← Listeye Dön

Meryem Suresi

2025-04-20

kuranquranfurkan

Meryem Suresi 19-44

Meryem Suresi 19-44 (Mary, İsa’nın Anası)

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

  1. Kaf. Ha. Ya. ´Ayn. Sad.

“Sana biat edenler, sosyal ve siyasî sözleşme yapanlar, reylerini açıkça belirtenler, sözleşmelerini yenileyenler, kesinlikle Allah’a biat ediyorlar. Onların bizzat sosyal ve siyasî sözleşmeye katılmaları ve sözleşmelerini yenilemeleri sebebiyle, Allah’ın eli de biat sırasında onların ellerinin üstündedir, onlarla beraberdir, onları sayısız imkânlara ve nimetlere, karşı konulmaz güce kavuşturacak ve koruyacaktır. Kim Allah’a ve Rasûlüne verdiği ahdi, sözü bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a olan ahdine, sözüne, taahhüdüne bağlı kalırsa, Allah ona büyük mükâfatlar verecektir.” : Fetih 10

  1. Bu Rabbinin rahmetinin kulu Zekeriya’ya bir zikiridir.

Allah’ın rahmeti Zekeriya’ya türlü türlü yollardan gelmiştir. Birincisi, duasının kabulüyle; ikincisi, Yahya gibi bir evlatla ödüllendirilmesiyle; üçüncüsü ise Yahya’nın Allah’ın Elçisi olarak dünyada sergilediği yüce hizmetlerle ve baba-oğul arasındaki derin sevgiyle kendini göstermiştir.

“İşte orada, Zekeriyya Rabbine dua etti:
“Rabbim, bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen dualara icabet edensin.” dedi.
O, mihrapta dikilmiş salat ederken, melekler: “Allah, seni Yahya ile müjdeliyor, O, Allah’tan gelen kelimeyi tasdik eden, toplumuna öncülük yapan, kendisine sahip olan, iyilerden bir nebi olacak.” diye seslendiler.
Zekeriyya:
“Rabbim, benim nasıl oğlum olabilir? Yaşım hayli ilerledi. Üstelik karım da kısır.” dedi. Allah:
“Yaşlı bir erkekle, kısır hanımını biyolojik kanunlarına uygun hale getirip çocuk sahibi yaparak sünnetini, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olanı icraya devam ediyor.” buyurdu.
Ey Rabb’im! Bana, bir ayet yap, dedi. O da: “Bunun ayeti, işaret dili dışında insanlarla üç gün konuşmayacak olmandır. Rabb’ini çokça an, O’nu sabah akşam tesbih et.” dedi.” : Ali Imran 38-41

  1. İşte bakın! Gizlice Rabbine yalvardıydı,

Kendi ailesinin ve akrabalarının yanlış yollara düşeceğinden korkuyordu; Allah’ın kandilini sönmeden, hep parlayarak ayakta tutmak istiyordu.

Kur’an’da, dua etmenin inceliğinden ve Zekeriya Peygamber’in Rabbine sessiz, yürekten bir yakarışla yalvarışından söz edilir.

  1. Dua ederek: “Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıf ve başımdaki saçlar ağarıyor: Ama sana dua ettiğimde asla bahtsız değilim, ey Rabbim!
  2. “Artık benden sonra akrabalarımın ve arkadaşlarımın yapacaklarından korkuyorum: fakat karım da kısır; öyleyse bana kendi katından bir vâris ver,-

Zekeriya’nın içindeki ateşli inanç parıl parıl parlıyordu. O, Yüce Allah’ın adanmış rahibiydi; makamı Tapınak’tı, akrabaları meslektaşlarıydı. Fakat onlarda Allah’a ve insanlığa hizmetin gerçek ruhunu bulamamıştı. Zihninde dönüp duran ilahi düşünceleri kim destekleyecekti? Dünyevi işlerle meşgul meslektaşları için bu fikirler yabancıydı, ama Zekeriya o kutsal inancı yaşatacak bir ışık arıyordu.

  1. “Beni gerçekten temsil edecek ve Yakup’un soyunu temsil edecek; ve ey Rabbim! onu razı olduğun kimselerden eyle!”

Zekeriya, bir Tanrı adamı olarak, karakteri ve erdemiyle dimdik ayaktaydı; sahip olduğu en değerli miras buydu. İşte bunu, ardından gelen varisine bırakmak istiyordu. Yakup’un soyunda en kıymetli miras ne mal ne mülk, yalnızca bu güçlü karakter ve tertemiz erdemdi.

  1. Duası kabul olundu/cevaplandı: “Ey Zekeriya! Biz sana bir oğul müjdeliyoruz. Onun adı Yahya olacak; daha önce bu isimle hiç kimseye ayrıcalık tanımadık.”

Bu, İsa’nın yolunu açan Vaftizci Yahya’ydı. O ve ardından gelen İsa, Zekeriya’nın duasına karşılık olarak Allah’ın İsrailoğulları arasında yitip giden, unutturulan mesajını yeniden canlandırdılar. Allah, ilk kez seçtiği bir kuluna bu ismi vermişti; Yahya, hem adıyla hem de özüyle yepyeni bir başlangıcın işaretiydi.

  1. Dedi ki: “Rabbim! Karım kısır ve ben de ihtiyarlıktan iyice bitkin düşmüşken benim nasıl çocuğum/oğlum olur?”
  2. Dedi ki: “İşte öyle olacak: Rabbin, ‘Bu bana kolaydır, ben seni daha önce sen bir hiçken yaratmıştım!’ dedi.”

Her insan, yaratılmadan önce bir hiçti. Bir toz zerresi kadar bile yoktu. Doğanın kendi içinde sürüp giden kanunları, toprakla, suyla, rüzgarla bedeni şekillendirir gibi görünse de asıl güç, asıl yaratıcı kudret Allah’tı.

Ama burada, bu sıradan görünen kelimelerin içinde ince bir mana gizliydi. Tıpkı çöl rüzgarının uzaktan gelen büyük bir fırtınanın haberini vermesi gibi, Yahya da İsa’nın gelişini müjdeliyordu. Onun yolunu hazırlıyor, halkın yüreğini İsa’nın mucizevi doğumuna hazır hale getiriyordu.

  1. Zekeriya dedi ki: “Rabbim, bana bir mucize ver.” Cevap, “İşaretin” oldu, “Akılsız olmamana rağmen üç gece kimseyle konuşmayacaksın.”

“İşaret” dediğin, Zakariya’nın imanını sınamak ya da Rab’bin sözünü doğrulamak için değildi. Bu işaret, onu yeni kaderine, Yahya’nın babası olarak yaşayacağı yola razı kılmaktı. Yüreğinde taşıdığı inancı artık sadece sessiz bir dua gibi değil, davranışlarıyla gösterecekti Zakariya. Allah ona, suskun bir bekleyişin içinde, geleceğin sesine kulak vermesi için bu işareti göndermişti.

  1. Bunun üzerine Zekeriya, odasından kavminin yanına çıktı: Onlara, sabah akşam Allah’ı hamd ile tesbih etmelerini ayetlerle bildirdi.
  2. Oğluna emir geldi: “Ey Yahya, Kitaba kuvvetle sarıl”: Biz ona gençken hikmet verdik,

Zaman geçer, güneş doğar ve oğul dünyaya gelir. Artık surenin bu kısmında ilgi, Yahya’nın üzerine çevrilmiştir. Yük omuzlarına binmiştir; talimat ona verilmiştir.

“Allah’ın vahyine tüm gücünle sarıl”. Çünkü dünya, inkârcıların eliyle yozlaşmış, vahyin özü unutturulmuştu. Yahya, bu yoldaki ışığı yeniden parlatacak, vahyi tazeleyip, anlamını derinleştirecek olandan, İsa’dan önce gelecek, onun yolunu açacaktı.

  1. Bizden bütün mahlûkata karşı takva ve ihlas verdik: O, takvâ sahibi idi,

Vaftizci Yahya’nın ömrü uzun olmadı. Günahı açıkça yüzlerine vurduğu için, Roma’nın gölgesinde hüküm süren tetrark Herod tarafından hapse atıldı. Herod, kendini kör aşka kaptırdığı bir kadının kışkırtmasıyla Yahya’nın başını aldırdı.

