← Listeye Dön

Cin Suresi

2025-04-20

kuranquranfurkan

Cin Suresi 72-40

Cin Suresi 72-40 ( Ruhlar, Görünmeyen Şuurlu Varlıklar, Görünmeyen Varlık)

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

  1. De ki: Bana cinlerden bir topluluğun Kur’an’ı dinledikleri vahyolundu.
    “Gerçekten harika bir beyan / Kuran dinledik!” dediler.

Vahiy çeşitli kanallardan gelebilir ve kanallardan biri, Peygamber’in zihninden geçen olayları açıkça gördüğü ve işittiği bir vizyon olabilir.

“Hani, cinlerden bir grubu, Kur’ân’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur’ân’ı dinlemek için geldiklerinde, birbirlerine:
“Susun, dinleyin, duyduklarınızı uygulayın!” dediler. Kur’ân’ın okunması bitince de, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan birer uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
Cinler:
“Ey kavmimiz, doğrusu biz Mûsâ’dan sonra indirilen, içindeki önceki kitaplara ait geçerli hükümleri doğrulayan, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek İslâm’ı, doğru, muhkem, güvenli ve mutedil yolu, İslâmî hayat tarzını gösteren bir kitabı, Kur’ân’ı dinledik.”
“Ey kavmimiz, Allah’ın dinine davet edene icabet edin, uyun. O’na iman edin. Allah da sizin günahlarınızın bir kısmını bağışlasın. Sizi can yakıp inleten müthiş bir azaptan korusun.”
“Kimler Allah’ın yoluna, İslâm’a davet edene icabet etmez, uymazsa, bilsin ki, yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak, koyduğu kanunların dışına çıkarak yakayı kurtaracak değildir. Onların Allah’ın dışında, kulları durumundakilerden, dostlarının, velilerinin, koruyucularının olması da mümkün değildir. Onlar tamamen başına buyruk bir hayat, koyu bir cehalet, dalâlet, bozuk düzen içindedirler.”” :Ahkaf 29-32

Görünüşe göre cinler, daha önceki vahiyleri de işitmişlerdi. Musa’nın mesajını (46:30) ve Teslis Hristiyanlığının yanılgısını (72:3) duymuşlardı. Geldikleri kavmin içinde hem iyi hem kötü türlü insan olduğunu biliyorlardı, ama işittikleri ve inandıkları o saf Vahdet Mesajını yaymakta kararlıydılar. Öyle ki, kendilerini bu hakikati anlatmaya adadılar; güzelliği kavramış bir yürekle, onu tüm içtenlikleriyle tebliğ etmeye koyuldular.

“Cinleri, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak durumuna getirdiler. Oysa ki, onları da Allah yarattı.
Bilgisizce Allah’a oğullar ve kızlar yakıştırdılar.
Hâşâ, Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzeh ve yücedir.” : Enam 100

“Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur’an’m bir benzerini getirmek üzere biraraya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler.” : İsra 88

Kuran’da 29 yerde geçen cin sözcüğü bir cins ismi olup tekili cinnî, gözle görülemeyen varlık anlamındadır.

Cinler, son peygamber Hz. Muhammed’e vahyedilen Kur’an’ı da dinlemişlerdir. Bu dinleyiş, Hz. Peygamber’e vahy ile bildirilmiştir.

  1. “O, hakkı hidâyete erdirir ve biz ona iman ettik; Rabbimiz’e hiçbir ilah ortak koşmayız./Rabbimiz katında hiçbir ilahı ortak koşmayacağız.”

“Hani, cinlerden bir grubu, Kur’ân’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur’ân’ı dinlemek için geldiklerinde, birbirlerine:
“Susun, dinleyin, duyduklarınızı uygulayın!” dediler. Kur’ân’ın okunması bitince de, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan birer uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.” : Ahkaf 29

  1. “Rabbimizin şanı yücedir. O ne bir eş ne de bir oğul edinmiştir.

Müşriklikten ve aynı zamanda Allah’ın doğurduğu anlamına gelecek olan bir oğul doktrininden de tövbe ederler.

