← Listeye Dön

Duha Suresi

2025-04-20

kuranquranfurkan

Duha Suresi 93-11

(Muhteşem Sabah Aydınlığı/Işıkları)

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

  1. Şanlı Sabah Işığına andolsun,

“Andolsun, güneşe ve kuşluk vaktindeki parıltısına.” : Şems 1

Sabahın ilk ışıklarından, öğleye kadar artarak yükselen ışık, ruhsal hayatın ve içimizde büyüyen çalışmanın simgesidir. Gecenin o durgun ve sessiz anları ise, değerini bilenler için sadece bir hazırlık safhasıdır. Karanlığın sakinliği, bir boşluk, bir atalet değildir; ruhsal hayatımızda bir durgunluk anlamına gelmez. Tam aksine, o sükûnet, içsel bir toparlanma, yeni doğacak günün ışığına hazırlıktır.

Kendimizi yalnız ve terk edilmiş hissettiğimiz anlarda bile, aslında yalnız değiliz. Allah’ın gözü üzerimizde, rahmeti yanımızdadır. Karanlık, yalnızca O’nun nuruna giden yoldaki bir durak, sabrın ve inancın sınandığı bir aralıktır. Ve bilmeliyiz ki, bizi terk eden ne gecedir, ne de Yaradan’dır.

  1. Ve hareketsizken geceye andolsun ki,-

“Işığı gizlediği için Gece’ye;

Görkemle göründüğü gibi Güne andolsun;” : Leyl 1-2

  1. Veli-Rabbin seni yüzüstü bırakmadı ve darılmadı da.

Peygamber’e verilen güvence, sadece ona değil, insanlığa da ışık tutar. Onun hizmetinin ilk yıllarında, her İlhamın ardından gelen uzun bekleyişler, onun yüreğinde bir ağırlık yaratmış olabilirdi. Kureyşliler bu sessizlikten yararlanarak söylentiler yaydılar; “Muhammed’i Allah terk etti” dediler. Kendi kabilesi bile ona sırt çevirdi, alay etti, tehditler savurdu. Ama onun inancı hiç sarsılmadı.

Muhammed asla düşünmedi ki, Allah ona gazap etti. Kureyş’in alaylarına, iftiralarına rağmen, yüreğinde o büyük inancı korudu. Onun aklında, hiçbir zaman bir şüphe, bir tereddüt olmadı. Onun yolu, zorluklarla dolu olsa da, o yolun sonunun hayırla sonuçlanacağına olan güveni tamdı.

Bu sessizlik, yalnızlık anları, tıpkı sabahın ilk ışıkları gibi, ruhsal çalışmanın en önemli anlarıdır. İnsan ilk zorluklarda yılmamalı, yalnızlık hissine kapılmamalıdır. Çünkü Allah’ın koruması, her daim sadık olanın yanındadır. Alaylar, küçümsemeler ne kadar sert olursa olsun, kalbindeki iman onu ayakta tutacaktır.

Allah’a olan samimi bağlılık, dünyada ne sonuç verirse versin, O’nun hoşnutluğunu kazanmanın önündeki engelleri kaldırır. Varlık ve oluş sancılıdır. Doğmak, büyümek, yaratılmak, hepsi sıkıntılı bir süreçtir. Ama işlerin sonu daima hayırdır.

  1. Ve şüphesiz ahiret senin için şimdiki zamandan daha hayırlıdır.

Takva dolu bir insan için, hayatın her anı bir öncekinin üzerine kuruludur, her yeni an, bir öncekinden daha aydınlık ve derindir. “Ahiret” dediğimiz o büyük kavram, sadece ölümün ötesindeki yaşam değil, bu dünyada da iyiliğin ruhuyla beslenen her ânı kapsar. Bu dünya, göz alıcı süslerden yoksun olsa bile, ruhu giderek daha da tatminkar bir hale getirir.

Allah’ın insanlığa verdiği söz, zamanla eksiksiz bir şekilde yerine gelecektir. O’nun sözü, kayadan daha sağlamdır. Allah bir kez söz verdi mi, asla geri dönmez, dönemez. Bu, yeryüzündeki her şeyi aşan bir gerçektir; bir inançtır ki, bu inançla yaşayanın içi hep ferah, yolu hep aydınlıktır.

  1. Ve yakında Velî-Rabbin, sana rızasını/vereceğini verecektir, hoşnut olacaksın,

Allah’ın rızasını kazanmak O’na hizmet ettiğimizde gerçekleşir. Şüphe ve ıstırap duygularımız bile ortadan kalkar ve irademiz Allah’ın İradesi ile birleştiğinde tam bir hoşnutluk, memnuniyet ve faal bir haz duygusuna sahip oluruz.

