Kaf Suresi 50-34
Kaf Suresi 50-32
SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA
- Kaf: Yemin olsun ki Kur’an’a Sen Allah’ın Resulüsün…
Peygamber’in misyonunun kanıtıdır.
- Fakat kendilerine kendi içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Bunun üzerine kâfirler: “Bu ne acayip/tuhaf bir şey! diyorlar.
Güpegündüz gözlerinin önündeki gerçeği göremeyen biri için ne denir? İnsanlar, yaşamın ta içinde var olan bir dine yabancı gibi bakıyorlar. İçlerinden biri çıkıp, yaşayan bir dille onları uyarmaya kalkınca, dinin sokaklara, halkın arasına karışmasına itiraz ediyorlar. Zamanında da böyleydi, dini yalnızca din adamlarının yorumlayabileceği bir şey sanıyorlardı. Bir insanın, hele sıradan birinin, kutsal metinleri okuması, anlaması mümkün değilmiş gibi geliyordu onlara. Bugün de farklı mı? Aynı kafa yapısındaki insanlar hâlâ menfaatlerini korumak, kendi yorumlarını “din” diye dayatmak için aynı sözleri tekrar ediyorlar. İslam’da ruhban sınıfı olmamasına rağmen, bazıları her ne pahasına olursa olsun bir kast kurmaya, kendi güçlerini artırmaya uğraşıyor.
Dinci, tarikatçı kişiler önce kendilerine başvurulmasını, normal bir insanın Kur’an’ı anlayamayacağını savunuyorlar. Allah’ın dinini kendi tekellerine almaya çalışıyorlar. Ama Allah’ın seçtiği bir yetimin, adalet, eşitlik ve özgürlük üzerine söyledikleri, malına mülküne güvenenleri, o bahçe sahiplerini, nimet sahiplerini derinden sarsıyor, rahatsız ediyor. Çünkü bu sözler onların düzenine ters, o adaletsiz, haksız düzenlerini yıkıyor.
- “Ne! Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman, tekrar diriltilecek miyiz? Bu, bizim anlayışımızdan uzak bir tür dönüştür.”
“Öldüğümüz; toprak ve kemik olduğumuz zaman, yeniden diriltileceğiz öyle mi?” : Saffat 16
- Dünyanın onlardan ne alıp götürdüğünü zaten biliyoruz: Bizde, hesabın tamamını saklayıp koruyan bir kayıt vardır.
Toprak ancak ölünce bedeni çürütür ve alır; ruh üzerinde hiçbir gücü yoktur. Nefsin bütün yaptıklarının hesabı Allah’ın kitabındadır.
5. Ama hak kendilerine gelince onu inkâr ederler: bu yüzden şaşkın bir durumdalar.
Kendilerine apaçık gösterileni inkar ederlerse, akılları bulanacaktır elbet. Oysa bütün doğa, Allah’ın büyüklüğünü ve iyiliğini dile getirir. Her yaprak, her rüzgar, her yıldız O’nun şanını fısıldar. Vahiy, bu dünyadaki haksızlıkları, eşitsizlikleri anlatır ve ahirette nasıl adaletle düzeleceğini, giderileceğini gösterir. Eğer bunu kabul etmezlerse, nasıl mantıklı olabilirler? Gözlerinin önündeki gerçeği göremez, bildiklerini bilmediklerine yordayamazlar. Düşüncelerini birbirine bağlayamaz, içlerinde boğulurlar.
- Üstlerindeki göğe/arşa bakmıyorlar mı? – Biz onu nasıl yaptık ve süsledik, onda hiçbir gedik/kusur yok.
En büyük filozoflar, gökyüzüne bakıp içlerindeki yıldızların parıltısını, gezegenlerin sessiz devinimini, o kusursuz düzeni ve simetriyi düşündüklerinde, Allah’ın varlığına şüphe duymanın ne denli zor olduğunu hissetmişlerdir. Çünkü her bir hareket, her bir denge, sanki ilahi bir el tarafından işlenmiş gibidir. O büyüleyici matematik, o gizemli ahenk… Bize kaos gibi görünen yerde bile bir düzen vardır. Kör bir şans, böyle mükemmel bir varlığı, böylesine kusursuz bir oluşu nasıl meydana getirebilir ki? Her şeyde bir mana, bir sebep, bir irade saklıdır.
- Ve yeryüzünü yaydık, ve onun üzerine sabit dağlar yerleştirdik ve orada her türlü güzel bitkiden çift çift bitirdik.-
“O, yerleşimi sağlamak, hayatı kolaylaştırmak için yer kürenin toprağını, biyolojik, kimyevi yapısını, rengini oluşturup yayarak verimli hale getiren; yeryüzünde planlı olarak ağır baskılı, oturaklı, derin temellere dayalı dağlar ve ırmaklar yerleştiren, her türlü üründen erkekli dişili çiftler var edendir. Sürekli olarak gündüzü geceye bürüyor. Bütün bunlarda, gelişmeye devam eden, tefekkür-düşünme ağına sahip, faydalı sonuçlar elde edebilen toplumlar için, Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren âyetler, birçok konunun çözümüne işaretler vardır.” : Rad 3
“Yerleşimi sağlamak, hayatı kolaylaştırmak için yer kürenin toprağını, biyolojik, kimyevî yapısını, rengini oluşturup yayarak verimli hale getirdik. Orada, ağır baskılı, oturaklı, derin temellere dayalı dağlar yerleştirdik. Yine orada her şeyi dengeli, âhenkli, ölçülü ürettik.” : Hicr 19
Dünya yuvarlaktır ama yine de dağların ağırlığıyla sabitlenmiş bir halı gibi uçsuz bucaksız bir enginlik gibi uzamış görünür.
