← Listeye Dön

Beled Suresi

2025-04-20

kuranquranfurkan

Beled Suresi 90-35

(Şehir)

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

  1. Ben bu şehre tanık olmaya çağırıyorum;-

İlk ayetinde Mekke kastedilerek şehir mecazi olarak dile gelmeye çağrılmıştır.

  1. Ve sen bu şehrin özgür bir adamısın/insanısın;

Peygamber, doğduğu şehirde onurlandırılması gereken biriydi. Oysa orada zülüm gördü, dışlandı. Bir anne babanın evladını nasıl sevgiyle bağrına basıyorsa, o da öyle sevilmeliydi. Ama gerçekte, onun canına kastediliyordu. Ona inananlar yasaklarla, baskılarla, zulüm altında eziliyordu. Dünya böyle bir yerdi işte, adalet er geç yerini bulurdu. Zaman, Peygamber’in sabrını ve gücünü gösterecekti. Hayatı ve davasıyla Medine’yi mukaddes kıldıktan sonra, bir gün doğduğu topraklara, o eziyet gördüğü yere zaferle dönecekti. Ve o zaman şehir de, insanlar da adaletin ne olduğunu anlayacaktı.

  1. Ve Ebeveyn ve Çocuğun mistik bağları;-

Mekke en şanlı oğlunu şehirden kovdu ama bu sadece bir süreliğine idi.

  1. Muhakkak ki Biz, insanı meşakkat ve mücadele için yarattık.

Havaya uçuşan kıvılcımlar gibi Sıkıntı çekmek için doğar insan. : Eyub 5:7

Günler boyunca çektiği zahmet acı ve dert doğurur. Gece bile içi rahat etmez. Bu da boş. Vaiz 2:23

İnsan çabalamak ve mücadele etmek için doğar; Eğer bir zorlukla karşılaşırsa sabretsin, çünkü Allah onun yolunu kolaylaştıracaktır.

Eli geniş, imkânları bol olan, bol nafaka versin. Geçim darlığı çeken de, Allah’ın kendisine ihsan ettiği nimetlerin, imkânların bir kısmını nafaka olarak versin. Allah hiç kimseyi, verdiği nimetlerin ve imkânın üstünde yükümlü tutmaz, mükellef kılmaz. Allah her güçlüğün ardından bir kolaylık planlayıp hazırlar. : Talak 7

Büyük bir zorluğun yanında kesinlikle çok yönlü büyük kolaylıkların varlığı daima aklında bulunsun. : İnşirah 5

Öte yandan, hiç kimse dünyevi mallarla veya dünyevi refahla övünmemelidir.

  1. Kimsenin kendisine gücü yetmediğini mi sanıyor?

Bir insanın elinde servet, güç, nüfuz varsa, çoğu zaman dünya ona sonsuzmuş gibi gelir. Sanki hep böyle kalacak, hiçbir şey değişmeyecek, yaptıklarından hesap vermeyecekmiş gibi yaşar. Oysa bilmez ki, elindeki nimetler de, o büyüklük de ona bir sınav için verilmiştir. Bu nimetleri bahşeden Allah, dilediği vakit hepsini geri alır. Eğer insan bu sınavda başarısız olursa, ne malı ne de gücü onu kurtarır. Dünya dediğin koca bir imtihan yeri. Güç de, zenginlik de insanın boynuna takılmış bir iptir; nasıl kullanacağını bilmezse, o ip boynunu sıkar da alır canını.

  1. Böbürlenerek diyebilir; Zenginliği bolca çarçur ettim/har vurup harman savurdum!

Sorumluluk duymayan, her istediğini yapabileceğini sanan insan, Allah’a karşı olan borcunu unutur. Zenginliğiyle övünür, cebindeki parayla dünyanın her kapısını açabileceğini sanır. O para avuçlarından akar gider, hayatı da böyle savrulur. Ama bilmez ki, umutlarını boş şeylere dayandıran insanın uyanışı sert olur. Öyle bir gün gelir ki, dünyası başına yıkılır. Eğer malını mülkünü sadece nefsinin peşine harcarsa, aslında kendini zayıflatır, ayaklarının altındaki toprağı boşaltır. O tuzaklara, o dipsiz çukurlara kendi elleriyle düşer; kurtuluş sandığı servet, onu yavaş yavaş yok eden bir ilmek olur.

