← Listeye Dön

Kafirun Suresi

2025-04-20

kuranquranfurkan

Kafirun Suresi 109-18

( İnancı/İnanmayı Reddedenler)

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

  1. De ki: Ey imanı/inancı/güvenmeyi inkar edenler!

İnanmak, yürekten gelen, insanın içindeki derin bir mesele… Kişisel bir yolculuktur bu; ne mal, ne mülk, ne de dünya hırslarıyla ölçülür. İbadet dediğin, saf bir inanca dayanmalı. Ancak çoğu zaman insan bu saf yoldan sapar. İbadeti, dünyevi kazançlar için yapar, atalardan kalma geleneklerin gölgesine sığınır ya da toplumun dayattığı alışkanlıkların esiri olur. Bazısı da başkasını taklit eder, düşünmeye bile tenezzül etmez, sorgulamaktan kaçar. Bu tür ibadet, dünyaya tapınmakla birleşir, büyük bir günaha, bencilliğe ya da amaçsız bir yaşamın gölgesine sürükler insanı.

Semboller, putlar, ritüeller—bazen bunlar, açgözlü bir ruhban sınıfının, yahut bencil birtakım insanların kendi hırslarını, çıkarlarını korumak için kullandığı birer araca dönüşür. Şirk sadece taşta, tahtada değil; hırsta, şehvette, malda, mülkte de olabilir. İnsan farkında olmadan şirke hizmet eder, kendini onlara köle eder, müşrik olur çıkar.

İslam’ın ve onun büyük Öğretmeni Peygamberimizin, yalnızca Tek Gerçek Tanrı’ya saf bir tapınma konusunda ısrar etmesinin nedeni işte budur. Peygamber, dünya hırslarına, sahte tanrılara, güç arzusuna karşı dimdik durdu. Dünyevi çıkarların tüm cazibesine karşı direndi ve ebedi Birlik Mesajını her şeyin üstünde tuttu. O, bize saf inancı, dünyaya boyun eğmeden, yalnızca Allah’a yönelmenin yolunu gösterdi.

  1. Ben sizin ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem,

2-3. ayetler, bu Surenin nazil olduğu zamandaki koşulları tarif eder ve bunlar serbestçe yorumlanabilir: “Ben, kendimin olduğu kadar sizlerin de Rabbi olan Tek Gerçek Tanrı’ya tapan biriyim; fakat sizin menfaatlerinizden dolayı, Allah’a ortak koştuğunuz ortaklardan ve nefsinizin aleyhine olan batıl ibadetinizden vazgeçmeye iradeniz yoktur.”

  1. Siz de benim taptığıma tapmayacaksınız.
  2. Ve ben sizin tapmaya âdet olduğunuz şeylere kulluk etmem.

4-5. ayetler psikolojik nedenleri anlatır; “Ben, Allah’ın bir peygamberi olarak, sizin sahte atalarınızın yollarına uymayı arzulamam ve istemem de mümkün değildir; ve siz, batıl ibâdetlerin/şirk bekçileri olarak, batıl olan ibâdetlerinizi/şirki terk etmeye iradeniz yoktur.”

  1. Siz de benim taptığıma tapmayacaksınız.
  2. Sizin Yolunuz/Dininiz size, benimki bana/ benim dinim bana.

“Bana Hak verildi,” diyordu Peygamber. “Sizin batıl yollarınıza gelemem. Siz, kazanılmış menfaatlerinize sarılacaksınız, onlardan vazgeçmeyeceksiniz. Yollarınız için sorumluluk sizindir. Ben size Gerçeği gösterdim. Yollarım için sorumluluk bana aittir. Benden Hakikati terk etmemi istemeye hakkınız yok. Zulümleriniz boşuna olacak; çünkü sonunda, Gerçek galip gelecek.”

