Fatiha Suresi 1/5
Fatiha Suresi 1/5 (Açılış Bölümü)
- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adına/adıyla, / Sevgi ve Merhameti sonsuz Allah’ın adına,/ Acıyan ve acıyıcı olan Allah’ın adına…
Evrenin yaratıcısı, tüm varlıkların Rabbi olan Allah’a sığınırız. Her türlü kötülükten ve zarardan bizi korumasını dileriz. “Rahman ve Rahim” diye ifade edilen bu iki sıfat, Allah’ın sınırsız sevgi ve merhametini anlatır. Rahman, zaman ve mekânın ötesinde olan, her şeyi kuşatan ve başka hiçbir varlıkla kıyaslanamayacak büyüklükteki merhametiyle bilinir. Rahim ise, acıyan, sabırlı ve günahkâra şefkatle yaklaşandır. Rahman’ın merhameti evrenseldir, zaman ve şart tanımaz. İhtiyaç doğmadan bile merhamet eder, yarattıklarını gözetir, korur, rehberlik eder ve onları daha aydınlık bir yola çağırır.
Rahman sıfatı yalnızca Allah’a mahsustur; çünkü böylesine geniş, derin ve sınırsız bir merhameti yalnızca O sunabilir. Ama Rahim sıfatı, insanlara da uygulanabilecek bir terimdir, çünkü insan da acıyabilir, merhamet edebilir. Yine de Allah’ın rahmetinin derinliği üzerinde düşünmek için her hareketimizde “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” dememiz, bizleri O’nun rahmetine yaklaştırır. Kur’an’ın her sûresinin başında yer alan bu formül, hayatın her alanında Allah’ın sevgi ve merhametini hissetmemiz içindir.
Bazıları “Bismillah”ın Kur’an’ın bir parçası olup olmadığı konusunda farklı görüşlere sahip olabilir. Ama ortak olan bir gerçek vardır: Besmele, her iyiliğin ve güzelliğin başlangıcıdır. İşe başlarken sevgiyle yaklaşmayı, merhametle muameleyi simgeler. Her adımda, sevgi ve merhametin ete kemiğe bürünmüş haliyle hareket etmeyi öğretir. Besmele, yürüyen sevgi, koşan merhamettir; tatlı dil, güler yüz ve iyilikle dolu bir hayatın sembolüdür.
- Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. / Övgü, evrenin eğiteni, aziz tutan ve sürdüren, sorgulama gününün yargıcı Allah’adır.
Arabça Rabb kelimesi, el üstünde tutmak, yaşatmak, olgunlaştırmak anlamlarındadır Bu alemlerin her birinde, Allah her yerdedir. O kainatın efendisidir. Multiverse, evren, boyutlar, bütün alanlar, alemler diyarlar O’nundur. O’nda yaşarız, O’nunla hareket ederiz, varlığımızı O’na borçluyuz.
Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada da âhirette de dostum, koruyucum Sensin! (12:101)
Kur’an’ın önemle altının çizilmesi gereken bir kelimesi olan “hamd”, derin bir hakbilirliği, varoluşumuzun değerini bilip ona şükran duymayı, hayatın özüne vefa göstermeyi işaret eder. Hiçbir şey değilken, varlık sahnesine çıkışımıza, insan olarak bu kâinatın bir parçası oluşumuza hamd etmeyi öğretir.
Alemlerin Rabbi, sadece bu dünyayı değil, tüm evrenleri yaratmış, tüm oluşları yönlendiren, onları besleyen ve onlara hayat veren Yüce Varlıktır. O, sadece bir kavmin, bir ırkın, bir toplumun tanrısı değildir. O, zamanın ve mekânın ötesinde, tüm varlıkların Rabbidir. O’nun büyüklüğünü kavramaya çalışmak, insan aklının sınırlarını zorlar.
