Fatr Suresi 35-43
Fatr Suresi 35-43 ( Yaratıcı, Yaratılış, Yarılış, Yaratan, Birtakım Varlıkları Yarıp Parçalayarak Yeni Varlıklara ve Yeni Oluşlara Vücut Veren )
SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA
- Hamd Fatr olan Allah’a mahsustur ki, gökleri ve yeri, melekleri,ikişer, üçer, dörder çift kanatlı elçiler olarak yaratan – : Yaratılışa dilediği gibi ekler: Allah her şeye kadirdir.
Allah’ı tesbih ettiğimizde, O’nun kudret ve izzetini, yarattıklarının iyiliği için kullandığını görür ve içimizde hissederiz.
“Göklerdeki varlıkların ve imkânların, yerdeki varlıkların ve imkânların mülk ve tasarrufunun sahibi olan Allah’a hamdolsun. Âhirette, ebedî yurtta da, övülmek, şükredilmek O’nun hakkıdır. O hikmet sahibi ve hükümrandır, gizli-açık her şeyden haberdar olan Allah sizi bilgilendiriyor.” : Sebe 1
İnsanoğlu, doğanın işleyişine dair bilgisi arttıkça, evrimin nasıl ince ince örüldüğünü görür ve deneysel bilimin sınırlarının ötesinde bir yaratılışın izini sürmeye başlar. Varoluşun özüne, Mutlak Akıl’a dair bir cevap arar durur.
İnsan, sebeplerin bilincine vardıkça, gururu içinde, ilk Sebebi, Sebeplerin Sebebini, Allah’ın Yaratılıştaki nihai Eli’ni unutmaya eğilimlidir.
“Göklerin ve yerin kaynağı, ilk aslı O’nundur. Bir işe hükmettiği zaman, ona “Ol” der, o da oluverir.” : Bakara 117
Ama Allah, yarattıkça yaratır; yalnızca nicelikte değil, nitelikte, işlevde, ilişkilerde ve çeşit çeşit hallerde yaratır. Her defasında ekler, her defasında yeniler. Yaratması geçmişte bir noktada durup kalmamıştır; sürüp gider, çünkü O’nun gücü her şeye yeter, lütfu ise sonsuzdur.
“Göğü, sonsuz kudretimizle, sayısız teknikle, tutarlı kanunlarla, enerji yükleyerek, nimetlerle dolu olarak biz yükseltip düzenledik, tavan olarak inşa ettik. Ve onu elbette biz genişletmeye, enerji yüklemeye devam ediyoruz, rızkı bollaştırıyoruz. Bunların hepsini yapmaya bizim gücümüz kudretimiz yeter.” : Zariyat 47
Kuran’ın tanıttığı kainat olup bitmiş değil, hep yenilenmekte ve sürekli olmaktadır.
- Allah’ın rahmetiyle insanlara verdiğini kimse engelleyemez: O’nun tuttuğunu, O’ndan başka kimse veremez: O, mutlak güç sahibidir, hikmet sahibidir.
Allah, her varlığın, her eşyanın yaratıcısıdır; onları var eder, ayakta tutar. O’nun lütfu, yeryüzündeki her canlıya, her mahlûkata ulaşır, hepsine dokunur.
Allah’ın lütfunu ve ihsanını kimse durduramaz. O’nun iradesi, planı, maksadı neyse onu yerine getirir. Eğer bir canlıya bir nimeti vermemişse, onu verecek başka bir el, başka bir güç yoktur.
O’nun her işi hikmetle, iyilikle doludur. Verdiği ya da esirgediği her şey, lütfunun, şefkatinin bir ifadesidir.
Allah, bölünmez bir bütün; varlığıyla, birliğiyle tek bir kudrettir! İlahlık, rablık yalnız O’na mahsustur.
- Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Allah’tan başka size gökten veya yerden rızık verecek bir yaratıcı mı var? O’ndan başka ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da Hak’tan saptırılıyorsunuz?
Her şeyin ilk sebebi Allah olduğundan, insana boş heveslerin ardına düşmek yerine yüzünü O’na çevirmesi öğütlenmiştir.
Allah, hayatın ve her hareketin yalnızca kaynağı değil, merkezidir; her şeyin son durağı O’dur. Dünya da insan hayatı da O’nun lütfuyla, takdiriyle ayakta durur. O’nun bize gönderdiği lütuf dolu işaretleri görmezden gelmek, insana yakışmayacak bir akılsızlık olur.
Hâlık, yaratan, var eden… Yaratılışın eşi benzeri olmayan öyküsünün öznesidir.
Kulun, Allah’ı sürekli anması, O’na yakın durması gerekir ki kalbi, yaratıcıya yakın kalsın, nefesi O’nu hissedebilsin.
- Ve eğer seni inkar ederlerse, senden önceki elçiler de reddedildiydi: Artık bütün işler Allah’a döndürülür.
Yine de Doğru’yu reddedecek ve Yanlış’ı kabul edecek insan sapkınlığı olacaktır.
Her şey nihayetinde Allah’a döner ve O’nun Evrensel Planındaki Hikmetine güvenmeliyiz.
- Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. O hâlde bu dünya seni aldatmasın ve Aldatanların başı seni Allah hakkında aldatmasın.
“Ey insanlar, Rabbinize sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Babanın evlâdı adına bir bedel ödeyemeyeceği, onu kurtaramayacağı, evlâdın babası adına bir bedel ödeyemeyeceği, onu kurtaramayacağı günden içiniz titreyerek endişe duyun. Allah’ın va’di doğrudur, haktır. Dünya hayatı sizi aldatmasın, şeytan ve hilekâr insanlar, Allah’ı öne sürerek, Allah adına sizi kandırmasın.” : Lokman 33
Allah’ın lütfu bize nimetlerle dolu cennetin kapılarını vaat etti; adaletiyse, acı ateşin yüzüyle gösterdi. Her iki vaadi de yerine getirecek; bu yolda nerede duracağımız, seçimlerimize bağlı…
Bu dünya, parıltısıyla insanı kolayca aldatır; bizi ahiretin yolundan çevirmeye çalışır.
Kalpleri taş kesilmiş olanlar kötülüğü süsleyip püsleyerek insanları çirkine, kötüye çağırır. Kimi zaman Allah’ın bağışlayıcılığına sığınılmasını da bir aldatma aracı yaparak insanları yanıltmaya kalkarlar.
Sakın dünya hayatının göz kamaştırıcı cazibesine kapılmayın.
Müslümanların, özellikle şeytanın ve Allah’ın adını kullanarak kandırmaya çalışanların tuzaklarına karşı uyanık olmaları gerekir.
- Muhakkak ki şeytan sizin için bir düşmandır; öyleyse onu düşman edinin. O, taraftarlarını ancak alevli ateşin ehli olsunlar diye çağırır.
Kötülük bizim düşmanımızdır. Bu imtihan dünyasında yaşarken bunun bilincinde olmamız lazım.
