Buruc Suresi 85-27
(Takımyıldızı, Burç)
SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA
- Burçları gösteren göğe and olsun ki;
Zodyak’ın on iki İşaretini işaretleyen Takımyıldızların geniş kuşağıyla Görkemli Gökyüzü
“Andolsun, biz gökte bir takım burçlar planlayıp yerleştirdik. Göğü, baktığını görebilenler için süsledik.” Hicr 16
- Vaadedilen Kıyamet Günü’ne and olsun ki;
Bütün kötülüklerin cezalandırılacağı kıyamet günü;
- Tanık olana ve tanıklık edilene;-
O büyük günde, günahkâr saklısını da açığını da hesap vermek zorunda kalacak. Bu, sadece bir söylenti ya da kuşku değil; vahiylerde kesin bir söz, kaçınılmaz bir hakikat olarak bildirilmiştir. Günahkârların vay haline! İşledikleri suçların bedelini o günde ağır ağır ödeyecekler. Ne kaçış var, ne de saklanacak bir yer. O hesap günü er ya da geç gelecek.
“Allah’ın peygamberlerden, (peygamberleri vasıtasıyla ümmetlerinden) şu kesin sözü, taahhüdü aldığını insanlara hatırlat:
“- Ben size kitapları ve hikmeti, peygamberliği, sağlıklı ve ahlâklı yaşama bilgisini, peygamberinizin sünnetini verdikten sonra, size, ellerinizdeki doğru bilgileri, kutsal kitaplardaki bilgileri tasdik eden bir Rasûl geldiğinde, ona, mutlaka inanıp yardım etmelisiniz. Bunu kabul ediyor musunuz? Bu şartlarla, sorumluluk gerektiren emirlerimi, hükümlerimi yerine getireceğinize dair söz veriyor musunuz?” dediğinde:
“- Yerine getireceğimize söz veriyoruz” dediler. Allah da:
“- O halde şâhit olun, ben de sizlerle birlikte şâhit olanlardanım” buyurdu.” : Ali İmran 81
“Davet, tebliğ, teşri’, ibadet ve dünya düzeni kurma gibi hangi hayırlı hal içinde olursan ol; okunması ibadet olan, bütün ilâhî kitaplardaki dînî-ilmî esasları içeren, Allah tarafından sana indirilen Kur’andan ne okursan oku, neyi hayata geçirirsen geçir ya Muhammed; siz ey insanlar şuurlu ve maksatlı hangi ameli işlerseniz işleyin, unutmayın ki, siz o işlere dalıp giderken, biz sizin üzerinizde şahidiz, muhasebe kayıtlarını tutuyoruz. Ne yerde, ne de gökte, zerre kadar bir şey bile Rabbinden gizli kalmaz. Zerreden daha küçük ve ondan daha büyük her şey doğruları, hakkı ortaya koyan, kâinatın kayıt sicilinde, kanunlar ve ilkeler kitabında, bilgi işlem merkezinde, Levh-i Mahfuz’da yazılıdır.” : Yunus 61
“Herkes, yanında bir zaptiye, bir şâhitle beraber gelir.” Kaf 21
“İşlemeye devam ettikleri amellerine, dilleri, elleri ve ayaklarının aleyhlerinde şâhitlik edeceği gün onlara büyük bir ceza vardır.” : Nur 24
“Kitabını, amel defterini oku. Bugün hesap gören olarak sana nefsin yeter.” : Isra 14
Bu ayetler, Günahkârın suçunun sonuçlarından kaçamayacağı gösterir. Günahkar olan insan tövbe etmeli, Allah’tan rahmet dilemeli ve hayatını düzeltmelidir.
- Ateş çukurunu yapanların vay haline,
İbrahim’in hikayesi: Nemrud onu yakarak öldürmeye çalışır, ancak İbrahim’in İnancı sayesinde ateş “İbrahim için bir güvenlik aracı” haline gelir.
“Biz:
“Ey ateş, İbrâhim’e karşı serin, zararsız ve selâmet yeri ol” dedik.” : Enbiya 69
Sözler öylesine genel gibi görünse de, belki de ilk Müslümanların Kureyş’in zulmüne uğradıkları o kara günlere dokunur. O vakit, sadece eziyetle değil, çırılçıplak soyulup Arap yazının kavurucu güneşi altında yapayalnız bırakıldılar. Gözlerini, umutlarını kırmaya çalıştılar. Hatta işkenceyle daha da ileri gittiler; yerin derinliklerine ateş çukurları kazıp insanları o çukurlarda yakmaya kalkıştılar. Zulmün her türlüsüyle üstlerine geldiler, ama onların yüreklerinde inanç ateşi, bu çukurlardan daha büyük yanıyordu.