Allah, insanlığı sadece bir coğrafyayla ya da belli bir kültürle sınırlayan bir tanrı değildir. O’nu belli bir kavme, millete indirgemek, büyük bir yanılgıdır. Türk-İslam sentezinden söz edip Allah’ı sadece Türklerin tanrısı gibi göstermek ya da mezheplerle, tarikatlarla O’na kısıt koymak, O’nun yüceliğine gölge düşürmektir. Kur’an’ın Allah’ı, bütün insanlığın Allah’ıdır. İnsan ne kadar hata yaparsa yapsın, hangi inanca mensup olursa olsun, Allah’ın rahmetinden kaçamaz. Herkes O’nun kulu olarak yaratılmıştır, hata yapan da bedelini öder ama yine de Allah’ın kulluk çerçevesinden dışarı çıkamaz.
Fatiha Suresi, Kur’an’ın kalbi gibidir; Allah’la insan arasında yapılan büyük bir ahdin ifadesidir. İnsanın bu dünyadaki misyonunu, görevini anlatır. Allah’a yapılan içten bir dua, doğru yola erişmek için, O’nun lütfuna ve merhametine sığınmak için insanın kalbinden gelen bir yakarıştır. Allah’ın büyüklüğüne, kudretine övgü dolu bu sure, insanın O’na minnetini, şükranını en derin şekilde dile getirir. Allah, yarattığı her şeye lütuf ve iyilikle muamele eder; ve insan, bu lütuf karşısında hamd etmekten, şükretmekten başka ne yapabilir?
El-Fatiha, yalnızca bir sure değil, aynı zamanda insanın bu evrendeki yerini, görevini ve Allah’la olan ilişkisindeki anlamını hatırlatan bir öğüttür. Yüce Allah’a övgü ve şükranla başlayan bu sure, insanın O’nun yolunda yürüme arzusunu temsil eder.
-
En bağışlayıcı, en merhametli / Sevgi ve merhameti sonsuzdur. Rahman’dır, Rahîm’dir O.
İnsan da, diğer tüm yaratılmış varlıklar da, Allah’ın sonsuz rahmetiyle nefes alır, yaşar. Eğer o rahmet olmasaydı, günahlarımız, kibirlerimiz, bitmek bilmeyen hırslarımız ve nankörlüklerimiz bizi çoktan yutmuş, hayatı bize zindan etmiş olurdu. Allah’ın rahmeti, aklımızın ve hayallerimizin ötesinde bir güçtür. “Rahman”, Allah’ın özünde bulunan sınırsız sevgi; “Rahim” ise bu sevginin tüm varlık âlemine yayılmasıdır. Rahman, içten içe kaynayan bir sevgi pınarıdır, Rahim ise o pınarın yeryüzüne dökülüp tüm canlıları sulayan şefkat ırmağıdır.
Rahman ve Rahim kelimeleri, kısaca “sonsuz sevgi ve merhamet sahibi” diye çevrilebilir. Ama ne çeviriler, ne de kelimeler Allah’ın bu sonsuz sevgisini, cömertliğini ve merhametini tam olarak ifade edebilir. O’nun varlığı sevgiyle doludur, bu sevgi yaratılmış olan her şeye, gökteki yıldızlardan yere düşen bir yaprağa kadar yayılır. İşte biz buna Rahman diyoruz. Ve bu sevginin taşarak her canlının kalbine ulaşmasına, her varlığa dokunmasına da Rahim deriz.
Kur’an’da Allah, kendini insanlığa hep sevgi, merhamet, iyilik ve şefkatle tanıtmıştır. Her surenin başında besmeleyle başlayan bu tanıtım, aslında bizlere Allah’ın en büyük mesajını verir: Her işe sevgiyle ve merhametle yaklaşın! Hayata Rahman’ın sonsuz sevgisini ve Rahim’in şefkat dolu dokunuşunu taşıyarak başlayın. Besmele, sadece bir dua değildir; o, sevgiyle hareket etmek, merhametle yaşamak ve iyilikle ilerlemek anlamına gelir. Allah’ın en temel mesajı, insan olmanın özüdür: Her adımınızı sevgi ve merhametle atın.
-
Hesap gününün efendisidir. / Din gününün Mâlik’i, sultanıdır O… / Sorgulama gününün tek yargıcıdır.