- Allah’ı inkar edenler için, çetin bir azap vardır: Ancak iman edip salih ameller işleyenler için ise bir mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
Allah’ı inkar etmek, O’nun fıtratımıza ektiği tüm güzellikleri reddetmektir.
- O hâlde, kötü ameli kendisine cezbedilip de onu güzel gören kimse, hidayete eren kimse ile bir olur mu? Çünkü Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğini de doğru yola iletir: O halde canın onların arkasından boşuna inleyip durmasın: Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir!
Bir insanın Kötüyü İyi olarak kabul ettiği bir aşamaya ulaştığında, durumu umutsuzdur.
Allah’ın belirlemiş olduğu yolun dışına çıkan ve yaptığı kötü işler kendisine güzel görünen kimseler gibi olmaktan Allah’a sığınmak gerekir.
- Rüzgarları gönderen Allah’tır. Böylece bulutları kaldırırlar da onları ölü bir diyara/ülkeye süreriz ve ölümünden sonra yeryüzünü onunla diriltiriz: Kıyamet de öyle olacaktır!
Kuru, umut vermeyen toprak… Sanki tüm hayattan uzak, ölü ve unutulmuş. Ne yakında bir su kaynağı var, ne de dirilişe dair bir işaret. Fakat uzaklarda, geniş bir okyanusta güneş, sessizce nemi toplar, bulutlar doğar; ardından rüzgarlar yükselir. Rüzgar, “dilediği gibi esiyor” sanılsa da, aslında onu o ölü topraklara taşıyan Allah’ın takdiridir. Ve işte! Yağmur düşer toprağa! Hayat tekrar can bulur, hareket başlar, bereket ve güzellik her yana yayılır.
İşte manevi dünyada da Allah’ın Vahyi, rahmettir, yağmurdur.
- Kim izzet ve kudret ararsa, izzet ve kudret Allah’ındır. Bütün Saflık Sözleri O’na yükselir: Her salih ameli yücelten O’dur. Kötülük tuzakları kuranlar, işte onlar için çetin bir azap vardır ve bunun gibi komplolar sonuçsuz kalacaktır.
İyiyle kötü, birbirinden keskin bir çizgiyle ayrılmalı, ayırt edilmelidir. Hiçbir iyilik boşa gitmez; her iyilik Allah’ın Arş’ına yükselir. Sözle ya da işle yapılmış en mütevazı iyilik bile yüce makamlara erdirilir. Allah, iyi insanın gönlünden, salih amellerin aydınlığından razı kalır.
Kötülük ise, yerin altında sinsice çalışır, ışıktan saklanır, doğruluğa karşı oyunlar kurar. Ama kötünün sonu bellidir; kendi tuzaklarına düşer, sefalet içinde başarısız olur. Gün gelir, kötülüğün kendisi de silinir, yok olur.
İman ve salih amel, tıpkı iki kanat gibi birbirini tamamlar; biri olmadan diğeri eksik kalır. Salih bir amelin dayanağı imandır; imanınsa geçerliliği, salih amellerin varlığıyla anlam kazanır.
Kendimize yapabileceğimiz en büyük iyilik, Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı sorumluluğumuzu layıkıyla yerine getirerek yaşamaktır. Allah’ın rızasını arzulayanlar, yüksek bir kulluğa talip olurlar; şüphesiz, Allah’ın dostlarıdır onlar ve zafer onların olacaktır.
- Ve Allah sizi topraktan; sonra bir sperm damlasından; sonra Sizi çift çift yarattı. O’nun bilgisi dışında hiçbir dişi gebe kalmaz ve yükünü bırakmaz. Ne uzun ömürlü bir insana uzun ömürlü günler verilir, ne de hayatından bir kısmı kesilir ki, mutlaka bir hüküm içindedir. Bunların hepsi Allah’a kolaydır.
“Kendisiyle konuşan arkadaşı ona:
“- Seni topraktan, sonra seni bir katre sıvıdan, spermden yaratan, daha sonra, seni yaratılış amacına uygun olarak insan haline getireni, Allah’ı inkâr mı ediyorsun?” dedi.” : Kehf 37
“Ey insanlar, eğer öldükten sonra diriltilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, sizi, biz topraktan yarattık. Bir daha düşünün, size kudretimizi göstermek için, spermden, yumurtadan ana rahmiyle bağ kurarak rahim duvarına yerleşen döllenmiş yumurtaya, sonra döllenmiş yumurtayı kanunlarımıza uygun olarak insanın tam oluşturulacağı embriyoya ve insanın tam oluşturulmayacağı embriyoya dönüştürdük. Sünnetimizin, düzenimizin yasaları içinde, irademizin tecellisine uygun olanları belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde tutarız, sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra olgunluk çağına, güçlü çağınıza ulaşırsınız. İçinizden kimi o çağlarda vefat eder. İçinizden kimi de ömrünün en verimsiz, en fena çağına götürülür. Bilgileri, aklî melekeleri sağlamken, hiçbir şey bilmez hale gelirler, zâfiyete düşerler.
Sen ölümden sonraki dirilişten şüphede isen bir daha düşün: Yeryüzünü kupkuru ve ölü bir halde görürsün. Fakat biz üzerine su indirdiğimizde, o kıpırdar, kabarır, her çeşitten iç açıcı bitkiler bitirir.” : Hac 5
“Sizi topraktan yaratması O’nun varlığının, kudretinin ve yeniden yaratmaya gücünün yeteceğinin delillerindendir. Sonra da, şimdi gördüğünüz beşer nesli, siz meydana geldiniz. Çoğalarak her tarafa dağılıp yayıldınız.” : Rum 20
İlk yaratılışta tek bir çift değil birden çok çiftler olduğu/içerdiği düşünülebilir. Zaten ayetlerde bu gerçeğe de işaretler görmek mümkündür.
- Akan iki su kütlesi de birbirine benzemez,- biri lezzetli, tatlı ve içimi hoş, diğeri ise tuzlu ve acıdır. Yine de her tür sudan taze ve yumuşak et yersiniz ve takmak için süs eşyaları çıkarırsınız; Allah’ın lütfundan böylece aramanız ve şükretmeniz için orada gemilerin dalgaları yarıp geçtiğini görürsün.
“O’dur ki, biri lezzetli ve tatlı, diğeri tuzlu ve acı olan akan suların iki bedenini salıverdi; halbuki O, onların arasına geçilmesi haram olan bir perde koymuştur.” : Furkan 53
“O, taze et, balık yiyesiniz, takındığınız süs eşyalarını çıkarasınız diye denizi de faydalanmanız için kurduğu düzene boyun eğdirendir. Gemilerin, filoların denizde suyu yararak gittiklerini görüyorsun. Bunlar lütfundan rızık aramanız, deniz ticareti yapmanız içindir. Umulur ki şükrünüze vesile olur.” : Nahl 14
- O, Geceyi Gündüze katar, Gündüzü Geceye katar, Güneşi ve Ay’ı Kanununa boyun eğdirir: her biri belirlenmiş bir dönem boyunca kendi rotasını yürütür. İşte Rabbiniz Allah budur: Mülk O’nundur. O’ndan başka taptıklarınız ise hiçbir şeye güç yetiremezler.