“Ey insanlar, eğer öldükten sonra diriltilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, sizi, biz topraktan yarattık. Bir daha düşünün, size kudretimizi göstermek için, spermden, yumurtadan ana rahmiyle bağ kurarak rahim duvarına yerleşen döllenmiş yumurtaya, sonra döllenmiş yumurtayı kanunlarımıza uygun olarak insanın tam oluşturulacağı embriyoya ve insanın tam oluşturulmayacağı embriyoya dönüştürdük. Sünnetimizin, düzenimizin yasaları içinde, irademizin tecellisine uygun olanları belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde tutarız, sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra olgunluk çağına, güçlü çağınıza ulaşırsınız. İçinizden kimi o çağlarda vefat eder. İçinizden kimi de ömrünün en verimsiz, en fena çağına götürülür. Bilgileri, aklî melekeleri sağlamken, hiçbir şey bilmez hale gelirler, zâfiyete düşerler.
Sen ölümden sonraki dirilişten şüphede isen bir daha düşün: Yeryüzünü kupkuru ve ölü bir halde görürsün. Fakat biz üzerine su indirdiğimizde, o kıpırdar, kabarır, her çeşitten iç açıcı bitkiler bitirir.” : Hac 5
“Allah sizi yarattı. Sonra da eceliniz gelince sizin ruhlarınızı alarak ölümlerinizi gerçekleştirecek. Bilgili şuurlu ve iradeli bir hayattan sonra, hiçbir şey bilmez hale gelsin diye sizden bazıları, ömrün, en kötü çağına kadar yaşatılacak. Allah her şeyi bilir, her şeye gücü kudreti yeter.” : Nahl 70
“Bir de onu, sperm olarak emin, elverişli, sağlam, itibarlı bir yere, rahme koyduk.
Dahası spermle yumurtayı birleştirip, ana rahmiyle bağ kurarak, rahim duvarına yerleşen döllenmiş yumurta haline getirdik. Döllenmiş yumurtayı embriyo haline soktuk. Embriyoda kemik oluşturduk. Kemiklerde tomurcuklanma meydana getirip uzatarak, yoğunlaştırarak kaynaştırıp iskeleti etle kasla örttük. Üstelik onu başka bir yaratılışla, ruhu, iradesi, organları ve güçleriyle en güzel bir biçimde insan haline getirdik. Hesaplı-orantılı ölçüler kullanan en güzel, en mükemmel yaratıcı olan Allah pek yücedir.” : Muminun 13-14
“Allah, sizi dayanıksız bir maddeden güçsüz yaratan; sonra güçsüzlüğün ardından kuvvetli hale getiren; sonra kuvvetin ardından zafiyet veren, saçlarınıza aklar düşürendir. O, sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olan her şeyi yaratır.
Hakkıyla bilen, her şeye hakkıyla gücü kudreti yeten O’dur.” : Rum 54
- Allah’a yönelen her kul tarafından gözlemlenmek ve anılmak için…
Allah’a yönelen her kul, gökyüzüne, yeryüzüne, varlığın her zerresine bakar, O’nu görür, O’nu anlar ve anar. Çünkü tüm bunlar, insanın kalbine işler, ruhuna dokunur. Her bir yıldız, her bir dağ, rüzgarın uğultusu, suyun şırıltısı, O’nun yüceliğinin birer delili, birer nişanesidir. İnsan bunları tefekkür eder, Allah’ın nimetlerini ve kudretini düşünür, içinden taşan sevgi ve saygıyı dile getirir. Zebur’da, İlâhi’de, Zikir’de, her nefeste bu yücelik yankılanır. Kul, Allah’ın büyüklüğünü böyle ilan etmeyi sever; çünkü O’nu anmak, O’na yakın olmaktır.
- Gökten bereketli bir su indirdik ve onunla bahçeler ve biçilecek tahıllar çıkardık;
-
Ve birbiri üzerine yığılmış meyve sapları olan uzun ve heybetli hurma ağaçları;-
Varlık ve oluşta tesadüf, başıboşluk ve lüzumsuzluk yoktur, her şeyin bir hikmeti vardır, her şey birbiriyle bağlı, bir düzen içinde. Bakmasını ve görmeyi bilen ilahi sırlar açıklanmaktadır.
-
Allah’ın kullarına rızık olarak;- ve onunla ölü diyarı yeniden diriltiriz: Kıyamet/diriltilip, kabirlerden çıkma da işte böyledir.
- Onlardan önce ahiret, Nuh kavmi, Rass’ın ashabı, Semud tarafından yalanlanmıştı,
Günahlarından dolayı cezalandırılan bazı kavimlerin isimleri zikredilmiştir.
