle Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir: ve Rabbinin kuvvetlerini/kudretini O’ndan başkası bilemez. Ve bu, insanlığa bir uyarıdan başka bir şey değildir.

“Ey iman edenler/inananlar, kendinizi, birbirinizi, ailenizi, halkınızı ve mü’minleri ateşten Cehennem’den koruyun. O ateşin yakıtı insanlar, suçlular, kâfirler, putperestler ve mâbut saydıkları taş putlardır. O ateşin başında kaba ve sert tabiatlı melekler vardır. Allah’ın kendilerine emrettiğine karşı gelmezler. Kendilerine emredilen şeyleri yaparlar.” : Tahrim 6

Kitap Ehli’nin (yani Yahudiler ve Hıristiyanların) dini literatüründe, (diğerlerinin yanı sıra) bu ayette çağrı yapılan meleklere dair büyük bir melekbilim literatürü vardır Yeni Ahit’te meleklerin Ateş ile ilişkisi şöyledir: defalarca atıfta bulunulmuştur.

“Başlarında kral olarak dipsiz derinliklerin meleği vardı. Bu meleğin İbranice adı Avaddon, Grekçe adıysa Apolyon’dur.” : Vahiy 9:11

“Ateş üzerinde yetkili olan başka bir melek de sunaktan çıkıp geldi. Keskin orağı olana yüksek sesle, “Keskin orağını uzat!” dedi. “Yerin asmasının salkımlarını topla. Çünkü üzümleri olgunlaştı.””: Vahiy 14:18

“Ben bakarken
Tahtlar kuruldu,
Eskiden beri var Olan yerine oturdu.
Giysileri kar gibi beyaz,
Başındaki saçlar yün gibi apaktı.
Tahtı alev alev,
Tekerlekleri kızgın ateş gibiydi.

Önünden ateşten bir ırmak çıkıp akıyordu.
Binlerce binler
O’na hizmet ediyordu;
On binlerce on binler
Önünde duruyordu.
Mahkeme kuruldu,
Kitaplar açıldı.” : Daniel 7:9-10

Bu dünyada dört insan sınıfı vardır. Birinci sınıf, Allah’ın Rahman olduğunu bilen, O’nun her şeyin üstünde olduğunu anlayan Müslümanlardır. Onların inancı, her vahiyde biraz daha güçlenir. Çünkü bilirler ki, Allah’ın tüm kudreti onların yanındadır, her güç O’nun izniyle onların lehine çalışır.

İkinci sınıf, Kitap Ehli’dir. Yahudiler, Hristiyanlar, zamanında vahiy almış, kutsal kitaplara sahip olanlar… Ama ne yazık ki, kendi aralarında fırkalara bölünmüşler, en ufak noktada bile birbiriyle çekişir hale gelmişlerdir. Şimdi ise, eğer gerçekten inanırlarsa, bu yeni vahiyle, tartışmalarını bir kenara bırakıp, Allah’ın geniş merhametinde sükûnet ve huzuru bulabilirler.

Üçüncü sınıf, kalplerinde hastalık olanlardır. Münafıklar, samimiyetsizler… Ne bir şeye inanırlar ne de Allah’ın lütfunu kabul ederler. Onlar yalnızca şaşırıp kalırlar, çünkü içlerinde gerçek bir inanç yoktur. Ne hakikate ulaşabilirler ne de Allah’ın rahmetini tanıyabilirler.

Ve dördüncü sınıf, kâfirler ve müşriklerdir. Onlar da açıkça Allah’a karşı gelir, isyan ederler. Münafıklarla aynı sonu paylaşırlar. Onlar da Allah’ın uyarılarına kulak asmazlar ve sonuçlarına katlanmak zorunda kalırlar.

İnsan, her uyarıya, her talimata rağmen, yolunu şaşırma hakkına sahiptir. Bu onun seçme özgürlüğüdür, ahlaki sorumluluğudur. Allah kimseyi zorlamaz, insanı kendi tercihiyle baş başa bırakır. Ama bu özgürlük, büyük bir bedelle gelir; zira her yanlış seçim, insanı kendi yıkımına götürür.