“O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısı, yoktan var edicisidir.
Eşi, hanımı olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir? Her şeyi, her varlığı O yaratmıştır. Her şey, O’nun ilmi, iradesi, planı dahilinde gerçekleşmektedir.” : Enam 101

  1. “İçimizden öyle akılsızlar vardı ki, Allah’a karşı büyük yalanlar söylerlerdi.

Kur’an’da İblis’in cinlerden olduğu söylenir. Cinler ise tıpkı insanlar gibi özgür irade ve sorumluluk sahibi varlık türleridir.

  1. “Fakat biz, hiçbir insanın ve hiçbir ruhun/cinn’in Allah’a karşı gerçek olmayan bir söz söylememesi gerektiğini düşünüyoruz.

Hiç kimse Allah hakkında yanlış fikirlere kapılmasın. Çünkü ibadetimize şirk/sahte tanrıları katarsak, kendimizle ilgili gerçek anlayışımızı ve tüm hayatımızın hesabını vereceğimiz Yaratıcımıza karşı olan sorumluluk duygumuzu yitirmiş oluruz. O, sevdiğimiz ve bize hayatı bahşeden tek Gerçektir.

Eğer putlara, gök cisimlerine, insanlara ya da herhangi bir yaratığa; kendi nefislerimizin arzularına ya da sahte soyutlamalara Allah’ın yanı sıra taparsak, Allah’a ortak koşarsak yalnızca Hakikat’e ihanet etmekle kalmayız, dünyanın ahengi/uyumuna, temizliğine ve düzenine de bir yara açarız. Öyle ki, hem insanlar hem cinler bir araya gelse bile, Kur’an’ın bir benzerini ortaya koyamazlar.

  1. “Doğru, insanlardan öyleleri vardı ki, Cinlerden olan kimselerin yanına sığındılar, fakat onlar onları akılsızlıkta artırdılar.

Eğer insanlar, gizemli ruhlara başvurarak hayatlarının zorluklarından ve gerçeklerinden sıyrılabileceklerini sanıyorlarsa, büyük bir yanılgı içindeler. Kendi doğal ortamlarında anlayabilecekleri görevlerden kaçmak ya da yaptıklarının sonuçlarından saklanmaya çalışmak tam bir budalalıktır. Böyleleri, sonunda, ilk dayanağı vicdanları olan Allah’ın Hüküm Kürsüsü’nde hesap vereceklerini göremeyenlerdir.

Cinler insana doğrudan musallat olamaz. Onların insana tasallutu, yine bir insanın eliyle gerçekleşir. Allah’a inanan bir insan, cinlerin kötülüğünden korkmaz; çünkü cin tasallutu dediğimiz şey, aslında, cin hayalleriyle insanları perişanlığa sürükleyen insan şerirlerinin işidir.

İblis de, insan ve cin türünden şeytanlar da bilirler ki Allah’ın ihlasla bağlı kullarına hiçbir zarar veremezler.

  1. “Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi kıyamete diriltmediğini sandılar.

“Böylece Rabbinin şu sözü tamamlanıp gerçekleşmiş olacaktır: “Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, inkârcıların tümüyle dolduracağım.” :Hud 119

Hesap görücülerin en hayırlısı olan Allah, herkese hak ettiği karşılığı eksiksiz ve en güzel şekilde verecektir.

  1. Ve göklerin sırlarını araştırdık; ama onu sert muhafızlar ve yanan ateşlerle dolu bulduk.

“Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin bucaklarından/ köşelerinden geçip gitmeye/göklerin ve yerin katmanlarına nüfuz etmeye gücünüz yeterse, hadi, geçin gidin/nüfuz edin! İlme dayanan hüccet dışında bir şeyle nüfuz edemezsiniz!” :Rahman 33

“Onları, kovulmuş, itaat dışına çıkmış bütün şeytanlardan, şeytanî güçlerden, şeytanların yaklaşıp zarar vermesinden koruduk.
Ancak, dinleme yoluyla bilgi sızdıranlar, bilgi hırsızlığı yapanlar var. Bu sebeple hiç fırsat vermeden, gökten yere doğru akan, kor halindeki alev yalımları onların peşlerini takip eder, işlerini bitirir.” : Hicr 17-18