“Bu yardım, Allah’ın, geceyi gündüzün içine sokarak uzatacak, gündüzü de gecenin içine sokarak uzatacak güce, kudrete sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Allah dualara icabet eder, her şeyi bilir, görür, hakkı, doğruyu gösterir.” : Hac 61
“Allah gökleri, görebildiğiniz direkler koymadan, denge ve çekim kanunu işleterek yükseltip tutan, bir de, Arş üzerinde, sınırsız kudret ve iktidar makamında hükümranlığını kuran, güneşi ve ayı emrine, kurduğu düzene boyun eğdirendir. Her biri belirli vakte kadar yörüngesinde akıp gidiyor. Allah kâinat ve içindeki varlıklarla, dünya ve ötesi ile ilgili ilâhî planlamayı yapıp yürütüyor, hayatın devamını ve aslî düzeni sağlıyor. Birliğini ve kudretini gösteren âyetleri, delilleri ayrıntılarıyla açıklıyor, umulur ki, diriltilerek Rabbinizin huzurunda hesaba çekileceğinizi, mükâfat ve cezanın varlığını, delilleriyle ve gerekçeleriyle bilerek, kesinlikle inanmanıza vesile olur.” : Rad 2
Allah’tan başka bir gücü aramak veya ona tapmak aptallıktır. İnsanı ancak yanlış yollara sokar ve onu Hak’tan gitgide uzaklaştırır.
- Onları çağırırsanız, çağrınızı dinlemezler ve dinleseler de duanıza cevap veremezler. Kıyamet günü sizin “ortaklığınızı” reddedeceklerdir. ve Ey insan! sana Gerçeği hiç kimse, her şeyden haberdar olan Allah gibi söyleyemez.
“Onların hepsini bir araya, mahşere toplayıp, ilâhlığında, otoritesinde, mülkün de, tasarruflarında Allah’a ortak koşanlara:
“Haydi yerlerinize, siz de, ortak koştuğunuz varlıklar da” diyeceğimiz gün, artık onların putlarıyla aralarını tamamen ayırmış oluruz. Ortak koştukları putlar:
“Zaten siz bize tapmıyordunuz” derler.” : Yunus 28
“Allah, onların hepsini toplayacağı gün, meleklere:
“Şunlar size mi tapıyordu?” diyecek.
Melekler de,
“Seni tenzih ederiz. Bizim onlara karşı sığınacak velimiz, koruyucumuz, işlerimizi havale edeceğimiz hâmimiz, emirlerini dinlediğimiz otorite sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı.” diyecekler.” : Sebe 40-41
Hiçbir yanlış fikir veya yanlış izlenim gerçek değerler geri yüklendiğinde kalmayacak.
- Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizlersiniz/yönelmiş fakirlersiniz. Ancak Allah, her türlü istekten münezzehtir, her türlü övgüye lâyıktır.
İnsan Allah’a bağlıdır; hayatının her anında, nefes aldıkça O’na muhtaçtır. Oysa Allah’ın insana hiçbir ihtiyacı yoktur; yine de, sonsuz merhameti ve sevgisiyle insana, tüm mahlukata lütfunu eksik etmez.
Dileseydi, insanı isyanıyla birlikte silip yeni bir âlem kurardı.
Ganî… Mutlak zengin, sınırsız kudret sahibi. Hiçbir varlığa muhtaç olmayan. Öyle zengin ki, karşısında herkes, her şey yoksul kalır.
Zekâtı gönülden vermek, adeta Allah’a güzel bir borç vermek gibidir. Ama unutulmamalıdır, Allah’ın bize de, bizim başkasına vereceğimiz herhangi bir şeye de zerre kadar ihtiyacı yoktur.
- Dilerse sizi yok eder ve yeni bir Yaratılış getirir.
Ayetin işaret ettiği derin hakikat, insanların azgınlıkta sınır tanımadığında ve Allah’ın ayetlerini hiçe saydığında başına gelebilecek sondur: Eğer dilerse Allah, onları yok edip yerlerine yepyeni bir halk yaratabilir. Ayetler, Allah’ın kudreti karşısında bunun ne denli kolay olduğunu hatırlatır; dilerse, insanları siler, onların yerine bambaşka bir topluluk getirir, ve bu O’nun için zerre zor değildir.
- Bu, Allah için hiçbir şekilde zor değildir.
Allah’ın yaratma gücü sınırsızdır; bu güç, ne nadir ne de olağandışı bir şeydir. Aziz kelimesinin gerçek anlamı burada gizlidir. Allah’ın yaratıcı enerjisi her an işler, her an yeniyi var eder, her nefeste hayatı sürdürür. Bu evrendeki en doğal, en olağan hakikat budur.
- Yükü ağır olan bir başkasını, yükünü taşımaya çağırsa bile, çağırdığı kimse başkasının yükünü taşıyamaz. En ufak bir kısmı bile diğeri tarafından taşınamaz. Yakından akraba olmasına rağmen. Rablerinden O’nu görmedikleri halde korkanlara ve salatı dosdoğru ikame edenlere sen ancak öğüt verebilirsin. Ve kim kendini arındırırsa, bunu kendi nefsi için yapar; hepsinin varış noktası Allah’adır.
Elbette kendi ağır yüklerini, veballerini yüklenecekler. Kendi ağır yükleriyle beraber hak yoldan sapmalarına sebep oldukları insanların daha nice ağır yüklerini taşıyacaklar. Kıyamet günü uydurup durdukları yalanlardan sorguya çekilecekler. : Ankebut 13
“Sen ancak Mesaja uyan ve görmediği halde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarabilirsin: öyleyse, böyle birine, mağfiret ve pek cömert bir mükafatla müjdele.” : Yasin 11
Allah’ı görmediği halde, O’nun varlığını yüreğinde duyan, gökyüzündeki yıldızlar kadar açık hisseden bir insan, gerçek bir iman sahibidir. Bu insan için Allah’ın mesajı yeryüzünün her köşesinden yankılanır; güneşin doğuşunda, rüzgarın esintisinde, toprağın kokusunda, bütün varoluşun içinde hissedilir, bereketiyle dolup taşar.
İnsan, kendi yolunun yolcusudur; kendi nefesinden ve yaptıklarından sorumludur. Her koyun nasıl kendi bacağından asılı kalırsa, insan da kendi çabasının ve emeğinin sonucunu görecektir. Herkes kendi yüreğine göre kazanır veya kaybeder.