Ama Yahya, daha genç yaşında Allah tarafından hikmetle donatılmıştı. Cesurca günahı haykırmış, doğruluğu korkusuzca savunmuştu. Tevazunun yoldaşıydı, kendini yüksek görmeyenlerin dostuydu. Allah’ın yarattığı her varlığa sevgiyle, merhametle yaklaştı; dünya malına tamah etmedi, süsünden, gösterişinden vazgeçti, kendini çölde arıttı. Çölün yalınlığı içinde Rabbine bağlı yaşadı.

  1. Anne babasına karşı nazikti ve zorba ya da asi değildi.

Allah’a, Allah’ın yarattıklarına, özellikle de ana babasına karşı derin bir sevgi taşıyordu. İçinde beslediği bu sevgi, davranışlarına, her adımına yansıyordu; dindarlık yüreğinden taşar, ellerine, gözlerine, her haline sirayet ederdi.

Meryem Suresi’nin 14. ayeti ise tam burada parlıyor; “isyancı” dediğin, zalimlikten, cebbarlıktan kurtulamaz dercesine uyarıyor. Bu ayet, isyanın sadece bir karşı koyuş değil, içinde zulmü ve şiddeti barındıran, devleşmiş bir güç olduğuna dikkat çekiyor.

  1. Doğduğu gün, öleceği gün ve yeniden diriltileceği gün selâm olsun ona!

Daha doğduğu an, Allah’ın selamı ve bereketi onun üzerindeydi. O ilk nefesle birlikte, kutsal bir himaye Yahya’nın etrafını sarmıştı. Ve sonra, bir zalimin elinde haksız yere can vermeye yaklaşırken bile bu himaye, bu ilahi selam, onunla birlikteydi.

Ama o büyük gün geldiğinde, Kıyamet Günü’nde, Allah’ın selamı ve bereketi bir kere daha, tüm görkemiyle Yahya’nın üzerine dökülecek, her şeyin ötesinde ona yeniden tecelli edecek.

  1. Meryem’in ailesinden ayrılıp doğuda bir yere göçtüğü zaman kitab’ı/hikayesini Kitab’ta anlat.
  2. Onlardan kendini perdelemek için bir paravan yerleştirdi; Biz de ona meleğimizi gönderdik de o, her bakımdan bir insan olarak karşısına çıktı.

Dua etmek, Allah’a bağlı kalmak için halkından, kalabalıktan uzaklaştı; kendini bir yalnızlığın içine çekti. Orada, o saflık ve dinginlik içinde, melek insan kılığında çıkıp geldi karşısına. İlk bakışta onu bir adam sandı. İçini bir ürperti sardı, korktu; mahremiyetine saygı göstermesi için yalvardı ona.

Bu karşılaşma, yalnızlığın bağrında bir ürperti, bir hayret olarak durdu. Kutsal bir sükûnetin içinde, o yabancı surette gelenin aslında bir melek olduğunu çok sonra, yüreğine dolan huzurla anlayacaktı.

  1. Meryem: “Senden Rahman olan Allah’a sığınırım, eğer Allah’tan korkuyorsan yaklaşma” dedi.
  2. Dedi ki: Hayır, ben sadece sana kutsal/tertemiz bir oğul armağan etmek için Rabbinin gönderdiği bir elçiyim.

Allah onu Hz. İsa’nın annesi olarak takdir etmişti ve artık bunun kendisine bildirilmesi gereken zaman gelmişti.

  1. Meryem: “Bana bir insan dokunmadığı ve ben iffetsiz olmadığım halde benim nasıl çocuğum olur?” dedi.
  2. Elçi dedi ki: “İşte öyle olacak: Rabbin diyor ki, “Bu bana kolaydır ve Biz onu insanlara bir ayet ve tarafımızdan bir rahmet yapmak istiyoruz”:Bu böylece kararlaştırılan bir iştir/meseledir.”

İsa’nın taşıdığı büyük görev, iki biçimde duyurulmuştu: Birincisi, o bir İşaret olacaktı insanlığa; harikulade doğumu ve mucizevi hayatı, tanrıyı unutmuş bir dünyayı Allah’a döndürecekti. İkincisi ise, tövbe edenin yaralarını saracak, ona teselli ve kurtuluşun kapısını açacaktı.

Bu, Allah’ın peygamberlerine verdiği her görevde olduğu gibi, elbette ki Hz. Muhammed için de geçerliydi. Ama burada mesele şuydu ki, İsa’nın gönderildiği İsrailoğulları, kalpleri taş kesilmiş bir kavimdi. Onlara İsa’nın gelişi, merhametin, Allah’ın rahmetinin bir müjdesiydi.

Allah, yaratmak dilediği şeye “Ol” der ve o şey olur. O’nun hükmüyle dile gelen şeyin gerçekleşmesi arasında bir mesafe, bir aralık yoktur. Bu dünyanın göreliliğinde bizler, zamanı birer iz gibi taşırız; belki de sadece kendi aklımızın gölgesidir o, Allah’ın kudretine nispeten bir andan ibarettir.

  1. Böylece ona hamile kaldı ve onunla birlikte ücra bir yere çekildi.
  2. Ve doğum sancıları onu bir hurma kütüğüne sürükledi: Acı içinde ağladı: “Ah, keşke bundan önce ölseydim! Keşke unutulmuş ve gözden kaybolmuş bir şey olsaydım!”

O sadece bir insandı ve ona bakacak kimse olmadığı için yapayalnız hamile bir annenin sancılarını çekiyordu.

  1. Fakat bir ses ona hurma ağacının altından şöyle seslendi: “Üzülme! Rabbin, senin alt tarafında bir ırmak kıldı/su arkı vucuda getirdi;
  2. “Hurma ağacının dalını kendine doğru silkele, üzerine taze olgun hurma dökülsün.
  3. “Öyleyse ye, iç ve gözün aydın olsun. Eğer bir adam görürsen, ‘Ben Rahman olan Allah’a oruç adadım ve bugün hiçbir insanla konuşmayacağım’ diye söyle.”
  4. Sonunda bebeği kucağında taşıyarak kavmine getirdi. “Ey Meryem, gerçekten şaşılacak bir şey getirmişsin!” dediler.

İnsanların şaşkınlığı sonsuzdu, dilden dile yayılan söylentiler sınır tanımıyordu. Uzun bir süre akrabalarından uzak kalmış, ortalıkta görünmemişti. Zihinlerde şüphe tohumu yeşermişti bile, en kötüsüne hazırdılar. Şimdi ise kucağında bir bebekle, başını dik tutarak, utanmazca köye dönüyordu!

Harun’un soyundan gelen, rahipliğin kutsal ocağını taşıyan bu ev, şimdi dillere düşmüş, o pınar rezil olmuştu onlara göre. Yargılar çamur gibi yapışmıştı; kimse onun masumiyetini görmeye çalışmadı, herkes kendi kafasındaki hikâyeyi yaratıp fısıldaşıyordu.

O”nların kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek, örtbas ederek inkârları, küfürleri, nankörlükleri ve Meryem’e büyük bir iftirada bulunmaları sebebiyle Allah kalplerini mühürlemiştir.” : Nisa 156

  1. “Ey Harun’un kızkardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi!”

Musa’nın kardeşi Harun, İsrail’in rahiplik soyunun başıydı, o kutsal ateşi ilk o yakmıştı. Meryem ve kuzeni Elisabeth de bu soydan geliyorlardı; rahipler ocağının kökleri onların damarlarında akardı. Bu yüzden “Harun’un kız kardeşleri,” ya da “İmran’ın kızları” diye anılırlardı halk arasında.

Şimdi Meryem’in karşısına dikildiler. Ona, yüce soyunu, ana babasının tertemiz ahlakını hatırlattılar. “Nedir bu halin?” diye sordular; “Atalarının, bu soylu ocağın adını nasıl da lekeledin?” diye çıkıştılar. Meryem sessiz, başı dik ama içi yangın yeri gibi, atalarının adı altında ezildikçe ezildi.

  1. Ama Meryem bebeği işaret etti. “Biz beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.

Tek yapabildiği, sıradan bir çocuk olmadığını bildiği çocuğu işaret etmekti. Ve çocuk onu kurtarmaya geldi. Bir mucize eseri konuştu, annesini savundu ve inanmayan bir kitleye vaaz verdi.

  1. Dedi ki: “Ben Allah’ın kuluyum. O bana vahiy verdi ve beni peygamber yaptı;

İsa ve Yahya anlatılarında bazı farklılıklar olmakla birlikte bir paralellik vardır. Hem paralellikler hem de varyasyonlar ilginçtir.