  1. Seni yetim bulup barınak ve ilgi vermedi mi?

Geleceği yargılamak için geçmişe bakın. Allah, size geçmişte nasıl iyilik etmişse, gelecekte de iyiliğinden mahrum bırakmayacaktır. Peygamberimizin kendi hayatı, bu gerçekliğin canlı bir örneğidir. O, daha doğmadan babası Abdullah’ı kaybetti, annesi Emine ise hastalıklarla boğuşuyordu. Henüz altı yaşındayken annesi de vefat etti. Onu büyüten yaşlı dedesi Abdül Muttalib, iki yıl sonra hayata gözlerini yumdu. Öksüzlüğün, yalnızlığın acısını derinlemesine yaşamıştı. Ama işte bu zorluklar, O’nun yüreğini sevgi, merhamet ve şefkatle yoğurdu. Amcası Ebu Talib ise O’nu oğlu gibi sahiplendi, ona can oldu.

Bu hikaye bize gösteriyor ki, her birimiz, bir anlamda yetimiz. Ama Allah, bizleri yetim bırakmaz; her zaman sığınacak bir kapı, başımızı yaslayacak bir omuz sunar. Manevi dünyada baba da anne de yoktur, sığınak yalnız Allah’ın merhametidir. O’nun lütfu, bizi hep sarar. Yetim bir yüreğin sesinden, vicdanın ve merhametin şarkısı yankılanır. Allah, en zayıfın, en çaresizin yoldaşıdır. Musa’nın, Yusuf’un, İsa’nın hikayelerinde olduğu gibi, Peygamberimizin hayatında da yalnızlık, trajedi ve dram birer öğretmen gibidir.

Zor zamanlarda, başını yaslayacak bir göğüs bulamazsan, Allah seni bağrına basar. Her olumsuzluğun içinde saklı bir lütuf vardır, tıpkı bir yağmur damlasının içinde saklanan gökkuşağı gibi. Hak, sana şah damarından daha yakındır; bunu bil ve güven.

  1. Ve seni şaşırmış dolaşırken buldu ve sana hidayet verdi/yol gösterdi.

Peygamber, Mekke’nin müşrik/batıl ibadetlerle çevrili bir ortamında, putların ve şirkin koruyucusu olan bir ailenin ocağında doğmuştu. Fakat o, birliğin ve hakikatin peşine düşerek, gönlünde aradığı ışığı sonunda Allah’ın hidayetiyle buldu. Onun hakkında asla bir günah ya da büyük bir hata ima etmiyoruz. Fakat unutmamalıyız ki, her insan, zaman zaman yanılabilir, düşüncelerinde, niyetlerinde veya anlayışında şaşırabilir. Bu yanılgı labirentlerinde insan kendini kaybolmuş bulabilir.

Önemli olan, her adımda Allah’ın lütfu ve rehberliğine sığınmak, O’nun ışığının her zaman yolumuzu aydınlatmasını dilemektir. Peygamber de işte bu arayış içinde yürümüş, hakikatin peşinden kararlılıkla gitmişti. Bu kararlılığı, onu aradığı en yüce gerçeğe ulaştırdı. Allah’ın merhameti, insanın en zor anında bile ona doğru yolu gösterecek bir rehberdir.

“Hemşehriniz, arkadaşınız Muhammed, başına buyruk hareket etmedi, hak yoldan uzaklaşmadı, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih etmedi, bâtıla inanmadı, insanlara karşı hiçbir zaman haince bir düşünce taşımadı.” :Necm 2

  1. Ve seni muhtaç buldu ve seni hür/bağımsız kıldı.

“Senin kılavuzluğunu üstlenmedi mi?”

Peygamber, dünyaya fakir olarak geldi, servetten yoksundu. Ne babasından ne de dedesinden bir miras devraldı. Ama Hatice’nin kalpten gelen saf sevgisi, ona sadece maddi olarak destek sağlamakla kalmadı, aynı zamanda onu bu dünyanın geçici ihtiyaçlarından bağımsız kıldı. Hatice’nin şefkati, onu Allah’a hizmet yolunda daha büyük bir adanmışlıkla yürümeye itti, onu yüce bir göreve hazırladı.

Her birimiz zaman zaman bu dünyanın dertleri içinde bir arayışa düşmez miyiz? Her şey aslında Allah’ın rızasına ve O’nun lütfuna bağlıdır. Ne kadar çabaladığımız, ne kadar samimi olduğumuz, gelecekte olanı şekillendirir.

Ama hakikat yolunu bulduğumuzda, manevi yoksulluk içinde bir zirveye tırmanmak, elbette meşakkatli bir iştir. Allah’ın bize vereceği sevgi ve ilim, işte bu zorlu tırmanışta asıl zenginliktir. Muhammed, maddi anlamda bir zenginlik içinde yaşamamış, zengin bir insan olarak da ölmüştür diyemeyiz. Ama O, maneviyatta sınırsız bir zenginliği tatmış, Allah’ın sevgisiyle kalbini doldurmuştur.