Allah’ın katında insanın değeri; ne cinsiyetinde, ne soyunda, ne de mensup olduğu kavimde gizlidir. Onun değeri, önce Allah’a, sonra da O’nun yarattıklarına, adalet ve merhamet dolu bir yaşamla yaklaşmasında gizlidir. İnsanın değeri, kim olduğundan çok, nasıl bir insan olduğuyla ölçülür; sevgiyle yoğrulmuş bir yürek, tüm unvanlardan, tüm aidiyetlerden daha kıymetlidir.
- Kör ve gören bir değildir;
- Karanlığın ve Aydınlığın derinlikleri de değildir;
- Ne de serin gölge ve güneşin güler yüzlü sıcaklığı:
- Ne de dirilerle ölüler bir olmaz. Allah, dilediğini işittirir; ama kabirlerde gömülü olanlara işittiremezsin.
Önümüzde bir yol var, kimileri geleceğe dair umut, büyüme ve doyum vaat ederken, kimileri atıl bir durgunluk içinde yok oluşa doğru savruluyor. Manevi olarak ölmüş, gönlü toprağa verilmiş insanlardan bir çağrıya kulak vermeleri beklenemez; onların kulakları sağır, gözleri kör olmuş, yolları tozla dolmuştur.
Kur’an der ki, Allah’ın ayetlerini ancak derin derin düşünüp yüreğiyle inanmak isteyenler görebilir. Yüz çevirenler ise sanki mezara çoktan girmiş gibidir, bu dünyayla irtibatları kopmuş; duymak, görmek, düşünmek gibi insana can veren yetiler onlardan çekilip alınmıştır. Onlar bu dünyanın ışığını yitirmiş, gölgeye gömülmüş, ölüler gibidir.
- Sen ancak bir uyarıcısın.
Peygamberin yükü ağırdır; Allah’ın hakikatini dillendirmek, insanlara doğru yolu göstermek için uğraş verir. Onlara tövbenin kaçınılmazlığını, içlerini arındırmalarının gereğini anlatır, kötü bir yaşamın uçurumlarını, yolun sonunda bekleyen tehlikeleri işaret eder. Ancak Hakikat’i kabullenmeleri ya da Mesaj’a kulak vermeleri için onları zorlayamaz; her insan, kendi gönlünün kapısını kendisi açmalıdır. Peygamberin işi, yolun ışığını tutmaktır, gerisi insanın kendi nasibidir.
- Muhakkak ki Biz seni hak ile bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik: ve geçmişte aralarında bir uyarıcı bulunmayan/yaşamamış hiçbir kavim yoktur.
Vahyi gönderen Allah’tır; mesaj O’ndan gelir. İçinde gaflet içinde yaşayanlara bir uyarı, dinleyip tövbe edenlere ise bir müjde taşır. Uyarı, her zaman cezanın öncesinde tüm insanlara ulaşmıştır; Allah, insanoğluna defalarca yol göstermiştir.
Peygamberimizin omuzlarında ağır bir sorumluluk vardır. Görevi, sadece gerçekleri açıklayıp insanları uyarmaktır. Zorlamak yoktur onun işinde; yalnızca söyler, her canın kendi kararına bırakır.
Kur’an’da ismi geçen peygamberlerin hayatları ve görevleri anlatılırken her topluma bir elçinin gönderildiği vurgulanır. Ayetlerde, o toplumların mutlaka bir elçi vasıtasıyla uyarıldığı anlatılır; her bir elçi, kendi halkına Allah’ın sesini taşımış, onları doğruluğa çağırmıştır.
25.Ve eğer onlar seni yalanlarlarsa, selefleri de öyle yapmışlardı, onlara elçileri Açık İşaretler, Kutsal Yazılar ve Aydınlanma Kitabı ile gelmişlerdi.
“Eğer senin peygamberliğini yalanlarlarsa, senden önceki bütün peygamberler yalanlanmış olur. Senden öncekiler de apaçık âyetlerle, mûcizelerle, vahyin içeriğini açıklayan beyanlarla, tavsiyelerle, hak peygamber olduklarını tasdik eden delillerle, hikmet dolu sayfalarla, aydınlatıcı kitaplarla gelmişlerdi.” : Ali İmran 184
- Sonunda inkar edenleri cezalandırdım: ve onları reddetmem ne kadar korkunç oldu!
“Medyen Halkı da yalanlamıştı. Mûsâ da yalanlandı. Ben de, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlere, bir mühlet verdim. Sonra onları cezalandırdım, işlerini bitirdim. Beni tanımamak nasılmış, kendilerini gözden çıkarmam, gazabım nasılmış, görsünler.” : Hac 44
“Onlardan öncekiler de peygamberlerini yalanlamışlardı. Bunlar, öncekilere verdiğimiz servetin, gücün, yaşadıkları hayatın sahip oldukları devletin onda birine ulaşamamışlardı. Bunlar da, Rasullerimi yalanladılar. Beni tanımamak nasılmış, onları gözden çıkarmam, gazabım nasılmış bir bak!” : Sebe 45
Allah’ı inkar edenler, eğer Allah’ın lütfu kendilerinden alınırsa, kendi günahları ve kötülükleri içinde telef olacaklarına, bireysel ve toplu olarak başlarına gelecek korkunç sonuçların farkına varamazlar.
- Allah’ın gökten yağmur indirdiğini görmüyor musun? Onunla renkleri çeşit çeşit ürünler çıkarırız. Ve dağlarda ak ve kırmızı, çeşitli renk tonlarında ve koyu siyah renkli izler/alanlar vardır.
Allah’ın sanatı öylesine büyüktür ki, bir yağmur damlası toprağa değdi mi türlü türlü ekinler, meyveler çıkarır; sarının en parlak tonundan yeşilin bin bir rengine, kırmızının sıcaklığından altının ışığına dek her renkte kendini gösterir. Her biri, önce ham sonra olgun, geçişlerin incelikli tonlarında yavaş yavaş değişir; bu dönüşümü gözleyen her gönül, doğanın sessiz ama güçlü şarkısını duyar.
Ve bu harika renk cümbüşü yalnızca bitkilerde değildir; kayalarda, taşlarda, toprağın derinlerindeki minerallerde bile bu eşsiz renkler, Allah’ın sanatının damgasını taşır. Gören göz, doğanın her köşesinde bu sessiz zenginliği fark eder; her şeyde bir ahenk, her tonda bir ilahi dokunuş vardır.
- İnsanlarda, sürüngenlerde ve hayvanlarda da böyle çeşitli renklerdedirler. Kullarından ilim sahibi olanlar, Allah’tan gerçekten korkarlar: Şüphesiz Allah, üstündür, bağışlayandır.
Kur’an der ki, Allah’a derin bir saygı duyanlar, gerçekleri görebilenlerdir; bunun için bilmek, düşünmek, bilgiyi kucaklamak, aklı hakkıyla kullanmak gerekir. İnsanın gözleriyle gördüğü bu dünyada, hayvanların ve insanların her birinde çeşit çeşit renkler, tonlar, şekiller var; her birine bakarken, bu kudreti hisseden bir gönül, Allah’ın sanatıyla baş başa kalır.