  1. “Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı ve yaşadığım müddetçe bana salatı/duayı/ibadeti ve zekatı emretti.

İsa daha en başından Allah’ın kulu olduğunu ilan ederek, kendisinin Allah veya Allah’ın oğlu olduğu şeklindeki yanlış algıyı çürütüyor.

  1. “O beni anneme karşı lütufkâr kıldı, zorba ve berbat değil;

Zorba, şiddeti yalnızca başkalarına değil, kendi ruhuna da vurur. Uyguladığı her darbe, ruhunu bulanıklaştırır, huzurunu kaçırır. Bir süre sonra, içindeki karanlık büyür; vicdanı yara alır, ruhu daralır, dünyası cehennemden bir kesit gibi olur. Şiddetin zehri, hem elini uzatana hem de muhatabına acı getirir; çünkü o zehir, her ikisinin de huzurunu, mutluluğunu tüketir.

  1. “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün selâm banadır”!

“Mesih’i, Meryem’in oğlu Îsâ’yı, Allah’ın Rasulünü biz öldürdük” demeleri sebebiyle kalplerini mühürledik.
Halbuki onlar onu öldürmediler, onu çarmıha da germediler. Fakat öldürdükleri onlara Îsâ’ya benzetilerek gösterildi.
Öldürdükleri ile ilgili ihtilâfa düşenler, ondan yana tam bir şüphe içindeydiler. Bu konuda bir bilgileri yoktu. Zan ile karar veriyorlardı. Kesinlikle onu öldürmediler.” : Nisa 157

“Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. O Allah’ın elçisi ve Peygamberlerin sonuncusudur.” :Ahzab 40

Bu ayeti paylaşmamdaki amaç, Peygamberimizin son peygamber olduğunu net bir şekilde anlamamız. Kuran’da Hz. İsa’nın da peygamber olduğu ifade ediliyorsa, o halde Peygamberimizden sonra Hz. İsa’nın geleceğine dair iddialar, bu ayetin ruhuyla çelişir.

  1. Meryem oğlu İsa böyle idi: O, hakkında boş yere tartıştıkları bir hak beyanıdır.

“Allah sordu: ‘Ey Meryem oğlu İsa! Allah’ın yanında beni ve annemi de iki Tanrı olarak kabul edin’ diye insanlara sen mi söyledin!? İsa dedi: ‘Hâşâ! Tespih ederim seni. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir. Eğer onu söylemişsem sen onu elbette bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin ama ben senin benliğinde olanı bilmem. Çünkü sen, gaybları çok iyi bilensin. Onlara, senin bana emrettiğin şu I sözden başka bir şey söylemedim: Benim rabbim ve sizin de rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!’ İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Ve zaten sen her şey üzerine bir tanıksın.” : Mâide 116-117

  1. Oğul edinmesi Allah’ın azametine yakışmaz. O’na hamd olsun! Bir işe karar verdiği zaman ona sadece “Ol” der, o da oluverir.

Oğul sahibi olmak, insanoğlunun bedensel ihtiyaçlarından doğan bir eylemdir. Fakat Allah Teâlâ, bütün bu ihtiyaçların ötesindedir; O, eksikliklerden münezzeh olandır. O’na böyle bir fiili yakıştırmak, yüceliğine gölge düşürmek, azametini anlamamak demektir.

  1. Şüphesiz Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir; öyleyse O’na kulluk edin: bu, dosdoğru bir yoldur.

“Aralarında iken onlar üzerinde tanık bendim; sen beni vefat ettirince onların gözetleyicisi yalnız sen oldun.”

“Ne Mesih Allah’ın bir kulu olmaktan çekinir/Allah’ın kulu olmayı beğenmezlik eder ne de Allah’a yaklaştırılmış melekler…” : Nisa 172

“Yahudiler : ‘Uzeyr Allah’ın oğludur ‘ dediler; Hristiyanlar da ‘Mesih Allah’ın oğludur’ dediler. Kendi ağızlarının sözüdür bu. Kendilerinden önce inkâr edenlerin sözlerine benzetme yapıyorlar…” :Tevbe 30

  1. Ancak mezhepler kendi aralarında farklılık gösterir: ve yaklaşan Kıyamet Günü yüzünden vay kafirlerin haline!

“Allah’ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rabler edindiler. Halbuki hepsi de tek Tanrı’ya kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden yücedir.” :Tevbe 31

Kur’an, ihtilafın kökünü hizipçilikte görmüş; böylesi bir bölünmenin küfre, zulme ve parçalanmaya yol açacağını vurgulamıştır. Tüm bu ayetler, sadece tarihe bir not düşmek ya da önceki kitap ehlinin hatalarını görmek için değil, asıl olarak bu hatalardan ders alıp aynı uçuruma düşmememiz için gönderilmiştir. Ne yazık ki bu uyarılar duyulmamış, benzer yanlışlar tekrarlanmış ve Müslümanlar parça parça dağılmıştır. Ayetlerde, önceden kitap verilenlerin çeşitli gruplara bölündüğü, kendi aralarındaki anlaşmazlıklara düştüğü anlatılır; hesap gününde Allah’ın huzuruna geldiklerinde gerçek karşılarına çıkacaktır, ancak o gün gelene dek bu zalimler, apaçık bir yanılgının pençesinde savrulmaktadır.

  1. Huzurumuza çıkacakları gün ne kadar açık görecekler ve işitecekler! Fakat bugün zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler!

“Ve Sûr’a üfürülecek: işte o, uyarıldıkları gündür.
Ve her nefs öne çıkacaktır; her birinin yanında bir melek sürükleyici, ve bir melek de şahitlik yapacaktır.
Denilir ki: “Sen bundan gaflet içindeydin, şimdi perdeni kaldırdık ve bugün senin görüşün keskindir!”
Ve Yoldaşı der ki: “İşte Kitabı yanımda hazır!”
“Allah’ı inkâr eden her aşağılayıcıyı cehenneme atın, atın.-
“İyiliği yasaklayan, haddi aşan, şüphe ve kuşku uyandıran;
Allah’tan başka ilah edindi, onu şiddetli bir azaba atın.”
Yoldaşı diyecek ki: “Rabbimiz! Ben onu azgın kılmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi.”
Bir gün Cehenneme “Doldun mu?” diye soduğumuzda, Cehennem, “Daha başka gelecek var mı?” diyecek.
Ve cennet Salihlere yakınlaştırılacaktır, artık hiçbir uzaklık yoktur.
Bir ses şöyle der: “İşte bu, size Allah’a yönelen ve Allah’ın hükmün yerine getiren hekes için vaad olunandır.”
“Görünmeyen Rahmân olan Allah’tan korkan ve O’na yönelmiş bir kalp getiren:
“Girin oraya selamet ve güven içinde; işte bu, ebedî bir hayat günüdür!”
Orada onlar için diledikleri her şey ve daha fazlası da Bizim Katımızdadır.” : Kaf 20-35

  1. Ama işlerin karara bağlanacağı o sıkıntılı günle onları uyar: çünkü onlar gaflet içindedirler ve inanmazlar!
  2. Yeryüzüne ve üzerindeki tüm canlılara Biz varis olacağız: Hepsi Bize döndürülecek.

“Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği rızık ve servetten, imkânlardan yoksullara vermeyerek cimri davrananlar, malî mükellefiyetleri yerine getirmeyenler, bunun kendileri için daha hayırlı olduğunu sanmasınlar. Bilakis bu kendileri için şerdir, bir vebaldir. Cimrilik edip, malî mükellefiyetleri yerine getirmeyerek Allah yolunda karşılık gözetmeden gönüllü harcamadıkları şeyler, kıyamet günü ateşten bir halka olarak boyunlarına dolanacaktır.
Göklerin ve yerin mirası, bâki olan Allah’ın tasarrufundadır. Allah işlediğiniz gizli-açık bütün amellerinizden haberdardır.” : Ali Imran 180

“Biz, sadece biz hayat veririz, yaşatırız, eceller gelince biz ölümü gerçekleştiririz. Bâki olan vâris biziz, biz.” : Hicr 23

Hayatı ve ölümü Allah verir ve fiziksel ölümden sonra kalan her şey, her şeyin orijinal kaynağı olan Allah’a döner.

  1. Kitapta İbrahim’in kıssasını da an: O, sıddık bir peygamberdi.

Hz. İbrahim’in babası ise gerçeği yalanlayan ve Allah’a ortak koşanlardandı.

  1. Hani babasına dedi ki: Ey babacığım, duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan şeye ne ibadet ediyorsun/tapıyorsun?