O, Din Günü’nün, yani son hesap gününün yegâne sahibidir. İnsan ömrünün, yaşamın, evrimin, bu uzun yolculuğun hesabını yalnızca O sorar. Kainatta kimse, hiçbir varlık, en büyük peygamberler dahi, bu yetkiye sahip değildir. Peygamberler sadece yolu gösterir, ışık tutar, insanı doğruya yönlendirir; ama hesap soramazlar. Hiç kimse başkasına kurtuldun ya da mahvoldun diye damga vuramaz. İmanla küfrü ayırmak, kalplerdeki gerçek inancı bilmek sadece Allah’a mahsustur. O bilir, O hükmeder.
Bu ayet, bizim şu anda yaşadığımız geçici dünyanın ötesinde bambaşka bir hayatın, bir hesaplaşma gününün geleceğini haber verir. O büyük gün, insanlığın en köklü gerçeklerinden biridir. Ama ne yazık ki, modern dünyanın koşuşturmacasında, materyalist toplumların ellerinde neredeyse unutturulmuş, hafife alınmış, alay konusu edilmiştir. Eğitimde, siyasette, hukukta bu hakikat bilinçli bir şekilde görmezden gelinmiş, bir kenara itilmiştir. Oysa Din Günü, insan varoluşunun en temel gerçeklerinden biridir, asla ihmal edilmemesi, ciddiyetle düşünülmesi gereken bir gerçektir.
Kur’an’ın özündeki mahşer, kıyamet ve ahiret inancını simgeler bu ayet. Din Günü, sadece bir hesaplaşma değil, yeni bir yaşamın, sonsuz bir hayatın da başlangıcıdır. Allah’ın adaletinin tecelli edeceği, gizli kalan her şeyin gün yüzüne çıkacağı o büyük gün, insanlık için en hakiki gerçektir. Ve bu gerçeği unutmamak, her adımımızı ona göre atmak gerekir.
15-Hicr Suresi 35, 26-Şuara Suresi 82, 37-Saffat Suresi 20, 38-Sad Suresi 78 ve 83-Mutaffifin Suresi 11. ayet
-
Sana taparız ve senden yardım dileriz. / Yalnız/Ancak Sana taparız/kulluk/ibadet ederiz ve ancak Senden yardım dileriz.
Allah’ın sonsuz sevgisi, şefkati ve merhameti, O’nun her şeye kadir gücü ve adalet terazisi, ruhumuzun derinliklerinde yankılandığında, önce kendi eksikliklerimizi, yetersizliklerimizi görür, ardından O’nun eşsiz kudretine sığınırız. İşte o an, içimizde ibadetin en derin hali doğar; başımız saygıyla eğilir, rükuya varırız. Ancak burada önemli olan yalnızca eğilmek değildir; yürekten, sadece O’na tapmak, yalnız O’ndan yardım dilemek. Çünkü, O’ndan başka tapınılacak, O’ndan başka sığınılacak kimse yoktur. Bu dünyanın aldatıcı ışıkları ne kadar parlak olursa olsun, Allah’tan başkası yardım etmez.
“Biz” dememizin sırrı da burada yatıyor. O’nu arayan, O’na inanan herkesle ortak bir yerde buluşuyoruz. Kulluğumuzda yalnız değiliz; bu yolda omuz omuza, bir inanç halkası içinde, hep birlikte ilerliyoruz. Yardım için araya aracılar sokmadan, riyadan uzak, gönlümüzü dosdoğru Allah’a çevirerek, sadece O’na sığınıyoruz. Rab ile kul arasında samimi, içten ve saf bir bağ kurulmalıdır. O’nun huzurunda eğiliriz ama başka kimsenin önünde asla diz çökmeyiz. Bir başkasına güvenmek, köleliğin ilk adımıdır. Allah, bize özgürlüğü bahşetti; kimsenin boyunduruğunda yaşamayalım diye akıl verdi, düşünebilelim diye ruhumuza derinlik verdi. O’ndan başkasına el açmak, boyun eğmek bize yakışmaz.
Biz, yalnızca Allah’tan ister, O’na derdimizi açarız. Başkasına yük olmayız, alnımızın teriyle geçiniriz, onurumuzla yaşarız. Toplum içinde başımız dik yürür, kimseye eğilip bükülmeyiz. Acımızı, hüznümüzü O’na anlatırız, yalnız O’nunla ağlaşırız. Allah’tan başka kimsede derman aramak, bizi küçültür. Ama O’na yönelmek, bizi insan eder.