Kur’an’ın söylediği, Allah’a gerçekten saygı duyanların, içten içe anlamayı ve kavramayı bilenler olduğudur. Böyle bir irfan, insanın iç âleminde filizlenir; bu âleme vakıf olanlar, Allah korkusunun aslında hikmetin ilk adımı olduğunu bilir. Çünkü böyle bir korku, yalnızca bir çekinme değil, Allah’ın zahir ve batın güzelliklerine duyulan bir hayranlık, lütuf ve keremine karşı içten bir sevgidir.
Allah’ın merhameti öylesine geniştir ki, bu sevgiyi tam anlamıyla idrak edemeyenleri de kapsar; her şeye gücü yeten ve affetmesini bilen O’dur.
- Allah’ın kitabını okuyanlar, salatı dosdoğru ikame edenler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık harcayanlar, asla zarar görmeyecek bir ticaret umarlar:
Allah’a sadık bir kul, O’nun Vahyini yüreğinde taşır, her an O’na daha da yaklaşmak için çabalar. Bu yolda ilerlerken, insan kardeşlerine karşı da daha merhametli, daha hayırsever olur; gönlünden kopan her iyilik, Allah’a bir adım daha yaklaşmanın huzuruyla doludur.
Kur’an der ki, Allah ile yapılan ticaret öyle bir kazançtır ki, ne batma korkusu vardır ne de zarara uğrama. O yolun yolcuları, gerçek anlamda kazanç sağlayanlardır; bu yolda yürüyenler için Kur’an’ın tilaveti, ruhu yıkayan bir nehir gibidir. Okunan her ayet, kazançla dolup taşan bu ticaretin sırrına ermenin bir kapısıdır; Allah’a yakınlaşmanın, manen zenginleşmenin yoludur.
- Çünkü O, onlara meblağlarını/ödüllerini verecektir, hayır, hatta daha fazlasını da lütfundan verecektir: çünkü O, bağışlayandır, hizmeti takdir etmeye hazırdır.
Hiçbir insan mükemmel değildir. Herkesin hataları vardır. Ama insan Allah’a kulluk için elinden geleni yaptığında, kusurları silinir ve sanki hiç suçu yokmuş gibi muamele görür: “Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, hizmeti takdir etmeye hazırdır.”
“Andolsun ki, Mûsâ’yı, âyetlerimizle mûcizelerimizle Rasûl olarak özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirdik.
“Kavmini inkâr ve cehalet karanlıklarından iman ve ilim aydınlığına, nura çıkar. Onlara, Allah’ın geçmiş kavimlerin başına getirdiği felâket günlerini, Allah’ın hesaba çekeceği ve cezalandıracağı günleri tebliğ ile hatırlat. Bunda, çok sabrederek, mücadeleye devam eden, çok şükreden herkes için ibretler, uyarılar, Allah’ın birliğini ve sınırsız kudretini gösteren deliller vardır.” Dedik” : İbrahim 5
Allah, en küçük bir hizmeti, o hizmetteki kusurlara bakmaksızın tanımaya, takdir etmeye ve mükâfatlandırmaya hazırdır.
“Allah’a karz-ı hasen olarak borç verirseniz, mâlî mükellefiyetlerin dışında, Allah rızası için, Allah yolunda cihad edenlerin masraflarını karşılar, Allah’ın kullarına güzel ödünç verirseniz, size kat kat iade edilir. Allah sizi koruma kalkanına alır, bağışlar. Allah şükrün kıymetini bilir, bol bol verir. Kudretli, âdil, ve müsamahakârdır, fırsatlar ve imkânlar tanır.” : Tegabun 17
Şekûr: Bütün şükürlerin yöneldiği kudret. Az iyiliğe çok mükâfat veren. Şükre sınırsız karşılık veren.
- Sana indirdiğimiz Kitap, kendinden önceki indirileni tasdik eden Hak’tır:
Şüphesiz Allah, kullarından hakkıyla haberdardır ve her şeyi gözetleyicidir.
Tüm Vahiy birdir; her bir mesaj aynı kaynaktan, Allah’tan gelir. Kur’an da, önceki vahiylerin bozulmamış özüyle yoldaştır; çünkü Allah her devrin, her insanın kalbindeki ihtiyacı bilir ve o ihtiyaçları karşılayan mesajı gönderir. O’nun sözü çağların ötesindedir, özünde hep birdir.
Elçiler birbiriyle hiç karşılaşmadı belki ama ilham yoluyla Allah’la temas kurdular ve böylece aynı Mesajda birleştiler. Her birinin dili, sözü, çağrısı birdi; çünkü onlara konuşan Allah, tüm insanları gözeten, onların neye ihtiyaç duyduğunu bilen, hatta onların kendilerinden daha iyi bilen yüce Yaradan’dı. Bu yüzden, insan gönlüne her çağda aynı pınardan serin bir su iner; Allah’ın Mesajı, tüm yüreklere değen, değişmeyen bir hakikat olarak akar.
- Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras olarak verdik: ama onlardan kimisi kendi nefislerine zulmediyor; bazıları orta yolu takip eder; Bazıları da Allah’ın izniyle hayırlarda önde gidenlerdir ki, bu en yüksek Lütuftur.
İslam Ehli, Kitab’a seçilmiş bir topluluktur; onu korumak, ona itaat etmek ve insanlığa ulaştırmakla görevlendirilmiştir. Ama buradan, her birinin Mesaja sadık kaldığını söylemek mümkün değil. Çevremizde acı acı gördüğümüz gibi, bu yolda düşenler, yanlış yola sapıp kötülüğe düşenler var.
Bir kısmı vardır ki, kendilerine verilen o Nur’a sırt çevirir, nefsine zulmeder. İslam’ın evinde, ışığa göz yumanlar, karanlığa yönelenlerdir. Bir diğer grup ise, orta bir yolda yürür; ruhları istekli ama bedenleri zayıftır. İyi niyetlidirler fakat gerçek İslam’ın derinliğini, erdemlerini henüz tam kavrayamamışlardır; daha öğrenecekleri çok şey vardır bu uzun yolda.
Ve bir üçüncü grup daha vardır ki, kusursuz olmasalar da niyetleri ve davranışları sağlamdır, başkalarına yol gösterirler; her iyilikte “en önde”dirler. Bu mertebeye kendi liyakatleriyle değil, Allah’ın lütfuyla ulaşmışlardır. Onlar kurtuluşa erenlerdir, en yüksek başarıyı, kalp huzurunu bulmuşlardır.
Özetle, insanlar üç sınıfta toplanır: Kendilerine zulmedenler, orta yolda yürüyenler ve iyilikte öne geçenler.
- Onlar, ebediyet cennetlerine girecekler; orada altın bilezikler ve incilerle süslenecekler; ve oradaki giysileri ipekten olacaktır.