  1. Kimsenin onu görmediğini mi sanıyor?

Allah onu her an gözetler, attığı her adımı, içinde beslediği her niyeti, aklındaki deliliklerin gizli köşelerini dahi bilir. Ama insan çoğu zaman o yüce manevi güçleri kendine uzak sanır, görmezden gelir. Oysa bilmez ki, o güçler en yakınında, içinde saklıdır. Kendine bakmalı, ruhunun derinliklerinde Allah’ın ona bahşettiği yetenekleri görmeli. Ve o yetenekleri Allah yolunda kullanmalı, boş hayaller peşinde koşmak yerine, elindeki gücü hakikate, iyiliğe, doğruya yönlendirmeli. Çünkü gerçek kudret, insanın içinde saklı olan ve doğru yolda kullanılan güçtür.

  1. Biz ona bir çift göz yapmadık mı?
  2. Ve bir dil, ve bir çift dudak?-

Gözler, insana dünyayı görme yetisi verir; hem gerçek hem de mecazi anlamda bu yeti bir anda elden gidebilir. Hayatın gerçeklerini görmek de, görmezden gelmek de gözlerdedir. Aynı şekilde dil, bize tat almayı sağlar ama yalnızca yediklerimizden değil, hayatın her türlü deneyiminden, bilgiden de tat alırız. Dudaklarımızla konuşur, derdimizi anlatır, bilmediğimizi sorar, doğruyu bulmak için irşat ararız. Dil, aynı zamanda Allah’ı anmanın da kapısıdır, onunla tesbih eder, ona şükrederiz. İşte bu küçük organların verdiği güç, insanı hem bu dünyada hem de manevi alemde yolculuğa çıkarır.

  1. Ona yürüyeceği iki yolu göstermedik mi?

Hayatın önünde iki yol uzanır: Biri, erdemlerin sarp, engebeli yolu; diğeri, kötülüğün kolay, kaygan yolu. Kötülük, insanı kolayca içine çeker, Allah’ı inkar etmeye kadar sürükler. Ama Allah bize sadece gözler, dil ve dudaklarla işaret edilen yetenekleri vermekle yetinmemiştir. Aynı zamanda muhakeme gücünü, doğru ile yanlışı ayırt edebilme kabiliyetini de bahşetmiştir. Önümüze çıkan bu iki yoldan hangisini seçeceğimizi bilelim diye. Ve zor da olsa, doğru yolu bulalım diye, Allah bize peygamberler, öğretmenler, kılavuzlar göndermiştir. Vahiy dediğin, işte bu yolda yanımızda yürüyen bir ışık, bir rehberdir; insanı karanlıktan kurtarır, zorlukların içinden alır, hakikate ulaştırır.

  1. Ama dik yola girmede acele etmedi

Allah’ın insana verdiği yeteneklere ve verdiği hidâyete rağmen insan gaflete düşmüştür. Kendi manevi iyiliği için olan sarp ve zorlu yolu izlemeye hiçbir şekilde hevesli olmadı.

Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.” : Matt 7:14

“Bize doğru yolu göster;” : Fatiha 6

  1. Ve dik olan yolu sana ne izah edecek?

Erdemin zor yolu, hayırseverlik veya bencil olmayan sevgi yolu olarak tanımlanır ve anlamamız için üç özel örnek verilir: (1) köleyi azat etmek, (2) yetimi doyurmak, (3) yoksulu yedirmek.

  1. Köleyi serbest bırakandır/ boyundurukları kırıp atandır;

Kölelik deyince aklımıza yalnızca zincirlenmiş bedenler, yasal kölelik gelmemeli. Özellikle çağdaş toplumlarda boy veren başka kölelikler var. Siyasi kölelik, insanın düşüncelerini prangaya vurur; endüstriyel kölelik, alın terini sömürür; sosyal kölelik, insanı kalıplara hapseder. Cehaletin, batıl inançların, eski geleneklerin boyunduruğu var. Servete, ihtirasa, güce kul olanlar var. İnsanoğlu, çoğu zaman bu köleliklerin farkında bile olmadan yaşar. Ama iyi bir insan, gözünü açtığında, hem kendisini hem de çevresindekileri bu görünmez zincirlerden kurtarmak için çabalar. Ne var ki, işe önce kendinden başlar; kendi ruhunu, kendi zihnini özgürleştirir. Çünkü insan, önce içindeki kölelikten kurtulmadan, başkalarını özgürleştiremez.