- Bol miktarda yakıtla beslenen ateş:
- İşte! Ateşin karşısına oturdular,
Zalimler, iyi beslenmiş Ateş’te kurbanlarının ıstırabından zevk almak için sakince oturup izlediler.
- Ve müminlere karşı yapmakta oldukları her şeye şahit oldular.
- Ve onlara eziyet etmelerinin nedeni, yalnızca, mutlak güç sahibi, hamd edilmeye layık olan Allah’a inandıkları içindi!
Zulmedenler Cehennem Ateşinde azabı fazlasıyla hak etmişlerdir. O Ceza, Hakk’a iman ettikleri için insanlara yaptıkları haksız zulümden çok daha gerçek ve kalıcı olacaktır.
- Göklerin ve yerin mülkü O’nundur! Allah her şeye şahittir.
- Mü’min erkek ve mü’min kadınlara zulmeden veya fitneye sürükleyen ve tevbe etmeyenlere cehennem azabı vardır: Onlar için yakıcı ateş azabı vardır.
Bu zalimler, masum kurbanlarına çektirdikleri acıya benzer bir acıya maruz bırakılarak usulüne uygun olarak cezalandırılacaklar.
- İman edip salih ameller işleyenler için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük kurtuluştur.
“Allah:
“Îsâ’nın bu sözleri söylediği gün, doğrulara, samimi olanlara, imanda, İslâm’da sadâkatlerinin fayda vereceği gündür. Onlara altlarından ırmaklar akan cennet konakları var. Orada ebedî yaşayacaklar. Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte büyük mutluluk ve kazanç budur.” buyurdu.” : Maide 119
“Allah mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, altlarından ırmaklar akan Cennet konakları va’detti. Orada ebedî yaşarlar. Adn Cennet’inde güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası, rızasına ulaşma mertebesi ise hepsinden daha büyük bir lütuftur. İşte asıl büyük mutluluk da budur.” : Tevbe 72
- Rabbinin eli/tutuşu ve kudreti gerçekten kuvvetlidir.
- Baştan yaratan O’dur ve O, yeniden can vermeye kadirdir.
“Göklerin ve yerin kaynağı, ilk aslı O’nundur. Bir işe hükmettiği zaman, ona “Ol” der, o da oluverir.” : Bakara 117
Kendini tekrar etmeyen bir iş, oluş ve akış devamlı yenilenerek sürmektedir. Sürekli bir oluş ve yeniden yaratılma tekrarlanmaktadır.
Allah her an yeni bir iş ve oluş üzerinedir.
Hayat, kendini hiç tekrar etmeyen bir döngü, sürekli bir devinimdir. Her şey durmaksızın yenilenir, değişir. Nehirler, rüzgarlar, insan ömrü… Hepsi bir akışın içinde, bir oluşun içinde kaybolup giderken aslında yeniden doğar. Her an, yeniden yaratılışla dolup taşar. Allah her daim iş başındadır; her an, her soluk, O’nun elinden çıkan yepyeni bir varoluş. Zaman da mekân da durmaz, Allah’ın kudretiyle yeniden, yeniden kurulup devrilir. O’nun işinde durmak, donmak yok; sadece sonsuz bir yaratılış ve dönüş var.
- Ve O, çok bağışlayandır, çok şefkatlidir,
- Zafer Tahtının Efendisi,
- Niyet ettiği/dilediği her şeyi izinsiz yapan.
Allah’ın İradesi, hem söz hem de fiildir; birinden diğerine bir adım dahi yoktur. O ne düşündüyse, ne dilediyse, anında olur. Kararını değiştirmez, çünkü O’nun İradesi mutlak ve şaşmazdır. O’nun dileği ile gerçekleşmesi arasında hiçbir engel, hiçbir şart girmez. Hüküm verdi mi, yer gök titrer; ne bir eksik ne bir fazla. İşte O’nun gücü böyle sonsuz, böyle erişilmezdir. O’nun İhtişamı karşısında ne durulur, ne de geri dönülür. O’nun buyruğu bir dağ gibi gelir ve yerine ulaşır.
- Güçlerin/orduların hikayesi sana ulaştı mı-
İnsanın gücü, ne kadar büyük görünse de, Allah’ın her şeyi kuşatan, sonsuz kudreti karşısında nedir ki? Firavun, dünya saltanatının tepesinde, elinde sayısız maddi zenginlik, ordular, bilgelik iddiasıyla dolu bir hükümdardı. Krallığının gururu, saraylarının görkemiyle yeryüzüne hükmettiğini sandı. Ama Allah’ın bir Peygamberi karşısına dikildiğinde, onun gücü de saltanatı da kum gibi dağıldı. Ne ordusu kurtardı onu, ne hazineleri. Deniz bile Firavun’un kibirli başına mezar oldu. İşte, insanın en kudretli zannettiği şeylerin sonu, Allah’ın iradesi karşısında böylesine bir hiçliktir.