Öyle bir hale varacaklardır ki, gördükleri her şey onlara tarifsiz bir huzur, derin bir rahatlık, gönülden gelen bir tatmin sunacaktır. Her bir ayrıntı, yüreğinde güzellik ve haysiyetle dolacaktır; bu duygular içlerine işledikçe sanki dünya yavaşça dinginleşecek, her nefeste onlara bir dinlenme ve iç ferahlığı verecektir. Ama en mühimi, bu dış güzelliğin içlerinde, ruhlarının derinlerinde de aynı haysiyet, aynı huzur ve tatmin duygusuyla yankılandığıdır. Gönülleriyle uyum içinde olan bu içsel dinginlik, onlara sonsuz bir zenginlik, dolup taşan bir huzur getirecektir.
“İşte onlar için altlarından ırmaklar akan Adn cennetlerinin konakları vardır. Onlar orada, altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyecekler, koltuklar üzerinde kurulup oturacaklar, yaslanacaklar. Bu ne güzel mükâfat, ne güzel karşılık, insanların hür iradeleriyle tercih ettikleri ne güzel bir dost meclisi.” : Kehf 31
“Allah, iman eden ve salihatı yapanları, içinden ırmaklar akan Cennetlere koyacak. Onlar, orada altından bilezikler ve inciler ile süslenirler. Elbiseleri ipektendir.” : Hac 23
- Ve diyecekler ki: “Bizden hüznü gideren Allah’a hamdolsun: çünkü Rabbimiz gerçekten çok bağışlayandır, takdir etmeye hazırdır:
Şimdi Hedefe ulaştılar ve Vaadin tamamen doğru oldu buldular. Bütün umutları gerçekleşti ve üzüntüleri sona erdi.
- “Lütfuyla bizi kalıcı bir yurda yerleştirdi ki, orada bize ne bir sıkıntı ne de bir yorgunluk dokunur.”
Saadet kalıcıdır, her zaman taze kalır ve ruhlarda yorgunluğa yol açmaz.
- Fakat Allah’ı inkar edenler, işte onlar için cehennem ateşi vardır: Onlar için bir ecel belirlenmez, artık onlar ölürler ve onlar için azabı hafifletilmez. Biz her nankörü böyle mükâfatlandırırız!
Onurlu olmak yerine aşağılanma olacaktır. Ve azabın sona erdirilmesi veya azaltılması için hiçbir umut olmayacak, hatta yok olma umudu bile olmayacak.
- Orada yardım için yüksek sesle feryat edecekler: “Rabbimiz! Çıkarın bizi, yaptığımız amelleri değil, salih amellerde bulunalım!” – “Biz size, ibret alasınız diye uzun ömür vermedik mi? Size uyarıcı da geldi. Öyleyse tadın yaptıklarınızın semeresini: zalimler için bir yardımcı yoktur.”
“Ey Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Yaptıklarımızı bir daha yapmaya kalkarsak, kendimize haksızlık edeceğimizi biliyoruz.” : Muminun 107
“Aslında böyle söylemelerine sebep, daha önce gizlemekte oldukları şeylerin, günahların karşılarına çıkmış olmasıdır. Eğer dünyaya geri gönderilseler, yine ilmimizin-hikmetimizin gereği kendilerine yasak edilen şeyleri, onların savunuculuğunu, sözcülüğünü yapacaklar. Onlar kesinlikle, hâlâ yalanlarına yalan katmaya devam ediyorlar.” : Enam 28
“Sadece olayın nihai olarak gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Olayın kesin olarak gerçekleştiği gün, daha önce onu görmezden gelenler, “Gerçekten Rabbimizin elçileri doğru haberleri getirdiler. Şimdi bize şefaat edecek şefaatçilerimiz yok mu?” Yoksa geri gönderilebilir miyiz? O zaman farklı davranmalıyız geçmişteki davranışlarımızdan.” Aslında ruhlarını kaybetmiş olacaklar ve icat ettikleri şeyler onları yüzüstü bırakacaktır.” : Araf 53
Uzun zamanları vardı tövbe edip doğru yolu bulmak için. Verilen her şansı bilerek, isteyerek geri çevirdiler. Bu saatten sonra başka bir şansı özlem duymak, arzulamak anlamsız; hakları yok buna.
İnsan bir daha dönmez bu dünyaya, hatalarını telafi edemez. Çünkü her şey apaçık önüne serilmiştir, yaşayacak kadar yaşar, düşünecek kadar düşünür insan. Artık hesabını verme vakti gelir çatar.
- Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin bütün gaybını bilir: Şüphesiz O, insanların kalplerinde olan her şeyi bilir.
Var olan her şey Allah tarafından bilinir: Sadece somut şeyler değil, insan sinesindeki hisler, güdüler, planlar, iradesi ile yapılanlar.
- Sizi yeryüzünde halifeler kılan O’dur. Artık kim Allah’ı inkar ederse, inkârları kendi aleyhine olur: inkar etmeleri, kâfirleri Rableri katında daha da küçük düşürür; inkarları ise, ancak kendilerinin helâklerini artırır.
“O sizi, dünya düzenini kurmaya, ilâhî hükümleri icraya, yeryüzünü imara yetkili halifeler olarak hazırlayıp yerleştirendir.
Bir kısmınızı ilimde, servette, makam, mevki vesairede diğer bir kısmınıza üstün kılandır.
Size ihsan ettiği maddî manevî nimetler, imkânlar içinde, sizi denemek istiyor.
Rabbin, emirlerine isyan edilme suçuna denk, sizi adâletle, süratle cezalandırır. O çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.” :Enam 165
Reddetmeleri ve nankörlükleri sadece kendilerine zarar verir. Allah katında onursuz ve rüsvay olurlar ve kendi helaklarını tamamlarlar.
- De ki: “Gördünüz mü Allah’ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı. Gösterin bana, yeryüzünde neler yarattılar? Yoksa göklerde bir payları mı var? Yoksa biz onlara, kendisinden apaçık delil alabilecekleri bir Kitap mı verdik? -Hayır, zalimler birbirlerine aldanıştan başka bir şey vaat etmezler.
- Allah, gökleri ve yeri işlevini yitirmesinler diye ayakta tutuyor: ve işlevlerini yitirirlerse, bundan sonra onları ayakta tutacak -bir tane bile- kimse yoktur: Şüphesiz O, halimdir, çok bağışlayıcıdır/bağışlayandır.
Evren, yalnızca ilk yaratılışın izlerini taşımaz; aynı zamanda onu sürekli ayakta tutan kudretli bir iradenin varlığını da gözler önüne serer.
Allah’ın yarattığı âlemler, O’nun koyduğu yasalara göre yol alır, akıp gider. Kimi zaman yarattıklarında sapmalar olur. Ama her küçük hataya anında cezayla karşılık vermez. O’nun rahmeti geniştir, merhameti sınırsızdır; bağışlaması ise her defasında eksiksizdir.
Halîm: Şefkatle dolu, sertlikten ve katı yargılardan uzak. Emsalsiz bir hoşgörüye sahip, cezalandırmada acele etmeyen bir yüce gönül.