Burada İbrahim’e yapılan atıf, onun tevhid nuru almamış olan ve İbrahim’in yol gösterici olmak istediği babasına duyduğu şefkatle ilgilidir.

  1. “Babacığım, sana ulaşmayan bir ilim bana geldi: öyleyse bana uy ki seni düz ve dosdoğru bir yola ileteyim.

Bazıları Işığa diğerlerinden daha duyarlıdır. Doğru Yola kılavuzluk etmek ve işaret etmek onların görevi ve ayrıcalığıdır.

  1. “Babacığım, şeytana kulluk etme, çünkü şeytan Rahman olan Allah’a asidir.

Allah’ın sonsuz adaletini, engin merhametini, bağışlayıcılığını düşündükçe O’na karşı gelmek daha da korkunç, daha da affedilmez bir cürüm olur. Kur’an, insanın yani Âdem’in ve şeytanın Allah’a ilk karşı gelişlerini isyan olarak anlatır. İkisi de O’na sırt döndüğünde, bu isyanın ağırlığı, sadece emirden sapmak değil, o adalet ve merhamete sırt çevirmekten gelir.

“Âdem rabbine isyan etti.” :Tâha 121

İsyanın yönü, onun özünü belirler. Âdem’in zellesi, ardından gelen bağışlanma; yaratıcı bir benlik için isyanın bazen kaçınılmaz olduğunu anlatır. Fakat şeytanın inadı, isyanı ilahlaştırmanın nasıl tahrip edici bir yola dönüşebileceğini gösterir. Nebiler de birer isyan önderidir; ama onların isyanı, fıtrat düzenini bozanlara karşıdır. Musa’nın isyanı, iyiyi ve güzeli yok etmeye yeltenene karşıdır; bu yüzden Musa’nın isyanı bir mucize olurken, Firavun’un isyanı hüsran olmuştur.

Bütün yaratıcı ruhlar, bir nebze âsidir. Mevcut olana başkaldırmayan benlik, varoluşun sırrını keşfedemez; isyanı tanımayan ruh, alışkanlıkların ve geleneklerin kurbanı olur. Alışkanlık ise yaratıcı gücün uyuşukluğudur. Ölümsüzlük ateşini yakan, zamana meydan okuyan bir kubbeye ses, renk ve ahenk katan, işte o isyanın nefesi ve elidir. Yaratıcı ruhta isyan, her şeyden önce var olana, düzenlenmişe karşı bir başkaldırıdır. Bu yol, ana-babaya karşı gelmek gibi en çetin adımları içerir. Mevcuda isyanın tanrısal sembolü Hz. İbrahim’dir. Yaratıcı yürüyüşte her adım bir İbrahim ister; çünkü gerçek isyan, Allah’ın iradesine karşı çıkan her şeye yapılmalıdır.

Mutlak anlamda olumsuz olan tek isyan, Allah’a ve Resullerine karşı çıkıştır; böylesi bir isyan, insanın sonsuzluğa açılan yolunu tıkar, varoluşunu boğar. Allah’a karşı isyanın doğurduğu en zararlı yan, beraberinde şiddet ve zulmü getirmesidir.

  1. “Babacığım! Rahman olan Allah’tan sana bir azap isabet etmesinden korkarım ki şeytana dost olursun.”

Hz. İbrahim’in yaşamından süzülen derin bir ruhani ders var ki, dört temel önermede saklıdır bu:

  1. Dindar bir oğul, babasına derin bir saygıyla yaklaşır; onun hem maddi hem de manevi hayrını her şeyden üstün tutar.
  2. Eğer baba, Allah’ın nurunu reddederse, oğul bu nurun o kalbe de ulaşması için elinden geleni ardına koymaz.
  3. Bu nuru içine sindiren, bu ışığı kabul eden oğul, tüm varını yoğunu kaybetme pahasına da olsa, bu Işığı yitirmez, vazgeçmez.
  4. Baba oğlunu azarlasa, kovalasa da oğulun cevabı, sevgi ve bağışlayıcılıkla yoğrulmuş, ama Hakikatin keskin kılıcı gibi dosdoğru olur.

İşte Hz. İbrahim, babasının simasında şirk ile şeytana kul olmayı aynı düzlemde ele alır. Öyle bir anlatır ki, babasının kalbi ne kadar katı olursa olsun, İbrahim’in Hakikat ateşi bir kök bulup yakmaya devam eder.

  1. Babası cevap verdi: “Ey İbrahim, sen benim ilahlarımdan nefret mi ediyorsun? Eğer vazgeçmezsen, gerçekten seni taşlarım. Artık benden uzun bir süre uzaklaş!”
  2. İbrahim dedi ki: “Selam sana: Senin bağışlanman için Rabbime dua edeceğim: Çünkü O, bana karşı çok merhametlidir.

“İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesi de sırf ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıklanınca, o işten vazgeçti. İbrahim çok bağrı yanık, ihtiraslarına hâkim, güçlü, temkinli, makul ve müsamahakârdı.” : Tevbe 114

Hafî: Lütufkâr. Mükemmel şekilde ilgilenen.

  1. “Ben de sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan yüz çevireceğim ve Rabbime şöyle dua edeceğim: belki de/umarım ki/umut edilir ki Rabbime yaptığım dua ile bedbaht olmayacağım.”

İbrahim babasını ve atalarının evini (Keldanilerin Ur’u) terk etti ve bir daha geri dönmedi. İnancıyla ilgili taviz vermesi söz konusu değildi.

  1. Onlardan ve onların Allah’tan başka taptıklarından yüz çevirdiği zaman ona İshak’ı ve Yakub’u bağışladık ve her birini birer peygamber kıldık.
  2. Ve onlara rahmetimizden bahşettik ve onlara hak diliyle yüce şerefler ihsan ettik.

İbrahim, oğlu İshak ve torunu Yakup ve onların soyu, nesiller boyunca Allah’ın ruhani hakikatinin sancağını korudular ve hak ettikleri şekilde yüksek övgü kazandılar.

“Bana, gelecek nesiller içinde sadakatle dinini tebliğ eden halefler, iyi bir namla anılmak nasip eyle.” : Şuara 84

  1. Kitapta Musa’nın kıssasını da an; çünkü o, özel olarak seçilmişti, o bir elçi ve bir peygamberdi.
  2. Ve biz onu Sina Dağı’nın sağ tarafından çağırdık ve mutasavvıf sohbeti için onu Bize yaklaştırdık.

Zaman, Musa’nın ailesiyle birlikte, Allah’tan büyük görevini almadan önce, kayınpederi Jethro’nun koyunlarını, keçilerini dağların, ovaların yeşiline yaydığı zamandır. Gözlerini uzaklara dikmişken, bir gün, ta ileride bir Ateş parıltısı görür. Merak içinde Ateş’e yönelir ve oraya vardığında o toprağın kutsal toprak olduğunu fısıldayan bir sesle irkilir. Allah’tan gelen bu ses, Musa’dan ayakkabılarını çıkarmasını ve yaklaşmasını istemiştir. Musa adım adım yaklaşırken, o sessiz vadide, kendisine büyük sırlar açıklanır, derin bir sır yüklenir kalbine. Artık görevi bellidir; o halkını uyandırmakla görevlendirilmiştir. Ve yalnız da değildir; Allah, ona kardeşi Harun’u da yoldaş ve yardımcı olarak seçmiştir. Bu yolda ikisi, omuz omuza büyük bir yolculuğa çıkacaktır.

  1. Ve rahmetimizden ona kardeşi Harun’u da peygamber olarak verdik.

Musa, içine dönük bir adamdı; ürkekti, çekingendi. Firavun’un huzuruna çıkma düşüncesi bile onu derinden sarsıyor, dilindeki engel yüreğini daraltıyordu. Bu ağır yükü tek başına taşıyamayacağını biliyordu. Kardeşi Harun’un da yanında olmasını, ona destek vermesini içten içe arzuladı. Kendi içinde bir umutla, Allah’a bu dileğini açtı. Allah, Musa’nın bu içten isteğini, o engin rahmetiyle kabul etti. Harun’u da Musa’nın yanına, onunla omuz omuza yürümesi için görevlendirdi. Böylece iki kardeş, bir olmuş, Hakikat yolunda birlikte yürümeye koyulmuştu.