Nuh Kavmi için bkz. 11:25-48
Rass’ın Ashabı, Ashab-ı kiram için bkz. 25:38
Ad ve Semud için bkz. 26:123-158
Firavun ve Halkı için bkz. 2:49-50
Lut’’un Kavmi için bkz. 7:80-84
Orman Ehli için bkz. 15:78-79
Tubba halkı için bkz. 44:37
- Ad, Firavun, Lut’un halkı,
- Orman ehli Eykeliler ve Tubba’ halkı; Onlardan her biri elçileri yalanladı ve onlarda uyarım gereğince yerine getirildi.
- Biz o zaman ilk Yaratılıştan usandık mı ki onlar yeni bir Yaratılıştan şüpheye düşsünler?
“Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah’ın, ölülere hayat vermeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet O’nun her şeye gücü kudreti yeter.” : Ahkaf 33
Ayetler der ki, insanın ilk bedenini yoğuran kudret, onu yeniden diriltmeye de muktedirdir. İnsan, o gün geldiğinde, tıpkı toprağın can bulması gibi, uygun şartlar altında yeniden şekillenecektir. İlahi kayıtlarda saklı olan, korunan özümüz, çekirdek bilgimiz neyse, ona göre hayat bulacağız. Her şey, Allah’ın yazdığı gibi, kendi yerini bulacak, insan yeniden o kutsal düzenin bir parçası olacaktır.
- İnsanı Biz yarattık ve ruhunun ona hangi karanlık telkinlerde bulunduğunu biliriz: çünkü Biz ona şah damarından daha yakınız.
“O gökleri ve yeri altı günde, altı devirde yaratandır. Sonra Arş üzerinde sınırsız kudret ve iktidar makamında hükümranlığını kurandır. Yere atılan tohumu, yere düşen yağmuru bilir, yerden çıkan ekini, suyu ve madenleri bilir. Gökten ineni bilir, gökte yükseleni bilir. Nerede olsanız, Allah orda sizinle beraberdir. Allah işlediğiniz amelleri biliyor, görüyor.” : Hadid 4
“Göklerdeki, yerdeki varlıkları, imkânları ve olayları Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde, dördüncüsü mutlaka Allah’tır. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde, altıncısı mutlaka O’dur. Bunlar az veya çok olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka Allah onlarla beraberdir. Sonra Kıyamet günü, işledikleri amelleri birer birer ortaya koyarak onları hesaba çekecektir. Her şey, Allah’ın ilmi, planı, iradesi dâhilinde gerçekleşmektedir.” : Mücadele 7
Allah insanı yaratmış, ona sınırlı da olsa bir irade bahşetmiştir. Ama Allah, insanın içinde gizlenen en derin arzuları, en saklı güdüleri, insanın kendisinden bile daha iyi bilir. İnsana şah damarından bile daha yakındır. Şah damarı, boynun iki yanında, hayatın nabzını taşıyan, kanı baştan kalbe döndüren damardır. İki juguler damar ise, kanı kalpten başa götüren karotid arterlere denk gelir. Kan, hem hayatın, hem de bilincin taşıyıcısı olduğuna göre, “şah damarından daha yakın” sözü, Allah’ın bizim hislerimizi, şuurumuzu, iç dünyamızı, kendimizden bile daha iyi bildiğini anlatır.
Cenabı Hak, bizim canımız kadar bize yakındır; çünkü o can, O’nun üflediği nefesin ta kendisidir. Sizi Allah’a yaklaştıracağını söyleyenler, riya kokan sözlerle dolanır durur. Oysa Allah zaten bize en yakın olandır; bir aracıya ihtiyaç yok, O hep içimizde, her an yanımızdadır.
- Bakın, onun yaptıklarını öğrenmekle görevlendirilmiş iki koruyucu melek var, biri sağda, biri solda oturur ve not ederler.
Düşüncelerini, sözlerini ve eylemlerini not etmek için iki melek sürekli yanındadır. Sağ sahabeler ve sol sahabelere karşılık gelen, biri sağına oturup yaptığı iyilikleri, öbürü soluna oturup kötülüklerini not eder;
“Sağduyulu hareket ederek Allah’ın kitabına iman edip hayata geçirenler, birbirlerine, sabrederek mücadeleyi, merhametli davranmayı tavsiye edenler, güçlü hale gelenler, hayırlı sonuca kavuşanlar! Ne mutlu, sağduyulu hareket edip hayırlı sonuca kavuşanlara!” : Vakia 27
İnsanın düşünce ve fiilleri evrensel bir kayıt sistemi sayesinde anında kayıta geçirilmektedir. Hesap gününde bu kayıtlar esas alınacaktır.
- O bir söz söyler söylemez yanında onu not etmeye hazır bir nöbetçi vardır.
Sonra, ağızdan çıkan her “söz”, bir “bekçi” tarafından yazılır, kayıt altına alınır. Ama insanın içindeki düşünceler, eğer dile gelmez, eyleme dönüşmezse, belki de affedilebilir. Çünkü onları harekete geçiren iradedir, niyettir. Ayet-i kerimede geçen Kaydediciler, insanın ahiretteki yerini, mertebesini belirleyecek her saikı, her hareketi eksiksiz bir şekilde Defter’e işlerler. O Defter, insanın amellerinin, niyetlerinin, içinden taşanların pınarıdır; her şey orada saklıdır, gelecekteki yeri orada belirlenir. Hiçbir şey kaybolmaz, her şeyin bir hesabı tutulur.