- Kendilerine bir uyarıcı gelirse, onun hidayetine ümmetlerin herhangi birinden daha iyi uyacaklarına dair en kuvvetli yeminleriyle Allah’a yemin ettiler: Fakat onlara bir uyarıcı geldiği zaman, bu onların haktan uzaklaşmalarını ancak artırdı,-
“Yahut da:
“- Eğer bize sorumluluklarımızı tevdi eden kitap indirilseydi, biz onlardan daha doğru yolda olurduk” diyerek itiraz edememeniz için size bu Kur’ân’ı indirdik. İşte, size de Rabbinizden açık, hak bir delil, bir hidâyet rehberi ve rahmet peygamberi geldi. Allah’ın âyetlerini yalanlayıp, onlardan yüz çevirenlerden, engelleyenlerden daha zâlim kim olabilir? Âyetlerimizden, Kur’an’dan yüz çevirip engelleyenleri, engellemeyi alışkanlık haline getirmelerinden dolayı cezanın en ağırıyla, en can yakıcısıyla cezalandıracağız.” : Enam 157
- Yeryüzünde büyüklük taslamaları ve tuzak kurmaları yüzünden. Ama Kötülük oyunu sadece onu yazanları kuşatacaktır. Şimdi onlar sadece eskilere nasıl davranıldığını mı arıyorlar? Ama Allah’ın işleyiş tarzında bir değişiklik göremezsin: Allah’ın işleyiş tarzında hiçbir sapma bulamazsın.
Hakikat, insanın önünde iki engel yüzünden kabul edilmez derler. İlki, terbiyesiz insanın kibridir; çünkü Hakikat, onun eğri büğrü iddialarını olduğu gibi ortaya döker. İkincisi, sinsi oyunlarla Gerçeği baltalamak, onu yok etmek ister. Ama bilmezler ki Gerçek, vakur bir nehir gibi akar; hilelerini boşa çıkarır, kendi kurdukları tuzaklara düşürür onları.
Tarih boyu kötülüğe meyleden insanlarla Allah’ın mücadelesi hep aynı yoldan gitmiştir:
(1) Önce sabır ve merhametle beklemiş, onlara mühlet tanımıştır.
(2) Ardından elçileriyle, âyetleriyle, vahyiyle ikaz etmiş, uyarı göndermiştir.
(3) Sonunda ise Adaletiyle hesap sormuş, ceza vermiştir.
Allah’ın kanunları sarsılmaz; zulmedenlere karşı tavrı, her çağda aynıdır. İnsan iradesi yolundan sapabilir, ama Allah’ın iradesi, şaşmaz bir hükümdür, asla geri çevrilmez.
- Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin güç olarak onlardan üstün olmalarına rağmen* *sonunun ne olduğunu görmüyorlar mı? Allah, göklerde ve yerde olan hiçbir şeyden dolayı hüsrana uğramaz: çünkü O, Her Şeyi Bilen, Her Şeye Gücü Yetendir.
“Onlar yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Kendilerinden öncekilerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna ibret nazarıyla bakmıyorlar mı? İncelemiyorlar mı? Onlar kendilerinden daha güçlü idiler. Toprağı sürmüşler, maden ocakları açmışlar, bacalar tüttürmüşler, kendilerinin imar ettiklerinden daha çok imar faaliyeti yapmışlardı. Rasulleri onlara açık seçik delillerle, mûcizelerle gelmişlerdi. Allah onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar kendilerine, birbirlerine zulmetmekteydiler.” : Rum 9
“Onlar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı? Kendilerinden öncekilerin, boylarınca günaha, isyana, küfre batmış milletlerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna ibret nazarıyla bir baksınlar, incelesinler. Onların daha çok güç ve kudretleri, ülkelerinde daha çok eserleri vardı. Böyleyken Allah onları günahları sebebiyle tutup cezalandırdı. Onları Allah’ın gazabından koruyabilen de olmadı.” : Mumin 21
Eğer başka hiçbir söz kötülüğün peşine düşenleri ikna etmiyorsa, bırakın geçmişe yolculuk etsinler; orada başkalarının çektiği acılardan ders alsınlar. Kötülüğün yolu hep aynı sona çıkar: karanlık ve yıkım. Ne bir insan ne de bir nesil, kendini kurnazlıkla ya da özel bir güçle kurtarabilir. Ondan daha bilge, ondan daha güçlü nice insan, ettiklerinin hesabını vererek bu yoldan geçmiş.
- Allah insanları hak ettiklerine göre cezalandırsaydı. O, yeryüzünün üstünde tek bir canlı varlık/ canlı bile bırakmazdı: fakat onlara belirli bir süreye kadar mühlet verir: Süreleri dolduğunda, şüphesiz Allah’ın bütün kulları O’nun katındadır/huzurundadır.
“Eğer Allah, günahları, isyanları ve inkârları yüzünden insanları anında cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde cezalandırmadık hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onlara belli bir müddete kadar vâde tanıyor. Ecelleri geldiği zaman, onu ne bir an erteleyebilirler, ne de belirlenmiş vadeyi öne alabilirler.” : Nahl 61
Allah’ın rahmeti olmasaydı, varlığımız anlamına kavuşmazdı; bizi hayatta tutan, her seferinde daha iyiye ulaşmamıza vesile olan da O’dur. Hatalarımız yüzünden bizi hemen cezalandırmaz, aksine yolumuzu bulmamız için süre tanır, fırsatlar verir.
O’nun gözünden hiçbir şey kaçmaz; herkes, işlediği amellerin karşılığını, merhametle yoğrulmuş adaletle bulacaktır. Allah acele etmez, rahmeti gereği insanlara hallerini düzeltmeleri için vakit tanır. Ama bu zamanı değerlendirmeyenler, sonunda layık oldukları sonla karşılaşacaktır.
Fatir, or The Originator of Creation; or Malaika, or The Angels.
In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
- Praise be to Allah, Who created (out of nothing) the heavens and
the earth, Who made the angels messengers with wings, –two, or
three, or four (pairs): He adds to Creation as He pleases: For
Allah has power over all things.
- What Allah out of His Mercy doth bestow on mankind there is
none can withhold: What He doth withhold, there is none can
grant, apart from Him: And He is the Exalted in Power, Full of
Wisdom.
- O men! Call to mind the grace of Allah unto you! Is there a
Creator, other than Allah, to give you sustenance from heaven or
earth? There is no Allah but He: How then are ye deluded away
from the Truth?
- And if they reject thee, so were apostles rejected before
thee: To Allah go back for decision all affairs.
- O men! Certainly the promise of Allah is true. Let not then
this present life deceive you, nor let the Chief Deceiver
deceive you about Allah.
- Verily Satan is an enemy to you: So treat him as an enemy. He
only invites his adherents, that they may become Companions of
the Blazing Fire.