“Biz dünya semasını sizin tasavvur edemeyeceğiniz güçlü ışık hüzmeleriyle süsledik. Bunları şeytanlara, şeytanî güçlere karşı göğü koruyan alev yalımları olarak kullandık; şeytan tıynetlilerin gelecekle ilgili haber uydurmalarına, tahmin yürütmelerine konu yaptık. Onlara bir de körüklenen, alev püsküren, dehşetli cehennem ateşi azâbı hazırladık.” : Mülk 5

Buradaki konuşanlar, günah ve kötülükten tövbe etmiş olanlardır; ama aralarına sinsice gizlenen, kötülüğü gözetleyenlerin de farkındalar. Karanlık planlar kuran bu kötü niyetlilerin saldırıları, göklerdeki parıltılı ışık huzmeleriyle şekillenen Doğrunun uyanık muhafızları tarafından püskürtülüp bozguna uğratılacaktır.

İnsan ve cinlerin çabaları içinde, göğün ve yerin en kuytu köşelerini araştırıp derinliklerine inmek de vardır; ama onların her hamlesi Doğrunun koruyucularının uyanık gözü önündedir.

“Ey cin ve insan toplulukları, göklerin ve yerin bazı bölgelerinden çıkıp ötelerine geçmeye, irtibatlar kurmaya gücünüz yetiyorsa, süratle gidin, nüfuz alanları kurun. Büyük gücünüz, gelişmiş güçlü teknolojiniz, kudretli bir devletiniz olmadan nüfuz edemezsiniz, irtibatlar, nüfuz alanları kuramazsınız.” : Rahman 33

  1. “Gerçekten biz orada gizli makamlarda otururduk, bir dinlemek/oturumdan işitmek için; ama şimdi kim kulak verirse, pusuda onu gözetleyen alevli bir ateş bulacaktır.

Kur’an, apaçık bir kitaptır; içinde Birlik Mesajı yeniden doğmuştur. Rahiplik ve sahte dindarlığın dinin üstüne örttüğü tüm örümcek ağlarını, gizemleri ve yalanları bir bir temizlemiştir. Artık sahte gizli bilgilerin ardına düşenler, kendilerini Kur’an’ın alev gibi yanan gerçeğiyle karşı karşıya bulacaklardır. Bu ateş, sahteliği ve aldatmacayı eritip geçerken, gerçeğin gücünü dosta da düşmana da açıkça gösterir.

  1. “Yeryüzündekilere/yeryüzündeki şuurlulara şer mi murat edildi, yoksa Rableri gerçekten onları doğru yola mı hidayet etmek istedi, anlamıyoruz.

Bu ruhlar, bu cinler için devrim niteliğindeki bu müjde Mesaj henüz yenidir; onlar için Gerçek, yanlışı yok eden alevli bir kılıç gibi parıldar. Allah’ın yolundan ayrılmanın insanlık için bir rahmet mi yoksa bir ceza mı olacağını tam olarak anlayamadıklarını da açık yüreklilikle dile getirirler. Ama içten içe bilirler ki, herkes doğru Rehberliği ararsa, bu ancak bir lütuf olur. Ve işte bu umut, onları hakikatin peşine düşmeye sevk eder.

  1. “Bizden doğru olan da vardır, olmayan da vardır; ayrı yollara saparız /farklı yollar izleriz.

Cinler de tıpkı insanlar gibi, kendi toplumlarını kuran varlıklardır. Kur’an, bu noktada onlar için “ümmet” tabirini kullanır. İçlerinden iman edenler de vardır; gerçeği inkâr eden, yalanlayanlar da. Nankörlük edenler ve inkâr yoluna sapanlar, kendileri gibi olan insanlarla birlikte cehenneme gireceklerdir.

Örneğin, İblis… Nefsine zulmetmiş, büyüklenmiş, Allah’ın emrine karşı gelmiş, ama pişman olup da hatasını kabul etmemiştir. Allah’a yönelip tövbe etmeyi reddettiği için bir daha affedilmemek üzere kovulup lanetlenmiştir. Allah’ın yarattığı bu ins ve cin âleminde, iman edenler ve inkâr edenler olduğu gibi, İblis de kendi büyüklenmesiyle Allah’a nankörlük etmiştir.