-
Bize doğru yolu göster. / Dosdoğru giden yola ilet bizi…
Bizi doğru yola, adaletin ve dürüstlüğün yoluna yönelt. Sırat-ı Müstakim’e çıkar, ey Rabbim. Çünkü hayatın yollara böldüğü bu dünyada bazen kayboluyor, yolumuzu şaşırıyor, sapaklardan sapıyor, boşu boşuna dolaşıyoruz. İlk adım, o yolu bulmak. Ama yetmez, o yolda kalabilmek de gerek. Ne kadar bilgili, ne kadar erdemli olursak olalım, insan bu, bir tökezler, bir savrulur. Doğru yol, çoğunlukla dar, sarp bir yokuş gibi gelir insana, herkesin kaçtığı bir patikadır bu.
“Fakat o, sarp yokuşa atılamadı.” (Beled, 90:11)
Dünyanın eğriliklerine kapılmamak, çarpık yolların süslü övgüsüne aldanmamak için senin rehberliğine muhtacız. Bize birazcık sezgi ver, kalbimize manevi bir ışık sal ki, kim rahmetinin nurunda yürüyor, kim gazabının karanlığında kaybolmuş, ayırt edelim.
Sırat-ı Müstakim, dengedir, her şeyin kıvamında olduğu bir denge yolu. Bu yolda yürüyen, hayatında huzuru bulur. Sana yakararak hidayetini dileriz, çünkü her yol mutluluğa çıkmaz. Ama senin gösterdiğin yolda, öfkeye kapılmadan, acıya saplanmadan, sapmadan yürümek, yalnızca sana güvenmek, insanı huzura çıkarır. Kim bu yolda yürürse, senin rahmetine erer. Çünkü elçilerin bize öğrettiği tek hakikat budur: Senin birliğine teslim olmak. Bu yol, insanlık tarihinin her aşamasında vaaz edilen, tek ve sarsılmaz bir yoldur. Her şeyin, tüm varlıkların sana tabi olduğu bir yoldur.
Sana ve elçine itaat edenler, hakikatin âşıklarının, şahitlerin ve iyilik yapanların yolunda yürür. Onlarla kardeş olmanın güzelliği, o yolun içinde saklıdır. İnsanlar, düşüncelerinde dürüst olmalı, gördüklerini samimiyetle algılamalıdır. Hakikati bir kez gören, ona sarılmalı; Sana karşı alçakgönüllü, insanlara karşı şefkatli olmalıdır.
Ey sevgi ve merhametin sınırsız kaynağı, bizi fıtratın yalansız, dolansız yolunda yürüt. O erdemli, o tertemiz yolda, verdiğin güçle bize destek ol. Adımlarımızı sağlamlaştır, bizimle ol ki bu sarp yokuşta yalnız kalmayalım!
- Kendilerine nimet verdiklerinin, gazabına uğramayanların ve sapıklık etmeyenlerin yoluna. / Bize, öfkeye uğrayanların ve sapanların yolunu değil;iyilik eylediklerinin yolu olan doğru yolu göster. / Kendilerine nimet verdiklerinin, üzerlerine gazap dökülmemişlerin, karanlık ve şaşkınlığa saplanmamışların yoluna…
Sapmışların ve öfkeni çekenlerin değil; nimetlerinle desteklediklerinin yoluna ; Kendilerine gazabedilmiş olanların ve sapmışların yoluna değil ya Rabbi!
Allah’ın lütfu, bir yanda tüm varlığımızı sarıp sarmalayan bir şefkat, hak ettiğimizden fazlasını veren bir merhamet, öte yanda ise kendi seçimlerimizle şekillenen bir gazap. Lütuf, Allah’ın nurudur; ışığına sığındığımızda her kötülükten, her yanlıştan, her ihmalkârlıktan bizi alır, korur, saklar. Ama gazap, kendi ellerimizle ektiğimiz tohumun biçtiği fırtına. O fırtına, Allah’ın değil, insanın kendi tercihlerinin, kendi gafletinin, kendi hatalarının eseridir.