Allah’ın uyarıları, O’nun manevi güçleri sınırsızdır, sonsuzdur. Hiçbir insan tam anlamıyla bu kudreti tanıyamaz. Ama Allah’ın hatırlatmaları tüm insanlık için geçerlidir. Her şeyin sonunda, iyilik Allah’tan gelir, kötülük ise insanın kendi elleriyle yaptığıdır. Bunu 4:79’da açıkça söyler Allah.

Vicdanı hasta olanlar, hayatın gerçeklerine gözlerini kapatırlar. Allah’ın ne dediğini anlamak yerine, boş laflarla oyalanırlar. Asıl Mesaj’ı görmezler, görmemekte ısrar ederler. Çünkü onların niyeti bozuktur, kalpleri kararmıştır.

  1. Hayır, doğrusu: Ay’a andolsun,

İnsan bir yemin etti mi, yüreğinde kutsal bir şeyi tanık olarak çağırır. Sözlerinden dökülür o kutsallık, ama kalbinden yükselir asıl gücü. Tıpkı Allah’ın Mesajı gibi. İnsan diliyle, insan kalbine dokunan derin bir çağrı, Allah’ın ayetleriyle yankılanır. Bu sesleniş öylesine güçlüdür ki, kalbin en derin köşesine kadar iner, orada kök salar.

Burada, bizden üç büyük doğa harikasını düşünmemiz istenir. Ve bu düşünce, bizi 38. ayetin derinliğine götürür. Güneş… Kâinatın ışığı, gözlerimize doğrudan çarpan o saf ateş. Ardından, Güneş’in ardından gelen ay. Gözümüze çarpan o en parlak ışık. Ama işin içinde büyük bir gizem var. Ayın ışığı, Güneş’in ateşinden daha büyük bir bilmece gibidir. Ay, güneşin sıcak ışığını yansıtır ama kendisi o sıcaklıktan yoksundur. Ay, bir zamanlar karanlık çağlarda tanrı olarak tapınılan bir cisimdi. Ama gerçekte, onun ışığı sadece yansımadır; soğuk, cansız bir yansıma.

Ayın geceyi aydınlattığı gibi, birçok insan da manevi karanlıkta bir ışık arar, ama bulduğu sadece bir yansıma olabilir. Bir vekilin ışığına bakarak, gerçek kaynağı unutur. Oysa manevi hayatın ve nurun tek kaynağı Allah’tır. Ay, sadece bir aracı, bir vekildir. Oysa güneş, tıpkı Allah’ın nuruyla dolu olduğu gibi, hayatın gerçek sıcaklığını, gücünü verir.

Her nefis, gerçek kurtuluş için Allah’a yönelmelidir. Gecenin derinliklerinde kaybolan, sadece bir yansımaya bakan her ruh, sapıklık karanlığındadır. Çünkü gerçek ışık, hayatın kaynağı yalnız Allah’tır. O’ndan başkası sadece bir gölgedir, bir yansıma. Ve gölgeye bakarak hakikati görmek imkânsızdır.

  1. Ve geceyle geri çekilirken,

Ay’ın ışığıyla aydınlanan gece, görünürde aydınlanmış gibi dursa da, aslında karanlığın içindedir. Gecenin parlaklığı, soğuk ve geçici bir ışıktan ibarettir. Ama Şafak bir kere söktü mü, geceye hükmeden o ışık kaybolur. Şafak, Güneş’in habercisidir. Ve o anda gece, yerini gündoğumuna bırakmak zorundadır. Gerçek aydınlık, Güneş’in sıcağıyla gelir; Güneş’in altında hiçbir gölge karanlık kalmaz.

Manevi meselelerde de insan ruhu böyle bir uyanış bekler. Her nefis, kendi sorumluluğunu anladığında, yansıyan nurlara daha az bakar. O zaman, tıpkı bir şafak gibi içinden yükselen bir uyanışın güzelliğiyle, Allah’ın nuruna daha çok yaklaşır. Manevi karanlıklar, yerini hakikatin aydınlığına bırakır. Gerçek ışığa ulaşmak için, insanın gözlerini yansımadan alıp, kaynağa çevirmesi gerekir. Ve o kaynak, Allah’ın kendisidir.