“İblis hariç hepsi secde etmişti. O cinlerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı.” : Kehf 50

“Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: “Nefislerimize karşı şehadet ederiz” derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten inkârcı olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler.” : En’am 130

  1. “Fakat biz, yeryüzünde Allah’ı hiçbir şekilde aciz bırakamayacağımızı, kaçarak da O’nu aciz bırakamayacağımızı/kurtulamayacağımızı düşünüyoruz.

Her halükarda Allah’ın Hakkı’nın, Takdirinin ve Allah’ın Planının galip gelmesi gerektiğini ve hiç kimsenin Allah’ın amacını boşa çıkaramayacağını, ondan kaçamayacağını bilirler. O halde insan neden iradesini buna uygun hale getirip, İmanı kabul ederek Huzur bulmasın?

  1. Bize gelince, Hidayet’i dinlediğimiz için onu kabul ettik ve Rabbine iman eden hiç kimsenin hesabın noksanlığından da, haksızlıktan da bir korkusu yoktur.

Bir adam, inancı yüzünden acı çekiyor olabilir; aklıyla alay edilebilir, zulme uğrayabilir, gerçekten incinebilir. Ama iman ona der ki: Allah adalet sahibidir, ne haksızlığa uğramasına göz yumar ne de erdeminin bir nebze eksik sayılmasına. O’nun terazisi şaşmaz; hak edenin hakkını, erdemlinin erdemini tam verir. Bu inanç, adamın yüreğinde yanar, ona dayanma gücü verir, yolunu aydınlatır.

  1. “Bizden öylesi vardır ki, Allah’a boyun eğer, kimi de adaletten sapar. Şimdi, teslim olanlar, işte onlar, doğru yolu/doğru davranışın yolunu aradılar:

Gerçek Hidayete uyan ve iradesini Allah’a teslim eden her insan/cinn, doğru ahlak ve yaşam yolunda hızla ilerlediğini görür. Gideceği yerin Saadet Bahçesi olduğuna dair giderek daha fazla umut eder.

  1. “Fakat yoldan sapanlar, – onlar Cehennem ateşinin odunlarıdır”-

Adaletsiz bir hayat, kendi içinde bir mahkûmiyet taşır; ne kendine ne de başkasına faydası olur, meyve vermez. Böyle bir yaşam, sadece Ceza Ateşi için bir yakıttır.

Ayetler bize der ki: Kalpleri var ama anlamazlar; gözleri var ama görmezler; kulakları var ama duymazlar. Hayvanlar gibi, hatta daha da şaşkın bir hâlde gezerler bu dünyada, sonunda habersizmiş gibi davranırlar. İşte böylesi cin ve insanlardan pek çoğu için cehennem hazırlanmıştır; çünkü onlar, kendilerine verilen o büyük nimeti, aklı ve vicdanı, göz ardı etmişlerdir.

  1. Ve Allah’ın mesajı da şudur: “Eğer müşrikler sadece doğru yolda kalsalardı, elbette onlara bol bol yağmur verirdik.

Yağmur, su; öyle bir semboldür ki hem maddi hem manevi, her türlü nimeti anlatır bize. Manevi nimetlerin en büyüğü de, Allah’ın koyduğu tabii, ahlaki ve manevi kanun olan doğru Yolda sağlam durabilmemiz için gösterdiğimiz irade ve çabayla yüce değerleri kavrayabilmemizdir.

Her nimet, bir imtihanla gelir; sahip olduğumuz her şey bizden bir karşılık bekler. Nasıl zengin bir adamdan daha fazla sadaka vermesi beklenirse, yetenekli ya da derin görüşlü bir adamdan da sevgisini daha cömertçe sunması, bencillikten uzak kalması beklenir. Bu dünyada nimet, bir sınavdır; zira bizden, aldığımız kadarını hak etmek düşer.

  1. “Onları bununla imtihan etmemiz içindi. Ama kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Allah onu şiddetli bir azaba uğratır.

Allah’ı anmak, O’nun varlığını yürekte duymak, O’nun merhametini ve yol göstericiliğini içten kabul etmektir. İnsan, bile isteye yüz çevirip bunu yapmazsa, Allah o lütuf dolu elini geri çeker, işte bu da insana büyük bir dert olur, koca bir yalnızlığa düşer.