- For those who reject Allah, is a terrible Penalty: But for
those who believe and work righteous deeds, is Forgiveness, and
a magnificent Reward.
- Is he, then, to whom the evil of his conduct is made
alluring, so that he looks upon it as good, (equal to one who is
rightly guided)? For Allah leaves to stray whom He wills, and
guides whom He wills. So let not thy soul go out in (vainly)
sighing after them: For Allah knows well all that they do!
- It is Allah Who sends forth the Winds, so that they raise up
the Clouds, and We drive them to a land that is dead, and revive
the earth therewith after its death: Even so (will be) the
Resurrection!
- If any do seek for glory and power, –to Allah belong all
glory and power. To Him mount up (all) Words of Purity: It is He
Who exalts each Deed of Righteousness. Those that lay Plots of
Evil, –for them is a Penalty terrible; and the plotting of such
will be void (of result).
- And Allah did create you from dust; then from a sperm-drop.
Then He made you in pairs. And no female conceives, or lays down
(her load), but with His knowledge. Nor is a man long-lived
granted length of days, nor is a part cut off from his life, but
is in a Decree (ordained). All this is easy to Allah.
- Nor are the two bodies of flowing water alike, –the one
palatable, sweet, and pleasant to drink, and the other, salt and
bitter. Yet from each (kind of water) do ye ear flesh fresh and
tender, and ye extract ornaments to wear; and thou seest the
ships therein that plough the waves, that ye may seek (thus) of
the Bounty of Allah that ye may be grateful.
- He merges Night into Day. And He merges Day into Night, and
He has subjected the sun and the moon (to His Law): Each one
runs its course for a term appointed. Such is Allah your Lord:
To Him belongs all Dominion. And those whom ye invoke besides
Him have not the least power.
- If ye invoke them, they will not listen to your call, and if
they were to listen, they cannot answer your (prayer). On the
Day of Judgment they will reject your “Partnership”. And none,
(O man!) can tell thee (the Truth) like the One Who is
acquainted with all things.
- O ye men! It is ye that have need of Allah: But Allah is the
One Free of all wants, Worthy of all praise.
- If He so pleased, He could blot you out and bring in a New
Creation.
-
Nor is that (at all) difficult for Allah.
-
Nor can a bearer of burdens bear another’s burden. If one
heavily laden should call another to (bear) his load, not the
least portion of it can be carried (by the other), even though
he be nearly related. Thou canst but admonish such as fear their
Lord unseen and establish regular Prayer. And whoever purifies
himself does so for the benefit of his own soul; and the
destination (of all) is to Allah.
-
The blind and the seeing are not alike;
-
Nor are the depths of Darkness and the Light;
-
Nor are the (chilly) shade and the (genial) heat of the sun:
-
Nor are alike those that are living and those that are dead.
Allah can make any that He wills to hear; but thou canst not
make those to hear who are (buried) in graves.
-
Thou art no other than a warner.
-
Verily We have sent thee in truth, as a bearer of glad
tidings, and as a warner: And there never was a people, without
a warner having lived among them (in the past).
- And if they reject thee, so did their predecessors, to whom
came their apostles with Clear Signs, Books of dark prophecies,
and the Book of Enlightenment.
- In the end did I punish those who rejected Faith: And how
(terrible) was My rejection (of them)!
- Seest thou not that Allah sends down rain from the sky? With
it We then bring out produce of various colors. And in the
mountains are tracts white and red, of various shades of color,
and black intense in hue.
- And so amongst men and crawling creatures and cattle, are
they of various colors. Those truly fear Allah, among His
servants, who have knowledge: For Allah is Exalted in Might,
Oft-Forgiving.
- Those who rehearse the Book of Allah, establish regular
Prayer, and spend (in Charity) out of what We have provided for
them, secretly and openly, hope for a Commerce that will never
fail:
- For He will pay them their meed, nay, He will give them
(even) more out of His Bounty: For He is Oft-Forgiving, Most
Ready to appreciate (service).
- That which We have revealed to thee of the Book is the
Truth, –confirming what was (revealed) before it. For Allah is
assuredly–with respect to His servants–well acquainted and
Fully Observant.
- Then We have given the Book for inheritance to such of Our
servants as We have chosen: But there are among them some who
wrong their own souls; some who follow a middle course; and some
who are, by Allah’s leave, foremost in good deeds; that is the
highest Grace.
- Gardens of Eternity will they enter: Therein will they be
adorned with bracelets of gold and pearls; and their garments
there will be of silk.
- And they will say: “Praise be to Allah, Who has removed from
us (all) sorrow: For our Lord is indeed Oft-Forgiving ready to
appreciate (service):
- “Who has, out of His Bounty, settled us in a Home that will
last: No toil nor sense of weariness shall touch us therein.”
- But those who reject (Allah) –For them will be the Fire of
Hell: No term shall be determined for them, so they should die,
nor shall its Penalty be lightened for them. Thus do We reward
every ungrateful one!
- Therein will they cry aloud (for assistance): “Our Lord!
Bring us out: We shall work righteousness, not the (deeds) we
used to do!” –“Did We not give you long enough life so that he
that would should receive admonition? And (moreover) the warner
came to you. So taste ye (the fruits of your deeds): For the
wrongdoers there is no helper.”
- Verily Allah knows (all) the hidden things of the heavens
and thearth: Verily He has full knowledge of all that is in
(men’s) hearts.
- He it is that has made you inheritors in the earth: if,
then, any do reject (Allah), their rejection (works) against
themselves: Their rejection but adds to the odium for the
Unbelievers in the sight of their Lord: Their rejection but adds
to (their own) undoing.
- Say: “Have ye seen (these) `Partners’ of yours whom ye call
upon besides Allah? Show me what it is they have created in the
(wide) earth. Or have they a share in the heavens? Or have We
given them a Book from which they (can derive) clear (evidence)?
–Nay, the wrongdoers promise each other nothing but delusions.
- It is Allah Who sustains the heavens and the earth, lest
they cease (to function): And if they should fail, there is
none–not one–can sustain them thereafter: Verily He is Most
Forbearing, Oft-Forgiving.
- They swore their strongest oaths by Allah that if a warner
came to them, they would follow his guidance better than any
(other) of the Peoples: But when a warner came to them, it has
only increases their flight (from righteousness), —
- On account of their arrogance in the land and their plotting
of Evil. But the plotting of Evil will hem in only the authors
thereof. Now are they but looking the way the ancients were
dealt with? But no change wilt thou find in Allah’s way (of
dealing): No turning off wilt thou find in Allah’s way (of
dealing).
- Do they not travel through the earth, and see what was the
end of those before them, –though they were superior to them in
strength? Nor is Allah to be frustrated by anything whatever in
the heavens or on earth: For He is All-Knowing, All-Powerful.
- If Allah were to punish men according to what they deserve,
He would not leave on the back of the (earth) a single living
creature: But He gives them respite for a stated Term: When
their Term expires, verily Allah has in His sight all His
servants.