Allah, düşlerimizin cenneti, ruhumuzun nihai hedefi olmalıdır. Çünkü O’nun nuruyla aydınlanan yol, sadece ışığı değil, hayatı da getirir. Allah’a yönelen her nefis, Güneş’in doğuşunu bekleyen bir sabah gibi, umut dolu bir uyanışla O’na doğru yol alır. O’nun nuruyla yola çıkan insan, asıl ışığa kavuşur. Ve işte o zaman, gecenin karanlığı tamamen silinir.

  1. Ve şafak sökerken parlarken,
  2. Bu, alametlerden ancak biridir,

Allah’ın sayısız işaretleri vardır ki, Hüküm Günü, bunların en kudretli nişanelerindendir. Tıpkı bir çobanın dağ başında kaybolmuş sürüsünü çağıran yankısı gibi, bu gün de öyle güçlü ve kaçınılmazdır. Ya da bir başka bakışla, bu geçici dünyanın tükenip yerini yeni bir aleme bırakışının alametleri… Ay’ın hilalden silik bir iz gibi çekilip gitmesi, gecenin ağır ağır geri adım atışı ve ardından tüm haşmetiyle doğan güneş, bir devrin kapanıp bir başka devrin başlamasını müjdeler.

  1. İnsanlığa bir uyarıdır,
  2. İleriye doğru gayretle zorlayan/çabalayan veya arkadan takip etmeyi seçen herhangi birinize;-

İnsanların iki çeşit mizaçla dünyaya geldikleri söylenir: hep ön safta yürüyenler ve hep geride kalanlar. Allah’ın mesajı ise, her ikisinin de görebileceği kadar berrak ve açıktır. Fakat tehlike her iki yolun da köşe başında bekler. Ön safta yürüyenler, fazla güvenin veya yanlış umutların tuzağına düşebilir; geride kalanlar ise ruhlarını sığlıklara ve sefalete bağladıkları için hayatın önlerine serdiği büyük fırsatları göremeyebilir. İnsan, aşırılıklardan kaçınıp dengeyi bulmalıdır. Tıpkı doğada olduğu gibi, fazla sert bir fırtına nasıl kökünden sökerse ağacı, fazla sakin bir rüzgar da hiçbir tohumu taşımadan toprağı öylece bırakır.

  1. Her nefis, amelleri için rehin tutulacaktır / Her ruh yaptıklarından dolayı taahhüt içinde tutulacaktır.

“İman edenlerin, nesilleri de iman ile kendilerine tâbi olanların, işte biz onların nesillerinin mükâfatını da, atalarının mükâfatına denk tuttuk. Atalarının devamlı, bilinçli amellerinin mükâfatından da, bir şey eksiltmedik. Sonuçta ehliyeti hâiz herkes işlediği amellerin, hak ettiklerinin karşılığında sorumlu tutuluyor, kendisini rehin ediyor.” : Tur 21

İnsan, bireysel sorumluluğunu vekaleten kurtarıcılara, şefaatçilere, azizlere veya bir başkasına kaydıramaz. Onun kurtuluşu, Allah’ın lütfuna bağlıdır ve bu lütuf için sürekli ve tüm kalbiyle doğru davranışlarla çabalamalıdır. Böyle yaparsa, kurtulur ve Sağ El’in ashâbına katılır.

  1. Sağ Elin Sahabeleri/ Doğru ve Kutsanmış kişiler Hariç,

Sağ Elin ashabları, Ahirette Salihler, Kutlular arasında yer alacak olanlardır. Onların yolunu belirleyen, yalnızca kılınan namazlar, edilen dualar değil; aynı zamanda her türlü dayanışma, sadaka, ciddiyet ve Allah’ın adaletine duyulan derin inanç olacaktır. Bu liyakat ölçütleri birbirinden ayrı duran, yalnız başlarına yapılan işler değildir; hepsi bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. Kıyamette ise, nefislerinin verdiği söz, Allah’ın lütfu ile nihayete erecek, hesapları böylece görülüp hak yerini bulacaktır. Bu yol, yüreği adalete açık olanların ve Allah’a güvenenlerin yoludur.

  1. Onlar cennetlerde olurlar ve sorarlar:
  2. Günahkarlara:
  3. “Sizi Cehennem Ateşine iten nedir?”
  4. “Biz yönelenlerden/dua edenlerden değildik” derler.
  5. “Biz yoksulları doyuranlardan da değildik.”