Kur’an’da, zikri bırakanların sonunda şeytanla baş başa kalacağı söylenmiştir; o karanlık birlikteliğe doğru adım adım itilecekleri, yine Zikir kelimesiyle anlatılmıştır.

“Şeytan onlan kuşattı da Allah’ın zikrini/Kur’an’ım onlara unutturdu. İşte bunlar şeytanın hizbidir. Dikkat edin! Şeytanın hizbi, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” :Mücâdile 19

“Kim benim zikrimden/Kur’anımdan yüz çevirirse onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli/dar bir geçim vardır; kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz. O der ki, ‘Rabbim, beni neden kör haşrettin, ben gören biri idim?’ Allah buyurun ‘Ayetlerimiz sana geldiğinde sen böyle unutmuştun; bugün de sen aynı şekilde unutuluyorsun.” :Tâha 124-126

“Yemin olsun, size bir kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız/ zikriniz/şerefiniz yalnız ondadır. Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız?” Enbiya 10

“Kim Rahman’ın Zikri’ni/Kur’an’ı görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur. Bunlar onları yoldan tamamen saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ hidayet üzere olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiğinde, şeytan, yoldaşına şöyle der ‘Keşke aramızda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü yoldaşmışsın sen!” :Zühruf 36-38

Herkes tercihinin hesabını verecektir. Rabbinin zikrinden, Kur’an’dan yüz çevirenler, şiddeti artan bir azaba sürüklenecektir.

  1. “Mescitler yalnızca Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte hiç kimseye yalvarmayın/ibadet etmeyin/çağrıda bulunmayın.

“Bir de şunlar var: Tutup bir mescit yapmışlardır: Zarar vermek için, nankörlük/gerçeği örtmek için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve resulüyle savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için. “İyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz!” diye gerile gerile yemin de edecekler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar. Böyle bir mescitte sakın namaza durma! Daha ilk gününde takva üzerine kurulan bir mescit, içinde namaz kılman için çok daha uygundur. Temizlenmek arzusu taşıyan erler vardır o mescitte. Allah, temizlenenleri sever. Peki, binasını Allah’tan gelen bir sakınma duygusu ve hoşnutluk üzerine kuran mı hayırlıdır yoksa binasını sel artıklarının ucundaki yarın kenarına kurup da onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allah, zalimler topluluğuna kılavuzluk etmez. ” :Tevbe, 107-109

“Siz dindarlığınızı, dindeki samimiyetinizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Allah göklerin ve yerin bilinmeyenlerini, sırlarını bilir. Her şey Allah’ın ilmi, planı, iradesi dâhilinde gerçekleşmektedir.” de. : Hucurat 16

Bu bir Mekke sûresidir ve mescit, yalnızca Allah’a adanmış her yer, her şeydir. İbadet için eller, ayaklar, dudaklar, insanın içten bir sesi ve gönlünden gelen çağrısıdır mescit; bir de niyetidir, samimiyetidir, ruhunun derinlerinde yanıp tutuşan teslimiyetidir.

Allah’ın gerçek mabedi, ona yönelen saf bir kalpte olur, başka adlara, başka eşyaya ve şan şöhrete bulaşmamış olandır. Mescitler, yeryüzünün her köşesi, gerçek Tanrı’ya ibadet için vardır; öyle gösteriş, yersiz harcamalar, devasa yapılar değil. Fakat bugün, kim bilir kaç mescit, Allah’ın emrine değil de kendini göstermek, adı kalıcı kılmak uğruna dev binalara dönüştürülmüş. Şatafat, mabedin sırrını bozmuş; kibirle, israfla doldurulmuş mabetler, milletin omuzuna yük olmuş. Koca Çamlıca Camii mesela, alın teriyle biriken vergiler, bir kişinin kararıyla, milletin yükünü ağırlaştıracak bir gösteriş mabedine harcanmış. Bu, milletin emeğine zulmetmek değil de nedir?