Zaman zaman sıkıntılar içinde boğulduğumuzda, bir çıkış yolu bulamadığımızda, içimizde isyan ateşi alevlenmeden önce, Peygamber’in hayatına bakmalıyız. O’nun deneyimlerinden, sabrından, Allah’a olan sonsuz bağlılığından ders almalıyız. İlahî teselli, işte bu örneklerde gizlidir, en umutsuz anlarımızda bile O’nun yolunda bir ferahlık buluruz.

  1. O halde yetime sert davranma,

Peygamber, yetimlerin çektiği acılara her zaman merhametle ve derin bir şefkatle yaklaşmış, onları zayıf ve hor görülen varlıklar olarak gören toplumuna karşı gerçek bir insanlık dersi vermiştir. O, yetimlerin ezilmesine ve sömürülmesine karşı durmuş, onların korunması ve yüceltilmesi gerektiğini her fırsatta dile getirmiştir.

Bu tutum, sadece o çağda değil, her çağda geçerli olmalıdır. Yetimler, düşkünler, yaşlılar, muhtaçlar, sesini duyuramayan her yaratık, Allah’ın bizlere emanetidir. Onlara gösterilen merhamet, yalnızca bir insanlık görevi değil, aynı zamanda kutsal bir sorumluluktur. Her aciz, her yardıma muhtaç varlık, bizden bir parça, ilahi bir sınavın parçasıdır.

  1. Ve sakın Muhtacı/sesini duyaramamış/sesi duyulmayan/istemek zorunda kalan isteyeni azarlama;

Kimi zaman kapımıza gelip yardım isteyenler olur. Kimi, el açıp ekmek ister; kimi, akıl sorup yol arar; kimi de sadece bir yürekten cesaret bekler. Ne var ki, onları küçümseyip geri çevirmek, yüreğimizin kapılarını kapatmak gibi yanlış bir tavır vardır insanların çoğunda. Bazen cömertçe bir sadaka verilir ama içinde ne bir sıcaklık vardır ne de bir ilgi. Oysa bir yardımı, sevgi ve anlayışla süslemedikten sonra neye yarar ki?

Her gelen isteğin ardında bir insanın yüreği vardır. O isteği hor görüp küçümsemek yerine, ona samimiyetle yaklaşmak gerekir. Gerçek merhamet ve cömertlik, sadece verdiğin maddi yardımla değil, verdiğin gönül ferahlığı ve sıcaklıkla ölçülür. Her isteğin ardındaki öz bilinmeli, insanı anlamak için zaman harcanmalıdır. O zaman yardım, yalnızca bir sadaka değil, insanlığın asıl değeridir.

“O, yeryüzünde, üstten ağır baskılı, oturaklı, derin temellere dayalı dağlar yerleştirdi. Yeryüzünü bereketli hale getirdi.
Orada, isteyenler, rızık arayanlar için, rızıkları dört devirde, dört mevsim içinde, belli bir seviyede, dengeli, eşit bir şekilde takdir edip, planlayıp düzene koydu.” : Fussilet 10

  1. Ama Rabbinin lutfuna gelince anlat ve ilan et!

Allah’ın size bahşettiği lütuf, yalnızca sizin değil, herkesindir. O lütfu, her karanlık köşeye, her susuz toprağa, her aç kalbe yaymak sizin boynunuzun borcudur. Peygamber’in izinde gidin, o nasıl her nimeti duyurdu, paylaştıysa siz de öyle yapın.

Hepimiz şu ya da bu yolla Allah’ın rehberliğine eriştik. O rehberlik bazen bir akıl ışığı, bazen bir yol gösteren el, bazen bir ses olarak gelir. Ama her ne olursa olsun, elimize verilen bu nimet, yalnızca bizim için değildir. Kendimizden daha az nasiplenen kardeşlerimize karşı cömert olmak, onlara uzanmak, o lütfu pay etmek insanlık borcudur.

Allah’ın verdiği her şey, birer sınavdır. Onu saklamak değil, çoğaltmak; paylaşmamak değil, yeryüzüne yaymak gerektir. Kardeşlerimize gösterdiğimiz merhamet, verdiğimiz yardım, o lütfu yücelten asıl adımdır.

Dhuha, or The Glorious Morning Light. 

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.

  1. By the Glorious Morning Light,
  2. And by the Night when it is still, —
  3. Thy Guardian Lord hath not forsaken thee, nor is He
    displeased.
  4. And verily the hereafter will be better for thee than the
    present.
  5. And soon will thy Guardian Lord give thee (that wherewith)
    thou shalt be well pleased.
  6. Did He not find thee an orphan and give thee shelter (and
    care)?
  7. And He found thee wandering, and He gave thee guidance.
  8. And He found thee in need, and made thee independent.
  9. Therefore, treat not the orphan with harshness,
  10. Nor repulse the petitioner (unheard);
  11. But the Bounty of thy Lord–rehearse and proclaim!