Maun Suresi akıllara gelmelidir. Her ne kadar ritüeller yapsanda yoksulu doyurmaz, yetimi hor görürsen vay senin haline! Başkalarını, hatta yeri gelir kendini bile kandırırsın ama Allah’ı asla…
Müslüman etiketli coğrafyada yoksulluk yaygın ve diz boyudur. Burada alınacak bir ders vardır.

  1. “Ama boş konuşanlarla boş boş konuşurduk;”
  2. “Ve Hesap gününü inkar ediyorduk”
  3. “Ta ki bize kesin olan kıyamet gelinceye kadar.”

“O halde Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden bir takım kimselere, verdiğimiz dünyevî zenginliklerden yana gözünü çevirme ve sana inanmıyorlar diye, onlar için üzülme; fakat mü’minlere kol kanat ger, onları koru.” : Hicr 88

  1. O zaman hiçbir şefaatçinin şefaati onlara fayda vermez.

Allah katında kimse şefaatçilik, aracılık yapamaz.

“Dînî sorumlulukları yerine ömürlerini oyunla, eğlenceyle, bayram-seyranla, dünyanın zevk ü sefasıyla geçirenleri; oyunlarını, eğlencelerini, bayramlarını-seyranlarını, dünyanın zevk ü sefasını dînî sorumlulukları yerine ikame edenleri ve dünya hayatının aldattığı kimseleri bir tarafa bırak.
Kur’ân’ı onlara tebliğ et, Kur’an ile onlara öğüt ver:
Hiçbir kimse, işlediği ameller sebebiyle felâkete dûçar olmasın; Allah’ın dışında, kulları durumundakilerden bir veli, bir koruyucu, bir otorite, bir dost ve şefaatçinin olmadığını herkes bilsin.
O azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, fidye karşılığı azaptan kurtulamaz. Onlar işledikleri ameller, yüklendikleri günahlar yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda devam etmeleri, küfre saplanmaları sebebiyle kaynar bir içecek ve can yakıp inleten müthiş bir azap vardır.” : Enam 70

Hiç bir şey fayda vermeyecektir. Ne bir ödeme, ne bir kurtarmalık bedel, ne arabulucu, ne hatırı sayılır bir dayıdan referans. Dünyada kula kulluk edenler olabilir, torpil geçilebilir ama bu ahirette mümkün değildir.

Kur’an dışında öğüt ve hidayet arayanların eli boş çıkacaktır, sığındıkları şefaatçiler hayal kırıklığıyla sonuçlanacaktır. Tevhide ruhu ısınamayanların, hele ki şürekadan şefaat bekleyenlerin sonu hüsrandır.

  1. Öyleyse onlara ne oluyor da öğütten yüz çeviriyorlar?-
  2. Sanki korkmuş eşeklermiş gibi,
  3. Aslandan kaçarken!
  4. Muhakkak ki her birine yayılmış vahiy tomarları verilmesini isterler!

““- Veya tezyinatlı, altın işlemeli bir evin olmalı veya göğe çıkmalısın. Bize, sorumluluklarımızı tevdi eden, seni tasdik eden, sana uymamızı emreden okuyacağımız bir kitap indirtmediğin sürece göğe çıktığına da asla inanmayacağız, itimat etmeyeceğiz.” dediler.
“- Rabbimi tenzih ederim. Ben peygamberlik görevi verilen insan neslinden farklı biri miyim?” de.” : Isra 93

Kâfirler, açık tomarlara yazılan ve kendilerine ayrı ayrı gönderilen özel bir mesajın kendilerine bir mucize ile getirilse, inanacaklarını söylerek Peygamberimizi alaya almışlardır!

Kalplerinde ve anlayışlarında hastalık vardır. Öğretmen’in uyarısı açıktır ve Allah’ın hidayetini arama iradesine sahip aklı başında bir insan için yeterlidir.

  1. Hiçbir şekilde olamaz! Ama ahiretten korkmazlar.
  2. Hayır, şüphesiz ki bu bir öğüttür:
  3. Dileyen onu ansın/hatrında tutsun!