Neden gazap iki türlü diye soracak olursanız; birisi, bile bile Allah’ın kanunlarını çiğneyenler, diğeriyse dikkatsizliği, ihmali yüzünden yoldan çıkanlar. Birinci grup, kasıtlı, bilerek, isteyerek sapar; kendini karanlığın kucağına atar. İkinci grup ise, farkında olmadan, gaflet içinde savrulur. Her iki yolun sonu da aynı karanlıkta buluşur, çünkü insan yaptıklarından ve yapmadıklarından sorumludur. Bu yüzden Fatiha suresi gazaba uğrayanlar ve sapanlar üzerine dikkat çeker.
Allah’ın yolu, sevgiyle yürünmesi gereken bir yoldur. O yolda adım atmak, irademizle, seçimlerimizle mümkündür. Allah bizi özgür bırakmış, önümüze yollar sermiştir. Bir yanda lütuf ve merhametin ışığıyla aydınlanan dosdoğru yol, diğer yanda sapmaya götüren, yanlış seçimlerle kararan yollar. Sevginin yolundan yürümek, ömrü sevgiyle yoğurmak gerek. Allah’ın kulu olmak, sevginin peşine düşmek, merhametin gereğini yerine getirmek demektir.
İnsan, iradesiyle bu yolculukta doğru yolu seçerse, gazaptan da sapkınlıktan da kendini korur. İnsanın hak ettiği mertebe de budur: Huzur ve refah, Allah’ın yolunda yürüyen, sevgiyle yoğrulmuş bir ömürle gelir. Yoldan sapmayan, ayaklarını Allah’ın lütfuna adayan, yokuşlarda bile umutla tırmanan insan, sonunda lütfa erişir. Allah bizden sevgiyi ve merhameti ister; irademizle O’nun yolunda yürümemizi bekler. Böylece insan, yaratılışın gayesine uygun yaşar ve nihayetinde o huzuru bulur.
Uzat Elini
Şimdi eğer devam edemeyecek gibi hissediyorsan
Çünkü tüm umudun gitmişse
Ve hayatın çok fazla kafa karışıklığıyla doluysa
Ta ki mutluluk sadece bir illüzyon olana kadar
Ve etrafındaki dünyan yıkılıyorsa
Sevgili kulum, uzan, ipime sarıl, uzan bana
Uzan, benim için uzan
Orada olacağım, seni barındıracak bir sevgiyle
Orada olacağım, seni görecek bir sevgiyle
Kendini kaybolmuş hissettiğinde ve vazgeçmek üzere olduğunda
Çünkü yaptıklarının en iyisi bile yetmiyorsa
Ve dünyanın soğuduğunu hissediyorsan
Ve kendi başına sürükleniyorsan
Ve tutmak için bir ele/kulpa ihtiyacın varsa
Sevgili kulum, uzan, bana ulaş
Uzan, bana ulaş
Seni sevmek ve rahatlatmak için her yerde olacağım
Ve orada olacağım, seni el üstünde tutmak ve seninle ilgilenmek için
Seni kuşatacağım, benliğini görecek bir sevgi ve şefkatle
Seni sevmek ve rahatlatmak için her yerde olacağım
Kafanı nasıl eğdiğini görüyorum
Sen sevgisizsin ve şimdi korkuyorsun
Ve gözyaşlarının arasından etrafına bakıyorsun
Ama bulunacak bir huzur ve güven yok zannediyorsun
Ne düşündüğünü biliyorum
Şimdi yalnızsın, kendine bile sevgin yok
Ama sevgili kulum, uzan, bana ulaş
Uzat elini
Sadece kafanı kaldır gökyüzüne doğru yada istersen hem doğuya hem de batıya bak
Sana ihtiyacın olan tüm sevgiyi vermek için orada olacağım
Her yerde kuşatanın olacağım, Bana her zaman güvenebilirsin
Sana ihtiyacın olan tüm sevgiyi vermek için orada olacağım
Her yerde olacağım, Bana her zaman güvenebilirsin
Sana şah damarından bile yakınım…
Fatiha
- In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
- Praise be to Allah, The Cherisher and Sustainer of the Worlds;
- Most Gracious, Most Merciful;
- Master of the Day of Judgment.
- Thee do we worship, and Thine aid we seek.
- Show us the straight way,
- The way of those on whom Thou hast bestowed Thy Grace, Those whose (portion) is not wrath, and who go not astray.