Mescit dediğin, insanın haklarına saygıyla dolu olmalı. Allah’a ibadet bahanesiyle insanları incitmek, haklarına el uzatmak, zayıfı hor görmek, Kur’an’ın özüne aykırıdır. O da bilir ki takva, insanlar arasında değil, insanla Tanrı arasında bir kıymet ölçüsüdür. Mescit dediğin, insanın huzur bulduğu, kimsenin kimseyi ayırmadığı, hakka halel getirmediği bir yerdir; eğer değilse, mabed olma özelliğini yitirmiştir.

Din, insana zarar verme aracı yapılamaz. Bunun başlangıç noktası da mabedin zarar aracı olmaktan çıkarılmasıdır. Gasp edilen veya kandırmak süreriyle alınan, talan edilen arazilere yapılan camiler de zarar veren mescitlere dahildir. Politik rakipleri yenik düşürmek için gösteriş kabiliyeti yüksek yerlere cami yapmak da bu cümledendir. Çünkü bunda da esas maksat ibadet değil, rakiplere üstünlük sağlamaktır.

Türkiye’de son yıllarda, her yere bir mescit dikmek, hem de halkın canına değen bir israfla, nankörlük dolu mescitler inşa edilmekte. O paralarla gençlerin okuduğu okullar, hastalara şifa olan sağlık merkezleri yapılsa milletin hayrına değil miydi?

Bir de, mabetler arasına nifak sokulmuşsa, insanları bölüp parçalamak, mezhebe, tarikata göre bölmek için kullanılmışsa, o mescit Allah’a adanmış olmaktan çıkar. Şöhret arzusuyla, politik çıkar uğruna ibadeti kirletmek, kişisel menfaat peşinde mescit yapmak, gösteriş, hırs dolu bir taş yığını yapmaktan başka bir şey değildir. Bir mabedi Allah’tan başka isimlerle kutsamak, o mabedi gerçek bir ibadet yeri olmaktan çıkarır; o vakit orada yalnız Allah değil, heves, para, güç sevdası bulunur.

Allah’a giden yol, insanın o tertemiz içindeki gerçek mescitte başlar; ona tapmak, insanlık hizmetindedir, kibirle, israfla değil.

  1. “Fakat Allah’ın kulu O’nu zikretmek için öne çıktığı zaman, onun etrafında yoğun bir kalabalık oluştururlar.”

Peygamber’in o vakur seslenişiyle tek Allah’ı anlatması, puta, idole, sahte tanrılara sırt çevirmesi müşriklerin gözüne ateşle dokunmak gibiydi. Bütün güçlerini birleştirip her yolu denediler; önüne geçtiler, etrafını sardılar, kalabalık oldular, bir avuç cesur hakikat peşinde koşan adama dünyayı dar ettiler. Onu gördüklerinde yüzlerinde o küçümseyen bakış, aralarından biri değilmiş gibi, sanki affedilmez bir suç işlemiş gibi davrandılar.

Bu dünyada hep böyledir: Sevdiği günahlardan, alışılmış, rahat yolundan vazgeçen, doğruluğun izini süren her insan, halk arasında bir damgayla yaşar. Bir başına kalır, yersiz, yurtsuz gibi… Hakikatin izini süren nice insan, sırf dünyanın sevdiklerinden, bildiklerinden yüz çevirdi diye, kendi yolunda mimlenir.

  1. De ki: “Ben Rabbime yalvarmaktan/çağırmaktan başka bir şey yapmıyorum ve O’na hiçbir sahte ilahı ortak/hiçbir şeyi O’na şirk koşmuyorum.”

“Görevim Allah’tandır. İtaat etmekten başka seçimim yok. Beni Mesajı iletmekle görevlendirdi ve eğer ona itaatsizlik edersem, O’nun azabına layık olurum ve o zaman kimse beni kurtaramaz. Her türlü sıkıntı ve zorluktan tek sığınağım O’dur. O’nun Mesajını yaymalıyım, aksi takdirde O’nun bana emanet ettiği göreve ihanet etmiş olurum.”

  1. De ki: “Size zarar vermeye veya sizi doğru yola getirmeye gücüm yetmez.”

“Size bireysel veya toplumsal olarak zarar vereceğimi sanmayın; benim dileğim tam tersidir; ama sizi doğru davranışa zorlayamam; bu, kendi inancınızın ve iradenizin arınmasına bağlı olmalıdır.”