“Zabıt tutan, itaatkâr ve sorumluluğunu bilen melekler var.” : Infitar 11
- Ve ölüm sersemliği gözünün önüne Gerçeği getirecektir: “İşte kaçmak istediğin buydu!”
Bu dünya, insanın sınandığı bir yerdir; ama sersemlik ve bilinçsizlikle geçen bir hayat, gözlerin manevi dünyaya açılmasıyla hakikatini bulacaktır. Ölüm, bu iki âlem arasındaki büyük Kapıdır. İnsan o kapıdan geçtiğinde, burada ihmal ettiği, uzak gördüğü ne varsa, aslında ne kadar yakın, ne kadar gerçek olduğunu anlayacaktır. Bu dünyada büyük sandığı şeylerin ise, kaçıp giden birer gölgeden ibaret olduğunu görecektir.
Kaçmak istediği, yüzleşmekten korktuğu şeyler, aslında kaçınılmaz olanlardır. İyilik de Kötülük de, o an geldiğinde, tüm ağırlığıyla yüzlerine çarpacak. Kötülüğün ne kadar berbat olduğunu bilip de menfaati için inkâr edenler, gerçeğin ta kendisiyle karşılaştıklarında kaçacak bir yer bulamayacaklar. O zaman, şimdi unuttukları her şeyin hesabı sorulacak, gerçek kaçınılmaz biçimde ortaya çıkacak.
- Ve Sûr’a üfürülecek: işte o, uyarıldıkları gündür.
Bundan sonraki aşama, Sûr’a üflenmesiyle müjdelenen Kıyamettir. O zaman her ruh öne ortaya çıkacaktır.
- Ve her nefs öne çıkacaktır; her birinin yanında bir melek sürükleyici, ve bir melek de şahitlik yapacaktır.
Yargı kürsüsü kurulur; herkesin yaptığı işler bir bir ortaya dökülür. İyi ve kötü ne varsa ortaya çıkacak, lehte ya da aleyhte konuşacak, ve en sonunda gerçek adalet hükmünü verecek. Her eylem, her hareket kendi meyvesini sunar; kimisi acı, kimisi tatlı.
Belki soldan ve sağdan yazan melekler orada olacak, her şeyin şahitliğini üstlenecek (ayet 17); belki de kimse görünmez ama kötülükler, yargılanan kişinin peşini bırakmaz. İyilikler ise sessiz bir tanık gibi yanında durur. Kim bilir, belki de insanın kendi bedeninin parçaları dile gelir; yanlış yapılan her iş onu uçuruma sürüklerken, doğru yapılan her iş, bir merhamet eli gibi, onu kurtuluşa taşır.
- Denilir ki: “Sen bundan gaflet içindeydin, şimdi perdeni kaldırdık ve bugün senin görüşün keskindir!”
Görüş netliği artık daha da keskinleşecek.
- Ve Yoldaşı der ki: “İşte Kitabı yanımda hazır!”
- “Allah’ı inkâr eden her aşağılayıcıyı cehenneme atın, atın.-
25. “İyiliği yasaklayan, haddi aşan, şüphe ve kuşku uyandıran;
- “O ki Allah’tan başka ilah edindi, öyleyse onu şiddetli bir azaba atın.“
- Yoldaşı diyecek ki: “Rabbimiz! Ben onu azgın kılmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi.”
Yoldaş dediğin, dünyada insanın kötülüğüne ortak olan olabilir. “Sen benim Rabbimsin; meleklerin de, bütün yaratılışın da Rabbisin, ama onun da Rabbisin. Ona değer verdin, onu uyardın, ve o da Sana karşı sorumluluklar yüklendi.”
Ne Kayıt Tutan Melekler, ne yanlış kullanılan uzuvlar ve yetenekler, ne de başka bir şey kötülükten sorumluydu. Bu, tamamen yapanın özgür iradesiyle aldığı kişisel bir sorumluluktu. Kendi elleriyle seçtiği yoldu, suçu başka bir şeye yıkmak mümkün değildi; o kötülüğü kendisi seçmişti, yoldaşı da ancak bu seçimde ona eşlik etmişti.
- Der ki: “Benim huzurumda birbirinizle çekişmeyin; ben size önceden uyarı göndermiştim.
Sicili kara olanların, köşeye sıkışan günahkârların, başkalarını suçlayıp kendilerini aklamaya çalışmaları beklenir. Suçu başkalarına atarlar; nöbetçiler olur, yetenekleri olur, imkânları, çevreleri, dünyadaki ortakları ya da kendileri dışındaki her şey olabilir bu. Ama Yargı’da böyle karşılıklı suçlamalara yer yoktur.