- Mûsâ’nın başına gelenler sana anlatıldı mı?
- Hani Rabbi ona, kutsal va’di Tuvâ’da seslenmişti.
- “Firavun’a git, çünkü o Allah’ı inkârda, insanî düzeni bozmakta haddi aştı, azgın bir diktatör oldu.”
- “Temizlenmeyi, vicdanının arınmasını ister misin?” de.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 7/104-105; 26/16-17, 23-28. - “Seni Rabbinin yoluna iletmemi ister misin? Böylece sorumluluklarını yerine getirerek, şeriate aykırı davranışlarını, icraatlarını terk edip saygı duyarak Allah’tan korkar hale gelirsin.”
- Mûsâ hak peygamber olduğu konusunda Firavun’a en büyük mûcizeyi gösterdi.
- Fakat Firavun Mûsâ’yı yalanladı ve ona karşı geldi.
- Sonra, ikbaline ve istikbaline sırt çevirip döndü, ülkede, yeryüzünde bozgunculuk tezgahı kurmaya koştu.
- Adamlarını topladı ve bağırdı.
- “Ben emri sözü dinlenilecek tek, en yüce rabbinizim, efendinizim.” dedi.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 7/127; 26/29. - Sen misin bunu diyen? Allah da onu âhirette Cehennemin en harlı yerinde yakarak, dünyada ordusuyla birlikte denizde boğarak, benzerlerine gözdağı ve ders olacak şekilde cezalandırdı.
- Elbette bunda saygı duyarak korkanlar için bir ibret vardır. : Naziat 15-26
Semud kavmi, taşların arasından saraylar oyan, dağları yontarak kendilerine yuvalar yapan, büyük ustalar, mahir mimarlar ve mühendislerdi. Maddi medeniyetin zirvesine çıkmış, güç ve zenginlikle bezenmişlerdi. Yeryüzünde ayak bastıkları her yerde izleri vardı, inşa ettikleriyle övünürlerdi. Ama Allah’ın kanununa sırt çevirdiler, O’nun uyarılarına kulak tıkadılar. Ne yapıları, ne bilgileri, ne de medeniyetleri onları kurtarabildi. Bir çığlık, bir anlık felaketle her şeyleri yerle bir oldu. Semud kavmi, o taş saraylarının içinde kaybolup gitti. Allah’ın buyruğuna karşı duran, en güçlü görünen medeniyet bile böyle son bulur.
- Semûd kavmine de soydaşları-kardeşleri Sâlih’i özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamber olarak gönderdik. Sâlih:
“Ey kavmim, Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin. Ondan başka ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden peygamberliğimin tasdiki ile ilgili açık hak bir delil gelmiştir. O da, sizin için bir mûcize olan Allah’ın şu dişi devesidir. Bırakın onu, Allah’ın arazisinde yesin içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Sonra siz can yakıp inleten müthiş bir azâba dûçar olursunuz.” dedi. - “Düşünün ki, Allah Âd kavminden sonra sizi dünya düzenini kurmaya, ilâhî hükümleri icraya, yeryüzünü imara yetkili halifeler kıldı. Sizi hazırlayarak yeryüzünde yerleştirdi. Ovalarında saraylar yapar hâle geldiniz. Dağları keserek, yontarak kaya damlar, evler yapıyorsunuz. Allah’ın nimetlerini hatırlayarak şükredin. Yeryüzünde, ülkede kurulu nizamı bozmaya soyunarak, bozgunculara katılarak bozgunculuğu, kargaşayı, nankörlüğü, küfrü devam ettirmeyin.” dedi.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 26/149; 53/50. - Kavminin büyüklük taslayan serkeş, zorba kodamanları, içlerinden zavallı bîçâre mü’minlere:
“- Sahi siz Sâlih’in Rabbi tarafından rasul olarak görevlendirilip gönderildiğini biliyor musunuz?” dediler. Onlar:
“- Biz onunla gönderilen dini hükümlere, mucizelere de inanan mü’minleriz” dediler. - Büyüklük taslayan serkeş zorbalar ise:
“- Biz, sizin iman ettiğiniz dinin, şeriatın tamamını inkâr ediyoruz” dediler. - Dişi deveyi, kılıçla bacaklarından biçerek öldürdüler. Rablerinin koyduğu planın, buyruğunun dışına çıktılar.