  1. Kitap’ta İsmail’i de an: O, söz verdiği şeye kesinlikle sadıktı ve o bir resul ve bir peygamberdi.
  2. O, kavmine duayı/ibadeti ve zekatı empoze ederdi ve Rabbinin katında makbul olan biriydi.
  3. Kitapta İdris’in durumunu da an: O, bir doğruluk ve ihlas adamı ve bir peygamberdi:

Doğru ve ihlaslı bir peygamber ve kavmi arasında yüksek bir makama sahip olduğu söyleniyor.

  1. Ve Biz onu yüce bir makama yükselttik.
  2. Bunlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği, Âdem’in soyundan, Nuh ile birlikte gemide taşıdıklarımızdan, İbrahim soyundan ve İsrail’den, kendilerine emanet ettiğimiz yönlendiğimiz, seçtiğimiz peygamberlerdir. Kendilerine Rahmân olan Allah’ın âyetleri okunduğu zaman, gözyaşları içinde secdeye kapanırlardı.
  3. Ama onlardan sonra, duaları/ibadetleri kaçıran ve şehvetlerin peşinden giden bir kuşak izledi, o zaman yakında Yıkımla karşı karşıya kalacaklar,-
  4. Ancak tövbe edenler, iman edenler ve salih amel işleyenler müstesna: çünkü bunlar cennete girecekler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmayacaklar.

Salih amel, ebedî kurtuluşun üç ana şartından biridir. Diğer iki şart ise Allah’ın birliğine ve ahirete imandır,

  1. Rahmân olan Allah’ın kullarına gaybda vaad ettiği ebedî cennetler: çünkü O’nun vaadi zorunlu olarak/mutlaka gerçekleşmelidir.
  2. Orada boş bir söz işitmezler, ancak selâmlar işitirler: Ve orada sabah akşam rızıklandırılırlar.

Doğal rızıklar ve güzellikler ülkesi, cennetin ta kendisidir ki oranın temel göstergeleri barış, huzur ve sabah akşam her yandan geliveren temiz rızıktır.

  1. Kullarımızdan sakınanlara miras olarak vereceğimiz cennet işte böyledir.
  2. Melekler derler ki: “Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve ikisi arasında bulunanlar O’nundur ve Rabbin asla unutmaz,-“

Çevremizde dönen kötülükler karşısında öfkeye kapılmak, sabırsızlanmak kolaydır elbet. İnsan, Allah için çabalar, elinden geleni verir; ama bazen gözü sonuç arar, bulamayınca gönlü daralır. Kendi içindeki bu dar görüşlülükle mücadele eder durur. Oysa sabırsızlığa düşmemek gerekir. Zira lütuf melekleri boş yere değil, Allah’ın iradesi ve amacı doğrultusunda gelirler. Allah, kullarını asla unutmaz. Görevimiz, O’nun hizmetinde sebat etmek, sabırla devam etmektir.

Rabbimiz unutkan değildir; her şeyi bilir. Bu da demektir ki, bizim din adına her ihtiyacımızı da bilir. Allah’ın açıklamadığı konular varsa, bu haşa O’nun unuttuğundan değil, bizleri o alanlarda serbest bırakmak istediğindendir. O’nun açıklamadığını açıklamaya, dine yeni şeyler katmaya çalışanlar, kendi akıllarınca eksiklik tamamladığını zannederler ve bu büyük bir hatadır, şirk bataklığına saplanmaktır.

Allah, insanlığa yol gösterici olarak indirdiği vahyinde hiçbir şeyi unutacak ya da eksik bırakacak değildir. Kötülükler karşısında da çoğu kez aceleyle cezalandırmaz; belki hallerini düzeltirler diye insanlara süre verir. Ama yapılan hiçbir şeyi de unutmaz; her şey O’nun hafızasında kayıtlıdır.

  1. “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi; öyleyse O’na kulluk edin ve O’na kullukta sebatlı ve sabırlı olun: O’nunla aynı isme layık birini tanıyor musun?”

Hayatın hakikatini ve gizemini tattıkça, Allah ile aynı solukta anılacak hiç kimsenin olmadığını daha iyi anlarız. O, bütün isimlerin üzerindedir.

  1. İnsan der ki: “Ya ben ölünce diriltilecek miyim?”

İnsan öldükten sonra gerçekten yeniden diriltilecek miyim?” diye soruyor ama bir sonraki ayetteki muhteşem cevap ile daha önce hiçbir şey değilken Allah tarafından yoktan var edildiğini düşünmüyor.

  1. Ama insan, bizim onu daha önce yoktan yarattığımızı düşünmez mi?
  2. Rabbine andolsun ki, şüphesiz Biz onları da, şerlileri de onlarla birlikte bir araya toplayacağız, sonra onları cehennemin etrafında diz çökmüş olarak hazır tutacağız/bulunduracağız;

Eğer biz, Allah’ın Işığını, O’nun yol göstericiliğini kabul etmeyi reddedersek, kendimizi daha da karanlık bir çukura yuvarlanırken buluruz. Lütfunun rüzgârı bizden yüz çevirir, göğsümüzden rahmetini çeker alır. Kötülerin ardında sürükleniriz, gözlerimizde hüzün, yüreğimizde boşluk. O’nun sunduğu Gerçeğe sırt döneriz, ve böylece o gerçeğin tüm sonuçlarıyla, mutlak bir aşağılanmanın içinde yüz yüze geliriz. Her geçen gün, bu reddedişin izleri ruhumuzda daha da derinleşir, yolumuzu iyice kaybederiz.

“Cehennem’in yedi kapısı vardır.
O kapıların her birinden girecek suçlular ayrılmış, belirlenmiştir.” : Hicr 44

  1. O zaman biz, Rahman olan Allah’a karşı isyanda en şiddetli olanları her fırkadan mutlaka çekip çıkaracağız.
  2. And olsun ki, orada yanmaya en layık olanları en iyi biz biliriz.
  3. Sizden birinizden bile geçmeyecek olan yoktur: Bu, Rabbinin katında mutlaka yerine getirilmesi gereken bir hükümdür.

Cehennem, yalnızca bir ceza yurdu mudur, yoksa daha derin bir manayı mı taşır? Belki de ateşler içinde yanmak, ruhun ağır şartlar altında geçireceği bir terbiye sürecidir. Cehennemi, sadece cezanın değil, aynı zamanda insanı temizleyen, ruhunu eğiten bir yer olarak da düşünebiliriz. Yitip gitmiş, bozulmuş ruhların, o acı içinde bir arınmaya, bir tekâmüle yolculuk ettiğini hayal etmek… İşte bu, belki de vahyin ruhuna daha yakın bir bakış olabilir. Zira Allah’ın amacı, insanı tamamen terk etmek değil, sonunda ona doğru yolu göstermek değil midir? Ateş, hem yakan hem de saflaştıran bir kudret olarak, belki de insana içindeki hakikati yeniden hatırlatır.

  1. Ama sakınanları kurtaracağız ve zalimleri orada dizleri üzerine çökmüş halde bırakacağız.
  2. Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman, kâfirler inananlara, “İki taraftan hangisi konum bakımından daha iyidir? Divanda en çok gösteriş yapan/itibarlı hangisidir?” derler.
  3. Ama onlardan önce, teçhizatta ve göze parıltıda daha iyi olan kaç tane sayısız nesli yok ettik?
  4. De ki: “Her kim saparsa, Rahman onlara ipi uzatır. Nihayet Allah’ın uyarısının -azapta veya kıyametin yaklaştığında- gerçekleştiğini gördükleri zaman, eninde sonunda kimin mevki olarak en kötü ve kimin kuvvet bakımından en zayıf olduğunu anlayacaklar!

Allah’ın dilediği şey, her kötülüğün bir cezasının olması ve ahiret yani Kıyamet gününün olmasıdır.

  1. “Ve Allah, hidayeti arayanları/hidayete yönelenleri hidâyete eriştirir. Bâki kalan salih ameller, Rabbinin katında mükâfat olarak en hayırlıdır ve getirileri bakımından da daha hayırlıdır.”

“Servet ve oğullar dünya hayatında zenginlik ve itibar vesilesidir. Hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni temelli hayata geçirmenin, köklü müesseseler ve vakıflar kurmanın, hürriyeti ve devletin bekasını teminat altına almanın, Rabbinin katında sevabı daha çoktur. Bunlar, emelleriniz, gerçekleştirmek istediğiniz planlı hedefler için en hayırlı araçlar ve faaliyet alanlarıdır”. : Kehf 46

  1. O halde, âyetlerimizi yalanlayan ve yine de: “Bana mutlaka mal ve evlatlar verilecektir” diyen bir insanı görüyor musun?