Peygamberimiz insanları yoldan çıkartma ya da onları doğru yola sokma gücüne sahip değildir. Onun görevi, sadece Allah’tan gelen ve O’nun mesajlarından oluşan esasları tebliğ etmektir.

  1. De ki: ” Eğer O’na isyan edersem beni Allah’tan kimse kurtaramaz, O’ndan başkasına sığınacak da değilim.

Peygamberlerin ilki olmadığı ve kendi sonunun dahi ne olduğunu bilmediğini söyler.

  1. “Eğer Allah’tan aldığımı ve O’nun âyetlerini tebliğ etmezsem, kim Allah’a ve Resûlüne isyan ederse, işte onlar için Cehennem vardır, onlar orada ebedî kalacaklardır.”
  2. Sonunda, kendilerine va’dolunan şeyi kendi gözleriyle gördükleri zaman,- o zaman kimin yardımcısının en zayıf ve sayıca en önemsiz olduğunu bilecekler.

Ahiret bir gün gelip de gerçek değerler tesis edildiğinde/yerli yerine konduğunda, o zaman anlayacaklar ki Allah’ın vaadi gerçektir, ölüm dünyadaki son değildir, sadece başka bir âlemin kapısıdır. O vakit görecekler ki, bu dünyada zayıf diye hor görülenler, Hakikat diyarında asıl güçlü olanlar olacak. Bugün yalnız sanılan, dostsuz bırakılan o hakikat yolcularının yanı başında, onlara “Hoş geldiniz” diyen, dost ellerini uzatan o büyük, o hakiki ruhlar yer alacak. Gökyüzünde bir bayram kuracaklar; hakkın, adaletin bayramını…

  1. De ki: “Size vaadedilen azap yakın mı yoksa Rabbim onun için uzak bir süre mi takdir edecek bilmiyorum.

Kıyametin geleceği kesindir. Ama bu dünyada tam zamanı kimse söyleyemez. Onu yalnız Allah bilir. Allah’ın Peygamberi bile, Allah’ın vahyiyle kendisine bildirilmiş olmadıkça, gayb âleminin sırlarını bilemez.

  1. “Gaybı yalnızca O bilir ve O’nun/O sırlarını kimseye bildirmez,-

Gizemin veya Görünmeyen’in iki yönü vardır. Göreceli Görünmeyen, Zaman, Uzay veya belirli koşulların müdahalesi nedeniyle insandan gizlenmiş olandır. Ancak Mutlak Gayb, Mutlak Sır veya Allah’ın Sırrı, Allah’ın kendisine ifşa etmedikçe hiçbir canlının bilemeyeceği veya göremeyeceği bir şeydir. Allah, seçtiği elçileri aracılığıyla insanlara faydalı olduğu ölçüde bu tür olayları bildirmektedir. Ama Kıyamet’in vakti? Onu kimseye açmamıştır; insan bekleyerek değil, her an o anmış gibi yaşamayı bilsin diye.

Cinler dahi bu sırrı bilemezler; onların da erişemeyeceği bir derinliktir o.

  1. “O’nun seçtiği bir elçi müstesna: ve sonra onun önünden ve arkasından bir bekçi/muhafız topluluğu yürütür,

“Allah mü’minleri, sizin hâkim olduğunuz düzende yaşamaya terkedecek değildir.
Sonunda murdarı temizden, kâfiri, fâsıkı, münafığı mü’minden ayıracaktır.
Allah sizi, duyu ve bilgi alanı ötesine, gayb âlemine vâkıf kılacak da değildir. Fakat Rasullerinden sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseleri seçip onu gayba vâkıf eder, mü’mini, münafığı ayırt ettirir.
Allah’a ve Rasullerine iman edin. İman eder, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışır, günahlardan arınıp, azaptan korunur, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranır, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olursanız sizin için büyük mükâfat vardır.” : Ali Imran 179

Vahiy, cehalet, bencillik veya kötü güçler tarafından çarpıtılmaktan veya yozlaştırılmaktan korunmalıdır. Onu her yönden kötü niyetli kişilere karşı korumak için önde ve arkada yürüyen güçlü refakatçiler gereklidir.