Çünkü her biri kişisel sorumluluğunun farkında olmalıydı. Allah’ın Mesajı onlara açıkça ulaştırılmış, sonuçları konusunda uyarılmışlardı. ‘Siz’, Yargı Koltuğu önünde duran hepiniz, davranışlarınızın sonuçlarına dair apaçık bir uyarıya sahiptiniz. Bu uyarı, hepinizin kulağına ulaşmıştı; kimse inkâr edemezdi.
- “Sözüm nezdimde değişmez ve kullarıma zerre kadar zulmetmem.”
Yargı Koltuğu’nun önünde verilen hüküm, adaletin saf haliyle dile gelir; değişmez, değişiklik istemez. Günahın sonuçları kaçınılmaz olarak ortaya çıkar, artık merhamet vakti çoktan geçmiştir. İlahi söz, zamansızdır, ebedidir ve her şeyin üstünde.
“Yörüngeler ve yollarla donatılmış, dengeli ve güzel göğe yemin olsun ki. Şüphesiz, siz söylediklerinizde birbirinizle çelişiyorsunuz. Aklını kullanmayan, düşünmeyenler bu çelişkili sözlerle bâtıla ve inkâra sürükleniyor. Fikir diye öne sürdükleri, zandan ve uydurmalardan ibaret olanlar kahrolsun.” (Zariyat 7-11)
Kur’an, kendisi dışında hiçbir sözün, ihtilaflardan arınmış olmadığını, yalnızca onun Allah tarafından korunduğunu açıkça belirtiyor. Bu ayetler, İslam’da uydurulmuş rivayetlerin, hadislerin, dinin içine düşen bir bela olduğuna da işaret ediyor. Bu yalanlar insanları dinden uzaklaştırıp, sırtlarını dönmelerine neden oluyor.
- Bir gün Cehenneme “Doldun mu?” diye soduğumuzda, Cehennem, “Daha başka gelecek var mı?” diyecek.
İyiliğin kapasitesi sınırsız olduğu gibi, Kötülüğün kapasitesi de sınırsızdır. Cehennem kişiselleştirilir ve ona “Doydun mu?” diye sorulur. “Gelecek daha çok varsa, bırak gelsinler” diye yanıt verir. Daha doyuma ulaşmamıştır.
- Ve cennet Salihlere yakınlaştırılacaktır, artık hiçbir uzaklık yoktur.
Bu hayatta ruhun idealleri, kalbimizde büyüttüğümüz, umutlarımızla beslediğimiz hedefler, hep bir adım uzağımızda durur gibi, yaklaştıkça daha da uzaklaşıyor sanki. Ne kadar koşsak da erişemiyoruz, avuçlarımızdan kayıp gidiyor. Ama ahiret öyle değil. Orada doğruluğun meyveleri gözlerden kaçmaz, uzaklarda kalmaz. Gerçekleşir, gelir seni bulur. Salihlere doğru yaklaşır. Artık hiçbir şey uzak değil, her şey elinin altında, hak edenin yanındadır.
- Bir ses şöyle der: “İşte bu, size Allah’a yönelen ve Allah’ın hükmünü yerine getiren herkes için vaad olunandır.”
Salihler dört usta cümlede tarif edilmiştir:
(1) Kötülüğe sırtını dönüp, samimi bir tövbe ile yeni bir yola girenler,
(2) Hayatını iyilikle, doğrulukla süsleyenler,
(3) Kalplerinde Allah’a duydukları derin sevgiyle ve O’ndan, Rahmân olan’dan, aşka yakın bir korku ile hareket edenler,
(4) Ve bütün varlıklarını, yüreklerini O’na teslim edenler.
İşte bunlar, sanki içlerinde fırtınalar kopsa da yolundan şaşmayan, kalpleriyle Allah’a bağlanmış olanlardır.
- “Görünmeyen Rahmân olan Allah’tan korkan ve O’na yönelmiş bir kalp getiren:
“Sen ancak, okunması ibadet olan övünç kaynağı Kur’ân’a uyan, Kur’ân’ı uygulayan, saklı-gizli hallerinde, görmedikleri halde, gıyaben, saygı duyarak rahmet sahibi Rahman olan Allah’tan korkanları uyarabilirsin. Onları, bir koruma kalkanı ve bağışlanma, cömertçe ve değerli bir mükâfatla müjdele.” : Yasin 11
“Yük taşıyan birisi, bir başkasının yükünü taşımaz. Yükü ağır olan kimse, bir başkasını yardıma çağırsa, çağırdığı yakını da olsa ona yardım etmez. Sen, ancak görmedikleri halde Rabb’ine içtenlikle saygı duyan ve salatı ikame edenleri uyarırsın. Her kim arınırsa kendisi için arınmış olur. Dönüş Allah’adır.” : Fatır 18
- “Girin oraya selamet ve güven içinde; işte bu, ebedî bir hayat günüdür!”
İslam’ın gerçek anlamı: barış, güvenlik, selam ve sonsuza dek Allah’ın Planı ile uyum.
- Orada onlar için diledikleri her şey ve daha fazlası da Bizim Katımızdadır.
Arınmış isteklerimizle, tertemiz arzularımızla ulaşabildiğimiz her şeyi elde etmek, sanki nihai mutluluğun resmini çiziyor gibi görünebilir. Ama yine de bir şey eksiktir; O eksik olan, Allah’ın Zatının, Yüzünün nurunun varlığı.