Bir yanda zenginliğine, gücüne sahip olup bunlarla böbürlenen adam vardır; öte yanda ise eline henüz geçmemiş, belki hiç nasip olmayacak servetlerin, gücün hayaliyle yaşayan, tüm umutlarını geleceğin belirsiz vaadine bağlayan bir başka insan tipi. Yüreği, henüz ortada olmayan bir zenginliğin peşinde, hayaller içinde kendine bir taht kurar. Oysa geleceğin ne getireceğini kim bilebilir? İnsan, belki de hiç ulaşamayacağı bir dünyaya bel bağlayarak ömrünü tüketir, bu boş rüyanın peşinde adım adım kaybolur.

  1. Gayba mı sızdı, yoksa Rahman olan Allah’ın katında bir akit mi yaptı?
  2. Hayır! Onun söylediklerini yazacağız ve onun azabını kat kat artıracağız.

Böyle bir adam, Allah’ı inkar ettiği ve O’nun Kutsal İsmine küfrettiği için çifte/duble cezayı hak eder.

  1. Sözünü ettiği her şey bize dönecek ve o, huzurumuza çırılçıplak ve yapayalnız olarak çıkacaktır.

İnsan, dünya üzerinde ne kadar mülk, ne kadar güç biriktirse de gün gelecek, her şey başladığı yere, asıl sahibine dönecek. O büyük Yargı Günü’nde, insan tek başına, yapayalnız, ardında bıraktığı her şeyden soyunmuş bir halde Yargı Koltuğu’nun huzuruna çıkacak. O an, ne mal, ne mülk, ne güç; beklediği, güvendiği her şey elinden kayıp gitmiş olacak. Ne arkasında bir destek, ne yanında bir yardımcı kalacak. Sadece kendisi ve yaptığı her şeyle, çıplak bir gerçekliğin önünde duracak; hakikatle baş başa kalacak.

  1. Kendilerine güç ve izzet vermek için Allah’tan başka ilahlar edindiler!
  2. Bunun yerine ilah edilenler onların ibadetlerini reddederler ve onlara düşman olurlar.

“Onların hepsini bir araya, mahşere toplayıp, ilâhlığında, otoritesinde, mülkün de, tasarruflarında Allah’a ortak koşanlara:
“Haydi yerlerinize, siz de, ortak koştuğunuz varlıklar da” diyeceğimiz gün, artık onların putlarıyla aralarını tamamen ayırmış oluruz. Ortak koştukları putlar:
“Zaten siz bize tapmıyordunuz” derler.
“Bizimle sizin aranızdaki konularda şâhit olarak Allah yeter, sizin bize taptığınızdan kesinlikle bizim haberimiz yok.”
Orada herkes, geçmişte yaptıklarını karşısında bulur, amel defterinde teker teker okur. Gerçek Mevlâları, koruyucuları, emrinde oldukları otorite olan Allah’ın huzuruna götürülürler. Uydurmaya devam ettikleri bütün evham ve hayaller, yanlarından kaybolup gitmiştir.” : Yunus 28-30

  1. Kâfirlerin üzerine şerleri/kötüleri onları öfke ile kışkırtmak için saldığımızı görmüyor musun?

Allah’ın kurduğu düzende kötülük, isyan ve başkaldırı belli bir noktaya vardığında, kendi yıkımına doğru hızla yol almaya bırakılır. O kötülüğe, son bir şans, bir mühlet tanınır. Ancak tövbe kapısına yönelinmezse, onun da günleri sayılıdır. Bu yüzden takva sahibi insan, kötülüğün dünyadaki geçici ve yanıltıcı zaferinden korkuya kapılmamalı, Allah’a güvenle kendi yoluna bakmalıdır. Bilmeli ki kötülüğün saltanatı geçicidir; asıl kalıcı olan, Allah’ın rızasıyla yürüyen doğru yoldur. Görevi, şüpheye düşmeden, endişeye kapılmadan, kendine verilen emaneti yerine getirmektir.

  1. O halde onlara karşı acele etme, çünkü biz onların sınırlı sayılı günlerinin hesabını yapıyoruz.
  2. Rahman olan Allah’ın huzurunda salihleri, bir hükümdarın huzuruna şeref için sunulan bir topluluk gibi toplayacağımız gün,
  3. Günahkârları da suya indirilen susuz davarlar gibi cehenneme süreceğiz.
  4. Rahmân olan Allah’tan izin veya söz almış olandan başkası şefaat sahibi olamaz.

Allah’ın izni olmadıkça hiçbir varlık, nebi ve melek de olsa, şefaat edemez.

  1. “Rahmân olan Allah çocuk edindi!” derler.
  2. Gerçekten çok korkunç bir şey ortaya attınız!
  3. O zaman gökler patlamaya, yer yarılmaya ve dağlar yıkılmaya hazırdır,
  4. Rahman olan Allah’a bir çocuk isnat ettiler diye.
  5. Çünkü Rahmân olan Allah’ın evlat edinmesi azametine yakışmaz.
  6. Göklerde ve yerde olanlardan her biri Rahman olan Allah’a kul olarak gelmelidir.

Hesap günü Allah’tan başka hiç kimse insanların efendisi olmayacaktır. Peygamberler de dahil herkes Allah’ın kuludur. Ahiret hesabının görüleceği gün de herkes O’nun kulu olarak huzuruna gelecektir.

  1. O, onların hepsini hesaba katar ve hepsini tam olarak numaralandırmış/tespit etmiştir.

Allah’ın, insanların kendisine benzettiği gibi oğulları, gözdesi ya da arkasından beslenen asalakları yoktur. O, yücelerin yücesidir. Fakat yarattığı her bir can, O’nun sevgisinin, O’nun şefkatinin ışığına mazhar olur. Varlıkların en küçüğü bile, O’nun Adalet ve Rahmet Tahtı’nın önünde bir bir işaretlenmiştir; her biri O’nun huzurunda hak ettiğini bulur. Koca kâinatta her bir zerre, her bir hayat, O’nun büyük terazisinde kendi nasibini bekler. Allah, her kuluna hak ettiği üzere yaklaşır; Rahmetiyle sarar, Adaletiyle yargılar.

  1. Ve Kıyamet gününde ise hepsi O’na tek tek gelecektir.
  2. İman edip salih ameller işleyenlere, Rahman olan Allah sevgi verecektir.

İyilik, sevgiyi ve barışı yeşertirken, günah nefreti ve çekişmeyi doğurur.

Sevgi, varoluşun özü; hayatın başı, sonudur. Hayat, farklı hallerde ve renklerde açılan bir sevgi yolculuğudur. Sevginin kaynağı ile güzelliğin kaynağı aynıdır: Tanrı. Bu yüzden Kur’an, insanla Allah arasındaki sevgi bağını anlatırken “Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler.” (Maide, 54) diyerek, sevgi akışının ilk hareketinin, bütünün merkezi olan Allah’tan geldiğini vurgular.

“Ve mallarınızdan Allah yolunda harcayın ve kendi ellerinizle helâkınıza ortak olmayın. Ama iyi davranın/güzel işler yapın; Çünkü Allah iyilik yapanları sever.” : Bakara 195

“İlâhî emirlere yapışanlar, bollukta da, darlıkta da, sevinçli zamanlarında ve kederli anlarda da, refah günlerinde ve ekonomik darboğazlardan geçerken de, Allah için, karşılık gözetmeden, gönüllü harcayanlardır, öfkelerini yutanlardır, insanları affedenlerdir. Allah iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idarecileri ve müslümanları sever.” : Ali Imran 134

“Allah da onlara, hem dünya nimetini, hem de âhiret, ebedî yurt sevabının güzelliğini verdi. Allah iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman askerî erkânı, idarecileri, müslümanları sever.” : Ali Imran 148

“Kesin sözlerini, taahhütlerini bozan bir kısım tutum ve davranışları sebebiyle onları lânetledik, kafalarını kalınlaştırdık ve kalplerini katılaştırdık.
Kelimeleri, ifadeleri, aslî manalarından uzaklaştırarak tahrif ediyorlar, değiştiriyorlar, maksadının dışında tefsir ediyorlar, gayesine aykırı te’viller yapıyorlar. Kendilerine öğretilen, tebliğ edilen Tevrat’ın hükümlerinin önemli bir bölümünü de unuttular.
İçlerinden pek azı hariç, onları taahhütlerini bozarak, daima hâinlik ederlerken görürsün.
Yine de sen onları sorgusuz sualsiz affet. Azarlamadan, kınamadan hoşgörülü davran. Allah iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idarecileri, müslümanları sever.” : Maide 13