  1. “Rablerinin mesajlarını gerçekten getirdiklerini ve tebliğ ettiklerini bilsin diye: onların yanlarında bulunan tüm sırları kuşatmıştır ve her şeyi hesaba katar.”

Allah’ın ilmi, hikmeti ve planı, büyük küçük her şeyi kuşatmıştır. O’nun hesabı dışında gerçekleşen hiçbir şey yoktur.

“Hani, sana: “Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır.” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da Kur’an’da lanetlenmiş bulunan o ağacı/soyu da insanları sınamak dışında bir sebeple göndermedik. Biz onları korkutuyoruz ama bu onların kudurganlığını artırmaktan başka bir katkı sağlamıyor.” : Isra 60

“Ben cinleri ve insanları bana ibadet etmeleri dışında bir şey için yaratmadım.” :Zâriyât 56

Ahata ne demek?: kuşatır, içine alır, her tarafını korur, kendi mülkiyet ve kontrolünde tutar, yozlaşmaya, alçalmaya izin vermez.

Jinn, or the Spirits. 

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful. 

  1. Say: It has been revealed to me that a

company of Jinns listened (to the Koran). They said, “We have

really heard a wonderful Recital!

  1. “It gives guidance to the Right, and we have believed

therein: We shall not join (in worship) any (gods) with our

Lord.

  1. “And exalted is the Majesty of our Lord: He has taken neither

a wife nor a son.

  1. “There were some foolish ones among us, who used to utter

extravagant lies against Allah;

  1. “But we do think that no man or spirit should say aught that

is untrue against Allah.

  1. “True, there were persons among mankind who took shelter with

persons among the Jinns, but they increased them in folly.

  1. “And they (came to) think as ye thought, that Allah would not

raise up anyone (to Judgment).

  1. “And we pried into the secrets of heaven; but we found it

filled with stern guards and flaming fires.

  1. “We used, indeed, to sit there in (hidden) stations, to

(steal) a hearing; but any who listen now will find a flaming

fire watching him in ambush.

  1. “And we understand not whether ill is intended to those on

earth, or whether their Lord (really) intends to guide them to

right conduct.

  1. “There are among us some that are righteous, and some the

contrary: We follow divergent paths.

  1. “But we think that we can by no means frustrate Allah

throughout the earth, nor can we frustrate Him by flight.

  1. “And as for us, since we have listened to the Guidance, we

have accepted it: And any who believes in his Lord has no fear,

either of a short (account) or of any injustice.

  1. “Amongst us are some that submit their wills (to Allah), and

some that swerve from justice. Now those who submit their wills-

-they have sought out (the path) of right conduct:

  1. “But those who swerve, –they are (but) fuel for Hellfire” —

  2. (And Allah’s Message is): “If they (the Pagans) had (only)

remained on the (right) Way, We should certainly have bestowed

on them Rain in abundance.

  1. “That We might try them by that (means). But if any turns

away from the remembrance of his Lord, He will cause him to

undergo a severe Penalty.

  1. “And the places of worship are for Allah (alone): So invoke

not anyone along with Allah;

  1. “Yet when the Devotee of Allah stands forth to invoke Him,

they just make round him a dense crowd.”

  1. Say: “I do no more than invoke my Lord, and I join not with

Him any (false god).”

  1. Say: “It is not in my power to cause you harm, or to bring

you to right conduct.”

  1. Say: “No one can deliver me from Allah (if I were to disobey

Him), nor should I find refuge except in Him,

  1. Unless I proclaim what I receive from Allah and His

Messages: For any that disobey Allah and His Apostle, –for them

is Hell: They shall dwell therein forever.”

  1. At length, when they see (with their own eyes) that which

they are promised, –then will they know who it is that is

weakest in (his) helper and least important in point of numbers.

  1. Say: “I know not whether the (Punishment) which ye are

promised is near, or whether my Lord will appoint for it a

distant term.

  1. “He (alone) knows the Unseen, nor does He make anyone

acquainted with His Mysteries, —

  1. “Except an apostle whom He has chosen: And then He makes a

band of watchers march before him and behind him,

  1. “That he may know that they have (truly) brought and

delivered the Messages of their Lord: And He surrounds (all the

mysteries) that are with them, and takes account of every single

thing.”