O gün, Muhammed Mustafa’nın tavrı buydu, İmanın tavrı buydu. Ama bu yalnız o gün için değil, bütün zamanlar içindir. Gerçek karşısında sonuçlara aldırmadan durmalı, ona sımsıkı sarılmalıyız.

Gerçeğe karşı çıkanlar, Allah’ın yolunu bastırmaya, engellemeye çalışanlar hep vardı, hep olacak. Bunlar, Kur’an’ın kafir, münafık ve müşrik dediği kişilerdi.

Kafirun, yani bilinçli olarak Hakk’a karşı çıkan, Gerçeği inkâr edenlerdi.

Peygamber’e de böyle yaptılar. Bahçe sahipleri, malına, mülküne tapanlar, O’nu ayartmaya çalıştılar. Servet ve güçle kandırıp kendi saflarına çekmek istediler. Ama anlamadılar ki bu dava, yalnızca O’nun davası değil, tüm insanlığın davasıydı. O’nun istediği, insanların putlara, tiranlara değil, Allah’a yönelip ruhlarını özgürleştirmeleriydi. Gerçek özgürlük, yalnızca O’na yönelmekle, O’nun yolunda yürümekle gelirdi. Zulme karşı durmak, adalet için savaşmak, iyilik yapmak, dosdoğru olmak… İşte Peygamber’in yolu buydu.

Zorla özgürlüğü elinden alınmış ya da putlara/totemlere, güç sahiplerine tapınan bir insan, ancak köle olabilirdi. Ama Allah’la insan arasındaki ilişki, asla bir efendi-köle ilişkisi değildi. Allah, insanı sevgiyle, merhametle kucaklar. İnsan da özgür iradesiyle Allah’a yönelir, O’nun yolunda çabalar, O’na güvenle bağlanır. Allah, özgürlüğü çiğneyenleri, tanrılık taslayanları sevmez.

Dinde zorlama yoktur, baskı yoktur, zulüm yoktur. Allah’ın istediği, insanın kendi iradesiyle, sevgiyle O’na yönelmesidir. Çünkü gerçek özgürlük, ancak O’nun yolunda yürümekle elde edilir.

“Din ve vicdan hürriyeti, baskıyla, zorbalıkla tahdit edilemez. Kimse baskıyla, tehditle İslâm dinine girmeye zorlanamaz. Hak, doğru, huzurlu ve aydınlık yol, sonu pişmanlıkla biten, haince düşünceler içeren, helake maruz sapık yollardan ayırt edilerek iyice açıklanmıştır.
Her kim, putlaştırılmış, zalim, azgın diktatörlerle, idarelerle şeytanî güçlerle, tağut ile ilişiğini keser, geçmişin kirlerinden arınarak Allah’a, Allaha imanın gerektirdiği esaslara iman ederse, sağlam, kopması mümkün olmayan bir kulpa, İslâm’a yapışmış, hukukun üstün, hakkın ve adaletin belirleyici güç olduğu en güvenli bir topluma, İslâm toplumuna katılmış olur. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.” : Bakara 256

““Allah katında, bundan daha ağır cezaya uğrayacak olanı size haber vereyim mi? Allah’ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından bazılarını maymunlar, domuzlar ve putlaştırılmış, zalim, azgın diktatörlere, idarelere, şeytanî güçlere, tağuta boyun eğip uşaklık edenler haline getirdiği kimseler, işte onlar yeri en kötü olanlar, doğru, dengeli bir yoldan, İslâmî hayat tarzından en uzak başlarına buyruk yaşayarak, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih edenlerdir.” de.” : Maide 60

“Onlar da: “Putlara kulluk ediyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz” demişlerdi.” : Şuara 71