“İman edenlerin, (cihada benzer) salih amel işleyenlerin, takva esaslarına-Kur’an esaslarına dayalı düzeni benimseyerek Allah’ın emirlerine muhalefetten-Allah’ın azabından korundukları, Allah’a, Rasulüne ve Kur’ana iman ettikleri, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirdikleri, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağladıkları, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak oldukları, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işlemeye devam ettikleri müddetçe, daha önceki yediklerinden-içtiklerinden, bağımlı oldukları şeylerden dolayı kendilerine bir günah yoktur.
Yine, iman edenlerin, (cihada benzer) salih amel işleyenlerin, takva esaslarına-Kur’an esaslarına dayalı düzeni benimseyerek Allah’ın emirlerine muhalefetten-Allah’ın azabından korundukları, Allah’a, Rasulüne ve Kur’ana iman ettikleri sürece de, daha önce yediklerinden- içtiklerinden, bağımlı oldukları şeylerden dolayı bir günah yoktur.
Gene, İman edenlerin, (cihada benzer) salih amel işleyenlerin, takva esaslarına-Kur’an esaslarına dayalı düzeni benimseyerek Allah’ın emirlerine muhalefetten-Allah’ın azabından korundukları, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıttıkları, samimiyetle ibadet ettikleri, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek oldukları, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcadıkları, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yaptıkları sürece de, daha önce yediklerinden-içtiklerinden, bağımlı oldukları şeylerden dolayı bir günah yoktur.
Allah iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslümanları, müslüman idarecileri, askerî erkânı sever.” : Maide 93

“Ancak, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak koşan müşriklerden, antlaşma şartlarına uyan, size olan taahhütlerini hiçbir şekilde ihmal etmeyen, size karşı hiçbir kimseye yardımda bulunmayanlar, arka çıkmayanlar bunun dışındadır. Siz de, onlarla olan antlaşmalarınızın hükümlerine antlaşma sürelerinin sonuna kadar uyun. Allah kendisine sığınıp, emirlerine yapışarak, günahlardan arınıp, azaptan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davrananları, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minleri sever.” : Tevbe 4

“Ahitlerini, antlaşmalarını bozup duran, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak koşan müşriklerin, Allah indinde ve Rasûlünün yanında nasıl saldırmazlık ve himâye antlaşmaları olabilir?
Ancak Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız, size karşı dürüst davranıp, antlaşmalarına riayet ettikçe, siz de onlara dürüst davranarak, antlaşmalara riâyet edin.
Allah kendisine sığınıp emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minleri sever.” : Tevbe 7

Yahudiliğin takipçilerinden hâkimler ve idareciler de hep yalana kulak verip benimserler. Durmadan köklerini kurutan, insânî değer bırakmayan haramı, rüşveti yerler.
Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onların faaliyetlerine karşı tedbir alarak ilgilenme. Eğer onların faaliyetlerine karşı tedbir alırsan hiçbir şekilde sana zarar veremezler.
Eğer onlar senin idaren altında bulunur, aralarında hüküm verme, yargı ve icra yetkisi kullanma durumunda kalırsan, sosyal adâleti, sosyal güvenliği, refah payının dengeli dağıtımını esas alarak, adâleti uygulayarak hüküm ver. Allah adâleti yerine getirerek düzen sağlayanları sever. : Maide 42

Daha böyle bir çok ayet sıralayabiliriz… Mutluluğun doğduğu nokta, sevginin kişisel hedefiyle evrensel-kozmik amacın birleştiği noktadır. İnsanın tüm amellerinin altında sevgi vardır. Kin ve nefret de ters çevrilmiş, yıkım yönünde işleyen sevgilerdir. Din hayatının özünü de Allah ile Allah elçilerine sevgi oluşturur.

  1. Böylece biz Kur’an’ı kendi dilinle kolaylaştırdık ki, onunla salihlere müjdeleyesin ve münakaşa edenleri uyarasın.

Kolaylık, Kur’an’ın kendi sesinde ve ritminde de ısrarla istediği bir ilkedir. Müzzemmil suresinin 20. ayeti, ibadette, kutsal kelamdan kolay geleni okuma öğüdünü verir.

İnsanın yaşamında kolaylık; güzellikle, bollukla, cömertlikle, Allah’a duyulan saygıyla yan yana yürür. En başta takva, kolaylığı bir ilahi armağan olarak sunar.

Kur’an’ın Arapça indirilmesinin sebebi, onu ilk kez duyan insanların tanrısal mesajı anlaması içindir. Gelenekçilerin dediği gibi, halk kitleleri ne söylendiğini anlamasın, yalnızca kelimeleri seslendirsin diye değil.

Kur’an, insanlara müjde ve uyarı olsun; onlar gerçeği düşünüp hatırlasın diye kolaylaştırılmıştır.

  1. Ama onlardan önce nice sayısız nesilleri helâk ettik. Onlardan bir tanesini bile şimdi bulabilir misin veya onların fısıltısını bir nebze işitebilir misin?

Dünya hayatındaki her bir adımın, her bir sözün, her bir niyetin hesabının verileceği yer, kabir değil ahirettir. Ne var ki ölümle birlikte, dünyada kalanların kabirde olanlarla, kabirde olanların da dünyadakilerle tüm bağlarının kesileceği apaçık ortadadır. Öyle bir sınırdır ki bu, geçişe yer bırakmaz; dünya ile ahiret arasında sükût ve ayrılık hüküm sürer.

Maryam, or Mary. 

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.

  1. Kaf. Ha. Ya. Ain. Sad. (K. H. Y. A. S.)

  2. (This is) a recital of the Mercy of thy Lord to His servant

Zakariya.

  1. Behold! He cried to his Lord in secret,

  2. Praying: “O my Lord! Infirm indeed are my bones, and the hair

of my head doth glisten with gray: But never am I unblessed, O

my Lord, in my prayer to Thee!

  1. “Now I fear (what) my relatives (and colleagues) (will do)

after me: But my wife is barren: So give me an heir as from

Thyself. —

  1. “(One that) will (truly) represent me, and represent the

posterity of Jacob; and make him, O my Lord! One with whom Thou

art well pleased!”

  1. (His prayer was answered): “O Zakariya! We give thee good

news of a son: His name shall be Yahya: On none by that name

have We conferred distinction before.”

  1. He said: “O my Lord! How shall I have a son, when my wife is

barren and I have grown quite decrepit from old age?”

  1. He said: “So (it will be): Thy Lord saith, ‘That is easy for

Me: I did indeed create thee before when thou hadst been

nothing!’”

  1. (Zakariya) said: “O my Lord! Give me a Sign.” “Thy Sign,”

was the answer, “Shall be that thou shalt speak to no man for

three nights, although thou art not dumb.”

  1. So Zakariya came out to his people from his chamber: He told

them by signs to celebrate Allah’s praises in the morning and in

the evening.

  1. (To his son came the command): “O Yahya! Take hold of the

Book with might”: And We gave him Wisdom even as a youth.

  1. And pity (for all creatures) as from us, and purity: He was

devout,

  1. And kind to his parents, and he was not overbearing or

rebellious.

  1. So Peace on him the day he was born, the day that he dies,

and the day that he will be raised up to life (again)!

  1. Relate in the Book (the story of) Mary, when she withdrew

from her family to a place in the East.

  1. She placed a screen (to screen herself) from them; then We

sent to her Our angel, and he appeared before her as a man in

all respects.

  1. She said: “I seek refuge from thee to (Allah) Most Gracious:

(Come not near) if thou dost fear Allah.”

  1. He said: “Nay, I am only a messenger from thy Lord, (to

announce) to thee the gift of a holy son.”

  1. She said: “How shall I have a son, seeing that no man has

touched me, and I am not Unchaste?”

  1. He said: “So (it will be): Thy Lord saith, ‘That is easy for

Me: And (We wish) to appoint him as a Sign unto men and a Mercy

from Us’: It is a matter (so) decreed.”

  1. So she conceived him and she retired with him to a remote

place.

  1. And the pains of childbirth drove her to the trunk of a palm

tree: She cried (in her anguish): “Ah! Would that I had died

before this! Would that I had been a thing forgotten and out of

sight!”