Kur’an, başlı başına bir öğüttür, Allah’ın insanlığa indirdiği kitapların sonuncusudur. Onu anlayan ve gönlünde taşıyan kişi, bir dağın zirvesinde parlayan yıldız gibi yolunu hep aydınlıkta bulur. İnsan, öğrenme iradesini içinde yeşerttiği sürece, bu Mesajı her daim gözlerinin önünde tutar. Yeri gelir, karanlık günlerde bir ışık olur, yeri gelir zor zamanlarda bir rehber. Allah’ın lütfu, bu yolda yürüyen kişiyi yalnız bırakmaz; davranışlarında Mesaj’ın en derin manasını gerçekleştirmesine yardım eder. Tıpkı rüzgarın savurduğu bir tohumun en verimli toprağa düşmesi gibi, Mesaj da insanın kalbinde kök salar, filizlenir, büyür.

  1. Allah’ın dilemesi/dileği dışında onu anabilecek olan yoktur: O, ihsan sahibidir, bağışlayıcıdır.

Doğruluğun da bağışlamanın da kaynağı Allah’ın İradesindedir.

Muddaththir, or One Wrapped Up. 

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.

  1. O thou wrapped up (in a mantle)!
  2. Arise and deliver thy warning!
  3. And thy Lord do thou magnify!
  4. And thy garments keep free from stain!
  5. And all abomination shun!
  6. Nor expect, in giving, any increase (for thyself)!
  7. But, for thy Lord’s (Cause), be patient and constant!
  8. Finally, when the trumpet is sounded,
  9. That will be–that Day–a Day of Distress, —
  10. Far from easy for those without Faith.
  11. Leave Me alone, (to deal) with the (creature) whom I created
    (bare and) alone! —
  12. To whom I granted resources in abundance,
  13. And sons to be by his side! —
  14. To whom I made (life) smooth and comfortable!
  15. Yet is he greedy–that I should add (yet more); —
  16. By no means! For to Our Signs he has been refractory!
  17. Soon will I visit him with a mount of calamities!
  18. For he thought and he plotted! —
  19. And woe to him! How he plotted! —
  20. Yea, woe to him: How he plotted! –
  21. Then he looked round;
  22. Then he frowned and he scowled;
  23. Then he turned back and was haughty;
  24. Then said he: “This is nothing but magic, derived from of
    old;
  25. “This is nothing but the word of a mortal!”
  26. Soon will I cast him into Hellfire!
  27. And what will explain to thee what Hellfire is?
  28. Naught doth it permit to endure, and naught doth it leave
    alone! —
  29. Darkening and changing the color of man!
  30. Over it are Nineteen.
  31. And We have set none but angels as guardians of the Fire;

and We have fixed their number only as a trial for Unbelievers,

–in order that the People of the Book may arrive at certainty,

and the Believers may increase in Faith, –and that no doubts

may be left for the People of the Book and the Believers, and

that those in whose hearts is a disease and the Unbelievers may

say, “What symbol doth Allah intend by this?” Thus doth Allah

leave to stray whom He pleaseth, and guide whom He pleaseth: And

none can know the forces of thy Lord, except He. And this is no

other than a warning to mankind.
32. Nay, verily: By the Moon,
33. And by the Night as it retreateth,
34. And by the Dawn as it shineth forth, –
35. This is but one of the mighty (portents),
36. A warning to mankind, —
37. To any of you that chooses to press forward, or to follow
behind; —
38. Every soul will be (held) in pledge for its deeds.
39. Except the Companions of the Right Hand,
40. (They will be) in Gardens (of Delight): They will question
each other,
41. And (ask) of the Sinners:
42. “What led you into Hellfire?”
43. They will say: “We were not of those who prayed;
44. “Nor were we of those who fed the indigent;
45. “But we used to talk vanities with vain talkers;
46. “And we used to deny the Day of Judgment,
47. “Until there came to us (the Hour) that is certain.”
48. Then will no intercession of (any) intercessors profit them.
49. Then what is the matter with them that they turn away from
admonition? —
50. .As if they were affrighted asses,
51. Fleeing from a lion!
52. Forsooth, each one of them wants to be given scrolls (of
revelation) spread out!
53. By no means! But they fear not the Hereafter.
54. Nay, this surly is an admonition:
55. Let any who will, keep it in remembrance!
56. But none will keep it in remembrance except as Allah wills:
He is the Lord of Righteousness, and the Lord of Forgiveness.