- Ama onlardan önce bunlardan daha güçlü nice nesilleri günahları nedeniyle helak ettik. Sonrasında yeryüzünde dolaşıp durdular mı? Onlar için bir kaçış yeri var mıydı?
Erdem ve doğruluk nihai hedefine vardığında, günahın sonu ne olacak? Geçmişe bir dönüp bakalım. Nice güçlü ve kibirli nesiller, günahlarının kaçınılmaz sonuçlarından kurtulacak bir yol bulamadan, tarihin karanlık sayfalarına süpürüldü. Kendi elleriyle yazdıkları kaderleri onları sefalet yollarında başıboş bıraktı. Dünya hayatında bile bu sonu gördük. Ama gelecek dünyada, bu son daha da acı olacak, daha da ağır basacak. Orada hiçbir kibir ayakta kalmayacak, günahın hesabı çok daha sert bir hükümle kesilecek.
- Muhakkak ki bunda, kalbi ve aklı olan veya işitip gerçeğe şahitlik edenler için bir mesaj vardır.
Kulağı olan, işitsin! (Matthew 11:15). Allah’ın öğretisini yüreğinde taşıyacak ve derinlemesine düşünecek olan herkes, tıpkı yemininde gerçeği dile getiren bir tanık gibi, bu öğretilerden birçok manevi ders çıkarabilir. Kur’an’ı tam anlamıyla kavrayabilmek için sadece ilahi kaynaktan gelen akıl ve entelektüel bilgi yetmez. Gönül gözü, ilham, ve kalbin nasibi de şarttır. Ancak bunlarla, insan kalbi hakikati görebilir, ilahi öğretiyi içselleştirebilir. Akıl kadar, ruhun da bu yola rehberlik etmesi gerekir.
- Biz gökleri , yeri ve ikisinin arasındakileri Altı günde yarattık ve Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.
Allah’ın gökleri ve yeri uzun aşamalar halinde ya da zamanı saydığımız vakit dilimlerinde yaratması, her şeyin kendi zamanında nasıl geliştiğini, olgunlaştığını gösterir. İyilik de böyledir; bu nedenle, İyi, fikirlerimiz, düşündüğümüz, dilediğimiz hemen gerçekleşmiyor gibi görünüyor olsa da, sabırlı olmalıyız.
İrademizi Allah’ın iradesiyle birleştirmeli, O’nun her şeye kadir olduğunu hatırlamalı ve her düzeltmenin, her adaletin bu dünyada olmasa bile ahirette mutlaka yerini bulacağını bilerek O’na hamd etmeliyiz. Zamanı ve sabrı O’nun eline bırakmak, en büyük teslimiyetin adıdır.
“Rabbiniz Allah gökleri ve yeri altı günde altı devirde yaratandır. Sonra Arş üzerinde, sınırsız kudret ve iktidar makamında hükümranlığını kurandır. Güneş, ay ve bütün yıldızlar, O’nun kurduğu düzen içinde, kanunlarına boyun eğerken, geceyi, cezbederek, cezbedilerek süratle takip eden gündüze bürüyüp örtendir. Unutmayın, yaratmak da, plan da, düzen de, idare de O’na, sadece O’na aittir. Yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah ne yücedir.” : Araf 54
“Rabb’iniz, o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde¹ yarattı; sonra arşa istivâ² etti. Bütün işlere yasalarını koydu. O’nun izni olmadan³ hiçbir şefaatçi olamaz. İşte bu Rabb’iniz olan Allah’tır. Öyleyse O’na kulluk edin. Hala düşünüp öğüt almaz mısınız?” : Yunus 3
“O, Arş’ı, sınırsız kudret ve iktidar makamı, su üzerinde iken gökleri ve yeri altı günde, altı devirde yaratandır. O, hanginizin daha güzel, daha değerli ameller işleyeceğini denemek için bunları yarattı. Onlara:
“Ölümden sonra, kesinlikle tekrar diriltileceksiniz” dersen, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar:
“Bu kesinlikle aklı etki altına alan bir sihir, bir aldatmaca” diyecekler.” : Hud 7
“Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde, altı devirde yaratan, sonra Arş üzerinde, sınırsız kudret ve iktidar makamında hükümranlığını kuran, Rahmet sahibi, Rahman olan Allah’tır. Haydi ne soracaksan, o gizli-açık her şeyden haberdar olandan sor, ne dileyeceksen ondan dile.” : Furkan 59
“Kim tevbe eder ve salihatı yaparsa, kuşkusuz o, bağışlanmış olarak Allah’a döner.” : Furkan 71
“Allah’ın birliğine, kudretine onlar için bir delil de gecedir. Biz geceden gündüzün aydınlığını soyar çıkarırız. Anında karanlığa gömülürler.
Güneş de bir delildir. Sabit bir karar ve düzenli bir kanun dâhilinde, kendi yörüngesinde, görevini tamamlayıncaya kadar döner, âlemin menfaati için hareket eder. Bunlar, kudretli, hükümran olan, ilmi her şeyi kuşatan Allah’ın takdiriyle, sınırlarını, ölçülerini, kanunlarını belirlemesiyledir.