“Onlara:
“Ey geçmiş kitapları sahiplenenler, sizinle bizim aramızdaki, benzer, doğru, ortak temel değerlere, ilkelere, kelime-i tevhide, kelime-i şehadete, İslâm dinine gelin: Yalnızca Allah’ı ilâh tanıyalım. Candan müslümanlar olarak Allah’ın hükmüne teslim olalım. Saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edelim, yalnız Allah’ın şeriatına bağlanalım, Allah’a boyun eğelim. İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında O’na, kanunlarının üzerinde câri olduğu hiçbir varlığı ortak koşmayalım, bir kısmımız, Allah’ı bırakıp, kulları durumundaki bazılarını helâller ve haramlar ortaya koyan itaati zaruri otoriteler kabul ederek, ilâh haline getirmesin” de. Eğer onlar, bu tekliflere yüz çevirirlerse, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı istedikleri istikamette yönlendirmeye devam ederlerse:
“Öyleyse siz, bizim İslâm’ı yaşayan müslümanlar olduğumuza, İslâm dininde sebat edeceğimize şahit olun” deyin.” : Ali İmran 64

“Kavmi:
“Ey Sâlih, sen, bundan önce içimizde, hakkında büyük umutlar beslenen biri idin. Atalarımızın taptıklarına tapmaktan ilahi ilmin-hikmetin gereği bizi yasaklıyor musun? Biz, kulluk ve ibadete davet ettiğin, teşvik ettiğin şeye karşı sû-i zannımızın beslediği şüpheler içindeyiz.” dediler.” : Hud 62

“Onlar Allah’ı bırakıp, kulları durumundaki bilginlerini ve rahiplerini Meryem oğlu Mesih’i helâller ve haramlar ortaya koyan itaati zaruri otoriteler kabul ederek ilâh haline getirdiler. Halbuki onlara, candan müslüman olarak bağlanacakları, yalnız bir tek ilâha saygıyla kulluk ve ibadet etmeleri emrolunmuştu. Hak ilâh yalnızca O’dur. Allah, müşriklerin, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında kendisine ortak koştukları şeyden münezzehtir.” : Tevbe 31

Gerçek ibadet, insanın içinde taşıdığı sakınma şuurudur. Namaz, oruç, hac… Bunlar, seni o şuura hazırlayan adımlardır sadece. Asıl mesele, kalbinde o derin bilinci taşımak. Sakınma şuuru dediğin, adaletin, özgürlüğün, eşitliğin, doğruluğun, dürüstlüğün ve merhametin izini sürmek; salih ameller işlemek, özgür iradenle düşünmek ve yaşamaktır. Kur’an’ın öğrettiği işte budur.

Yönünü Allah’a çevir. Küçük ama emin adımlarla, sabırla ve sebatla ilerle. İlk adımın, toprağa basan bir iz olur, ikinci adımın, dilinden dökülen bir söz olur. Üçüncü adımda ise farkına varırsın ki, bu yol uzun ince bir yoldur; ama o yolda yürüdükçe potansiyelini bulursun. Ve dördüncü adımda, artık tam anlamıyla Allah’ın yolunda yürüyorsundur. Her adımında O’nun için ilerlersin, artık senin yolun, Gerçeğin yoludur.

Gerçeği inkâr edenlerin iplerini kesip de kopar kendini. Kötülüğün ağına düşmek yerine, Gerçeğe inan, Gerçekle yürü. Rabbinin hoşnutluğunu kazanmak için adımlar at. Bu dünyanın gelip geçici gölgelerinde değil, kalıcı izler bırak.

Allah ve cennet hep oradaydı, hep var olacak. Ve Allah’ın vaadi, kuşkuya yer bırakmayacak kadar gerçektir. Yeter ki sen, o yolda adım atmayı bil; sabırla, sebatla, kalbinde sakınma şuuru ile…

Kafirun, or Those who reject Faith. 

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful. 

  1. Say: O ye that reject Faith!
  2. I worship not that which ye worship,
  3. Nor will ye worship that which I worship.
  4. And I will not worship that which ye have been wont to
    worship,
  5. Nor will ye worship that which I worship.
  6. To you be your Way, and to me mine.