“Ey Sâlih, eğer, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirilen hak peygamberlerdensen, bizi tehdit ettiğin o azâbı getir” dediler. - Bunun üzerine şiddetli bir gürleme halinde âni bir sarsıntı onların işini bitirdi. Sabahleyin yurtlarında yere çarpılarak çakılıp kalanlar oldular.
bk. et-Tefsîru’l-Kebîr, 14/165; 18/21-22; Kur’an-ı Kerim 11/68. - Sâlih de o zaman onlardan uzaklaştı:
“Ey kavmim, Andolsun ki, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim. Size öğüt verdim. Fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.” : Araf 73-79
Allah’ın kanunu çiğnendiğinde insanın kudret ve becerisinin hiçbir fayda sağlamadığı geçmişin büyük örneklerine rağmen açıkça ortadayken, inkarcılar her çağda bu kanuna karşı gelmekte ısrar etmektedirler. Ama Allah onlara nasıl davranacağını bilir.
- Firavun ve Semud’un?
- Ve hala kâfirler Gerçeği inkar etmekte devam ediyorlar!
- Ama Allah onları arkalarından çepeçevre kuşatmıştır!
Allah her şeyi kuşatmıştır. Ancak kötüler kendilerini yalnızca öngördükleri koşullarda değil, her türlü beklemedikleri yönden mağlup bulacaklar.
- Bu şanlı, yüce bir Kur’an’dır.
- Korunmuş Bir Tablette Yazılıdır!
Allah’ın Mesajı gelip geçici değildir. Bu sonsuz bir Mesajdır.
“Okunması ibadet olan övünç kaynağı Kur’ân’ı kesinlikle bölüm bölüm biz indirdik biz. Elbette zayi olmaması için tedbirler aldırıp onu biz koruyoruz.” : Hicr 9
“O, kitabı, Kur’an’ı sana sorumluluklarını tevdi etmek üzere indirendir. Onun, Kur’an’ın bir kısım âyetleri muhkemdir. Bunlar Kur’an’ın, bütün kutsal kitapların esasıdır, levh-i mahfuzda yazılı temel kurallardır. Diğerleri de insanlığın devamlı çoğalan meselelerine çözüm getirmeye müsait, birden fazla mânaya açık, müteşabih âyetlerdir.
Akılları, kalpleri sapmaya meyilli, kötü niyetli olanlar, sırf fitne çıkarmak, ortalık bulandırmak, kelimelere keyfî anlamlar yükleyerek te’vil yapıp kafa karıştırmak arzusunda oldukları için, müteşabih âyetlerin peşine takılırlar. Halbuki onun te’vilini ancak Allah ve ilimde yüksek pâye elde eden âdil, objektif düşünen ilim adamları bilir. Onlar:
“- Kur’an’a inandık, muhkem de, müteşabih de hepsi Rabbimiz tarafından indirilmiştir” derler. Bu inceliği ancak akıl ve vicdan sahipleri düşünüp anlar.” : Ali İmran 7
“O korunan bir kitap, şerefli bir Kuran’dır.” : Vakia 77-78
“Ona ancak tertemiz olanlar dokunabilir.”: Vakia 79
Buruj, or The Zodiacal Signs.
In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
- By the Sky, (displaying) the
Zodiacal Signs; - By the promised Day (of Judgment);
- By one that witnesses, and the subject of the witness; —
- Woe to the makers of the pit (of fire),
- Fire supplied (abundantly) with Fuel:
- Behold! They sat over against the (fire),
- And they witnessed (all) that they were doing against the
Believers. - And they ill-treated them for no other reason than that they
believed in Allah, Exalted in Power, Worthy of all Praise! — - Him to Whom belongs the dominion of the heavens and the
earth! And Allah is Witness to all things. - Those who persecute (or draw into temptation) the Believers,
men and women, and do not turn in repentance, will have the
Penalty of Hell: They will have the Penalty of the Burning Fire. - For those who believe and do righteous deeds, will be
Gardens beneath which Rivers flow: That is the great Salvation,
(the fulfillment of all desires), - Truly strong is the Grip (and Power) of thy Lord.
- It is He Who creates from the very beginning, and He can
restore (life). - And He is the Oft-Forgiving, Full of loving kindness,
- Lord of the Throne of Glory,
- Doer (without let) of all that He intends.
- Has the story reached thee, of the Forces–
- Of Pharaoh and the Thamud?
- And yet the Unbelievers (persist) in rejecting (the Truth)!
- But Allah doth encompass them from behind!
- Nay, this is a Glorious Koran,
- (Inscribed) in a Tablet Preserved!