Ay için de, bir takım menziller, evreler tayin edip planladık. Parlaklığı artarak devam ederken, eksilmeye başlayarak yıllanmış, kuru, eğri hurma dalı gibi hilâl olarak geri döner.
Ne güneşin, aya yetişip çarpması uygundur, ne de gece gündüzün önüne geçer. Herbiri bir yörüngede, kendi dairesinde dönmeye devam eder.” : Yasin 37-40
“Onları iki günde, iki devirde sağlam yedi göğe tamamladı. Her gökte cereyan edecek işleri planlayıp, programlayıp işlevlerini yükledi, vahyile bildirdi.
Dünya semasını sizin tasavvur edemeyeceğiniz güçlü ışık hüzmeleriyle süsledik. Korumaya da aldık. Bu, kudretli, hükümran olan, her şeyi bilen Allah’ın planlaması, tayini, tesbiti ve takdiridir.” : Fussilet 12
“Lütfuyla bizi asıl oturulacak yere, Cennete yerleştiren Allah’a hamdolsun. Burada bize yorgunluk çektirilmeyecek, açlık hissetmeyeceğiz, zafiyete düşmeyeceğiz usanmanın adı anılmayacak” derler. : Fatır 35
- O halde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et.
Allah’ı anmak, yaşamın her anına yayılması gereken bir soluktur. Ancak ibadet için en derin, en içten anlar, doğanın uykuda olduğu, sessizliğin ruhu sardığı zamanlardır. Sabahın o erken saatlerinde, güneş doğmadan hemen önce, gecenin karanlığında kuşların bile sustuğu anlarda insan kalbi Allah’a daha bir yakın hisseder kendini. Günün batımı da bir başka vakittir; doğanın vedası, gökyüzünün kızıl örtüsüne bürünmesiyle birlikte insan ruhu, yaradana bir adım daha yaklaşır. İşte bu saatler, insanın manevi dünyasında derin izler bırakan, kalbinin en saf haliyle Allah’a açıldığı vakitlerdir.
- Ve gecenin bir kısmında da O’nu hamd ile tesbih et ve aynı şekilde secde hallerinden sonra da.
Secde hallerinden sonra deyiminin genel anlamı, salattan sonra Allah’ı tefekkür ve zikir olabilir.
- Ve Çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver,-
“Onlar birbirleri ile çekişirlerken, onları yakalayacak tek bir çığlıktan başkasını gözlemiyorlar.
Artık vasiyette bulunmaya da ailelerine dönmeye de güçleri yetmez.
Sur’a üflenmiştir! İşte o zaman onlar, kabirlerinden Rabb’lerine akın ederler.
“Eyvah bize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu Rahman’ın uyardığı şeydir. Resûller doğru söylemişler.” dediler.
Sadece tek bir sayha! İşte o zaman onların tamamı huzurumuza getirilirler.” : Yasin 49-53
Kıyamet günü geldiğinde, ruhlar o büyük çağrıya bir an bile tereddüt etmeden koşacaklar. Sanki bekliyorlarmış gibi, yerlerinden fırlayıp o büyük Hesap Kürsü’ne doğru yol alacaklar. O an, bu dünya hayatındaki o uzak, ulaşılmaz sandığımız her şey birdenbire yanı başımızda belirecek. Ne zaman kalacak ne de mekan; her şey bir göz açıp kapayıncaya kadar yakın olacak. Dünya hayatında zamana, mekana sığdıramadığımız, aklımızın almadığı ne varsa, o büyük günde hepsi apaçık karşımızda duracak.
- Güçlü bir patlamayı gerçek olarak işitecekleri gün: işte o, kıyamet günüdür.
“Şiddetli bir gürleme halinde âni bir darbe haksızlık edenlerin, zulmedenlerin işini bitirdi. Sabahleyin, yurtlarında yere çarpılarak çakılıp kalanlar oldular.” : Hud 67
- Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz; ve Nihai Hedef/Dönüş Bizedir.
- İnsanların aceleyle koşuşturmasından/çıkmalarından yerin paramparça olacağı gün: bu, bizim için pek kolay olan bir toplamadır/bir araya getirmedir.
İnsanlar çağrıya cevap vermek için dünyanın dört bir yanından koşacaklar ve yeryüzü paramparça olacak.
“Gökyüzünün beyaz bulutlarla yarılacağı, meleklerin bölük bölük indirilecekleri gün, mülk ve hükümranlık Allah’ındır.” : Furkan 25
“Gök çatlayıp yarıldığı zaman, insan yaptıklarıyla karşı karşıya gelir.
Rabbine kulak verir duruma geldiği, gerekçeli olarak haddi bildirildiği zaman, insan yaptıklarıyla karşı karşıya gelir.
Yerin tozu dumanı atılıp dümdüz edildiği zaman, insan yaptıklarıyla karşı karşıya gelir.
Yer içindeki hazineleri ve ölüleri dışına atıp tamamen boşaldığı zaman, insan yaptıklarıyla karşı karşıya gelir.” : İnşikak 1-4
- Biz onların söylediklerini daha iyi biliriz; ve sen onları zorla korkutacak/zor kullanacak biri değilsin. O halde sen Kur’ân’la öğüt ver ki, Benim uyarımdan korksunlar!