  1. But (a voice) cried to her from beneath the (palm tree):

“Grieve not! For thy Lord hath provided a rivulet beneath thee;

  1. “And shake towards thyself the trunk of the palm tree: It

will let fall fresh dates upon thee.

  1. “So eat and drink and cool (thine) eye. And if thou dost see

any man, say, ‘I have vowed a fast to (Allah) Most Gracious, and

this day will I enter into no talk with any human being.’”

  1. At length she brought the (babe) to her people, carrying him

(in her arms). They said: “O Mary! Truly an amazing thing hast

thou brought!

  1. “O sister of Aaron! Thy father was not a man of evil, nor

thy mother a woman unchaste!”

  1. But she pointed to the babe. They said: “How can we talk to

one who is a child in the cradle?”

  1. He said: “I am indeed a servant of Allah: He hath given me

revelation and made me a prophet;

  1. “And He hath made me blessed wheresoever I be, and hath

enjoined on me Prayer and Charity as long as I live;

  1. “(He) hath made me kind to my mother, and not overbearing or

miserable;

  1. “So Peace is on me the day I was born, the day that I die,

and the day that I shall be raised up to life (again)”!

  1. Such (was) Jesus the son of Mary: (It is) a statement of

truth, about which they (vainly) dispute.

35.. It is not befitting to (the majesty of) Allah that He

should beget a son. Glory be to Him! When He determines a

matter, He only says to it, “Be”, and it is.

  1. Verily Allah is my Lord and your Lord: Him therefore serve

ye: This is a Way that is straight.

  1. But the sects differ among themselves: And woe to the

Unbelievers because of the (coming) Judgment of a momentous Day!

  1. How plainly will they see and hear, the Day that they will

appear before Us! But the unjust today are in error manifest!

  1. But warn them of the Day of Distress, when the matter will

be determined: for (behold,) they are negligent and they do not

believe!

  1. It is We Who will inherit the earth, and all beings thereon:

To Us will they all be returned.

  1. (Also) mention in the Book (the story of) Abraham: He was a

man of Truth, a prophet.

  1. Behold, he said to his father: “O my father! Why worship

that which heareth not and seeth not, and can profit thee

nothing?

  1. “O my father! To me hath come knowledge which hath not

reached thee: So follow me: I will guide thee to a Way that is

even and straight.

  1. “O my father! Serve not Satan: For Satan is a rebel against

(Allah) Most Gracious.

  1. “O my father! I fear lest a Penalty afflict thee from

(Allah) Most Gracious, so that thou become to Satan a friend.”

  1. (The father replied: “Dost thou hate my gods, O Abraham? If

thou forbear not, I will indeed stone thee: Now get away from me

for a good long while!”

  1. Abraham said: “Peace be on thee: I will pray to my Lord for

thy forgiveness: For He is to me Most Gracious.

  1. “And I will turn away from you (all) and from those whom ye

invoke besides Allah: I will call on my Lord: Perhaps, by my

prayer to my Lord, I shall be not unblessed.”

  1. When he had turned away from them and from those whom they

worshipped besides Allah, We bestowed on him Isaac and Jacob,

and each one of them We made a prophet.

  1. And We bestowed of Our Mercy on them, and We granted them

lofty honor on the tongue of truth.

  1. Also mention in the Book (the story of) Moses: For he was

specially chosen, and he was an apostle (and) a prophet.

  1. And We called him from the right side of Mount (Sinai), and

made him draw near to Us, for mystic (converse).

  1. And, out of Our Mercy, We gave him his brother Aaron, (also)

a prophet.

  1. Also mention in the Book (the story of) Ismail: He was

(strictly) true to what he promised, and he was an apostle (and)

a prophet.

  1. He used to enjoin on his people Prayer and Charity, and he

was most acceptable in the sight of his Lord.

  1. Also mention in the Book the case of Idris: He was a man of

truth (and sincerity, (and) a prophet:

  1. And We raised him to a lofty station.

  2. Those were some of the prophets on whom Allah did bestow His

Grace, –of the posterity of Adam, and of those whom We carried

(in the Ark) with Noah, and of the posterity of Abraham and

Israel–of those whom We guided and chose. Whenever the Signs of

(Allah) Most Gracious were rehearsed to them, they would fall

down in prostrate adoration and in tears.

  1. But after them there followed a posterity who missed prayers

and followed after lusts soon, then, will they face Destruction.–

  1. Except those who repent and believe, and work righteousness:

For these will enter the Garden and will not be wronged in the

least, —

  1. Gardens of Eternity, those which (Allah) Most Gracious has

promised to his servants in the Unseen: For His promise must

(necessarily) come to pass.

  1. They will not there hear any vain discourse, but only

salutations of Peace: And they will have therein their

sustenance, morning and evening.

  1. Such is the Garden which We give as an inheritance to those

of Our servants who guard against evil.

  1. (The angels say:) “We descend not but by command of thy

Lord: To Him belongeth what is before us and what is between:

And thy Lord never doth forget, —

  1. “Lord of the heavens and of the earth, and of all that is

between them: So worship Him, and be constant and patient in His

worship: Knowest thou of any who is worthy of the same Name as

He?”

  1. Man says: “What! When I am dead, shall I then be raised up

alive?”

  1. But does not man call to mind that We created him before out

of nothing?

  1. So, by thy Lord, without doubt, We shall gather them

together, and (also) the Evil Ones (with them); then shall We

bring them forth on their knees round about Hell,

  1. Then shall We certainly drag out from every sect all those

who were worst in obstinate rebellion against (Allah) Most

Gracious.

  1. And certainly We know best those who are most worthy of

being burned therein.

  1. Not one of you but will pass over it: This is, with thy

Lord, a Decree which must be accomplished.

  1. But We shall save those who guarded against evil, and We

shall leave the wrongdoers therein, (Humbled) to their knees.

  1. When Our Clear Signs are rehearsed to them, the Unbelievers

say to those who believe, “Which of the two sides is best in

point of position? Which makes the best show in Council?”

  1. But how many (countless) generations before them have We

destroyed, who were even better in equipment and in glitter to

the eye?

  1. Say: “If any men go astray, (Allah) Most Gracious extends

(the rope) to them, until, when they see the warning of Allah

(being fulfilled) –either in punishment or in (the approach of)

the Hour, –they will at length realize who is worst in

position, and (who) weakest in forces!

  1. “And Allah doth advance in guidance those who seek guidance:

And the things that endure, Good Deeds, are best in the sight of

thy Lord, as rewards, and best in respect of (their) eventual

returns.”

  1. Hast thou then see the (sort of) man who rejects Our Signs,

yet says: “I shall certainly be given wealth and children?”

  1. Has he penetrated to the Unseen, or has he taken a contract

with (Allah) Most Gracious?

  1. Nay! We shall record what he says, and We shall add and add

to his punishment.

  1. To Us shall return all that he talks of, and he shall appear

before Us bare and alone.

  1. And they have taken (for worship) gods other than Allah, to

give them power and glory!

  1. Instead, they shall reject their worship, and become

adversaries against them.

  1. Seest thou not that We have set the Evil Ones on against the

Unbelievers, to incite them with fury?

  1. So make no haste against them. for We but count out to them

a (limited) number (of days).

  1. The day We shall gather the righteous to (Allah) Most

Gracious, like a band presented before a king for honors,

  1. And We shall drive the sinners to hell, like thirsty cattle

driven down to water, —

  1. None shall have the power of intercession, but such a one as

has received permission (or promise) from (Allah) Most Gracious.

  1. They say: “(Allah) Most Gracious has begot a son!”

  2. Indeed ye have put forth a thing most monstrous!

  3. At it the skies are ready to burst, the earth to split

asunder, and the mountains to fall down in utter ruin,

  1. That they should invoke a son for (Allah) Most Gracious.

  2. For it is not consonant with the majesty of (Allah) Most

Gracious that He should beget a son.

  1. Not one of the beings in the heavens and the earth but must

come to (Allah) Most Gracious as a servant.

  1. He does take an account of them (all), and hath numbered

them (all) exactly.

  1. And every one of them will come to Him singly on the Day of

Judgment.

  1. On those who believe and work deeds of righteousness, will

(Allah) Most Gracious bestow Love.

  1. So have We made the (Koran) easy in thine own tongue, that

with it thou mayest give glad tidings to the righteous, and

warnings to people given to contention.

  1. But how many (countless) generations before them have We

destroyed? Canst thou find a single one of them (now) or hear

(so much as) a whisper of them?