İnsanlar kıyamet ve ahiret söz konusu olduğunda türlü türlü şüphelere kapılırlar. Bu dünya düzeninde gözle gördüğüne inanmak kolaydır ya, işin içine görünmeyen, bilinmeyen girdi mi, işte o zaman akıl karışır, gönül daralır. Peygamber’in yolu ise zorla bir şeyleri kabul ettirmek hiç değil. O, Allah’tan aldığı büyük mesajı ulaştırmakla yükümlüdür. Zorla değil, baskıyla değil. Kimi insan vardır ki, gönlü açık, ruhu uyanıktır; öğüt alır, işin özünü kavrar. Peygamber’in görevi işte o ruhları uyandırmak, onları insanın önüne serilmiş yeni ve yüce bir hayata hazırlamaktır.
Qaf, an Abbreviated Letter.
In the Name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
-
Qaf: By the Glorious Koran (Thou art Allah’s Apostle).
-
But they wonder that there has come to them a Warner from
among themselves. So the Unbelievers say: “This is a wonderful
thing!
- “What! When we die and become dust, (shall we live again?)
That is a (sort of) Return far (from our understanding).”
- We already know how much of them the earth takes away: With
Us is a Record Guarding (the full account).
- But they deny the truth when it comes to them: So they are in
a confused state.
- Do they not look at the sky above them? –How We have made it
and adorned it, and there are no flaws in it?
- And the earth–We have spread it out, and set thereon
mountains standing firm, and produced therein every kind of
beautiful growth (in pairs) —
- To be observed and commemorated by every devotee turning (to
Allah).
- And We send down from the sky Rain charged with blessing, and
We produce therewith Gardens and Grain for harvest;
- And tall (and stately) palm trees, with shoots of fruit
stalks, piled one over another; –
- As sustenance for (Allah’s) Servants; –and We give (new)
life therewith to land that is dead: Thus will be the
Resurrection.
- Before them was denied (the Hereafter) by the People of
Noah, the Companions of the Rass, the Thamud,
-
The Ad, Pharaoh, the Brethren of Lut,
-
The Companions of the Wood, and the People of Tubba; each
one (of them) rejected the apostles, and My warning was duly
fulfilled (in them).
- Were We then weary with the first Creation, that they should
be in confused doubt about a new Creation?
- It was We Who created man, and We know what dark suggestions
his soul makes to him: For We are nearer to him than (his)
jugular vein.
- Behold, two (guardian angels) appointed to learn (his
doings) learn (and note them), one sitting on the right and one
on the left.
- Not a word does he utter but there is a sentinel by him,
ready (to note it).
- And the stupor of death will bring truth (before his eyes):
“This was the thing which thou wast trying to escape!”
- And the Trumpet shall be blown: That will be the Day whereof
Warning (had been given).
- And there will come forth every soul: With each will be an
(angel) to drive, and an (angel) to bear witness.
- (It will be said:) “Thou wast heedless of this; now have We
removed thy veil, and sharp is thy sight this day!”
- And his Companion will say: “Here is (his Record) ready with
me!”
- (The sentence will be:) “Throw, throw into Hell every
contumacious Rejecter (of Allah)! —
- Who forbade what was good, transgressed all bounds, cast
doubts and suspicions;
- “Who set up another god besides Allah: Throw him into a
severe Penalty.”
- His Companion will say: “Our Lord! I did not make him
transgress, but he was (himself) far astray.”
- He will say: “Dispute not with each other in My Presence: I
had already in advance sent you Warning.
- “The Word changes not before Me, and I do not the least
injustice to My Servants.”
- One Day We will ask Hell, “Art thou filled to the full?” It
will say, “Are there any more (to come)?”
- And the Garden will be brought nigh to the Righteous, –no
more a thing distant.
- (A voice will say:) “This is what was promised for you, —
for every one who turned (to Allah) in sincere repentance, Who
kept (His Law),
- “Who feared (Allah) Most Gracious unseen, and brought a
heart turned in devotion (to Him):
- “Enter ye therein in Peace and Security; this is a Day of
Eternal Life!”
- There will be for them therein all that they wish, –and
more besides in Our Presence.
- But how many generations before them did We destroy (for
their Sins), –stronger in power than they? Then did they wander
through the land: Was there any place of escape (for them)?
- Verily in this is a Message for any that has a heart and
understanding or who gives ear and earnestly witnesses (the
truth).
- We created the heavens and the earth and all between them in
Six Days, nor did any sense of weariness touch Us.
- Bear, then, with patience, all that they say, and celebrate
the praises of thy Lord, before the rising of the sun and before
(its) setting,
- And during part of the night, (also,) celebrate His praises,
and (so likewise) after the postures of adoration.
- And listen for the Day when the Caller will call out from a
place quite near, —
- The day when they will hear a (mighty) Blast in (very)
truth: That will be the Day of Resurrection.
- Verily it is We Who give Life and Death; and to Us is the
Final Goal–
- The Day when the Earth will be rent asunder, from (men)
hurrying out: That will be a gathering together, –quite easy
for Us.
- We know best what they say; and thou art not one to overawe
them by force. So admonish with the Koran such as fear My
Warning!