  1. Veya mahremiyet gününde yemek verilmesidir

İnsanları hem bedenen hem de ruhen doyurun; ama bunu özellikle açlık ve yokluk zamanlarında yapın. Hem gerçek hem de mecazi anlamda yoksunluk çekildiğinde, yani insanların ekmeğinin az, vicdanlarının susuz olduğu, hayatlarını sürdürecek gücü bulamadıkları zamanlarda ve yerlerde yapın.

  1. Akrabalık/Kardeşlik iddiasıyla yetime,

Bütün yetimler doyurulmalı ve yardım edilmelidir.

Bizim kanatlarımız altındaki yetimlerin üzerimizde ayrı bir hakkı var. Onlar bize yakın, değerli ve bizden bir parça olmalı. Eğer iyilik önce evde başlıyorsa, onların bizden alacağı ilk paydır; çünkü en çok onlar bizim merhametimize muhtaçtır.

  1. Ya da tozun içindeki yoksula.

Yerlere düşmüş insana ancak yürekten gelen saf bir iyilikle el uzatılır; çünkü onlardan karşılık beklenmez. Ne bir övgü, ne bir alkış, ne de başka bir menfaat beklenir o yardımdan. Bu, tamamen beklentisiz, içten bir iyiliğin eseridir.

  1. O zaman iman edenlerden ve sebat ile sabırlı ve ölçülü davranmayı , iyiliği ve merhameti tavsiye edenlerden olacaktır.

Böylesine pratik bir hayırseverlik ve sevgi, inancın ve tüm erdemlerin en zorlu sınavıdır. Erdemler, sabrın ve merhametin gölgesinde yeşerir. Bu sınav yalnızca inancın samimiyetini ölçmekle kalmaz, aynı zamanda inancın sürekli vereceği meyveleri de ortaya çıkarır. İnanç, sadece sözde değil, iyilik ve şefkatle sınandığında gerçek yüzünü gösterir.

  1. Sağ Elin/Kudretin Ashabı işte böyledir.

“Sağın adamları! Nedir sağın adamları?
Dikensiz sedir ağaçları içindedirler.
Salkım salkım muz ağaçları,
Uzamış gölgeler,
Ve çağlayan sular,
Her türden meyveler,
Tükenmeyen ve yasaklanmayan,
Kabartılmış döşeklerdedirler.
Biz, onları yeni bir düzenleme ile düzenledik.
Onları dokunulmamışlar yaptık.
Sahibini yadırgamayan.
Sağın adamları için.
Bir kısmı öncekilerdendir.
Bir kısmı sonrakilerdendir.” : Vakia 27-40

Kurtuluşa erenler onlar olacaktır.

  1. Ama âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar, Sol Elin mutsuz Sahabeleridir.

“Ve solun adamları! Nedir solun adamları?
Kavurucu bir azap ve kaynar su içindedirler.
Ve kara bir dumanın gölgesinde,
Serin olmayan, faydası olamayan
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde zevklerine dalmışlardı.
Büyük ihanette ısrar ediyorlardı.
Ve “Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı yeniden diriltileceğiz?” diyorlardı.
Bizden önce ölmüş olan atalarımız da mı?
De ki: “Öncekiler de sonrakiler de diriltilecekler.”
Bilinen günün belli olan zamanında kesinlikle toplanmış olacaklar.
Sonra siz, ey gerçekten sapkınlıkta olan yalancılar!
Kesinlikle zakkum ağacından yiyecek olanlarsınız!
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız!
Sonra da onun üzerine kaynar sudan içeceksiniz.
Hem de susuz kalmış develerin içişi gibi içeceksiniz.
İşte bu, din gününde onların ziyafetleridir.” : Vakia 41-56

Onlar, üzerlerine ve etraflarına dolup taşan, sürekli azap ateşiyle kuşatılmış bahtsız kimselerdir.

  1. Onların her tarafı ateşle çevrilidir.

Balad, or The City. 

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful. 

1.I do call to witness this City; —

2. And thou art a freeman of this City; —

3. And (the mystic ties of) Parent and Child; —

4. Verily We have created man to toil and struggle.

5. Thinketh he, that none hath power over him?

6. He may say (boastfully):” Wealth have I squandered in

abundance!”

7. Thinketh he that none beholdeth him?

8. Have We not made for him a pair of eyes? —

9. And a tongue, and a pair of lips? —

10. And shown him the two highways?

11. But he hath made no haste on the path that is steep.

12. And what will explain to thee the path that is steep? —

13. (It is:) Freeing the bondman;

14. Or the giving of food in a day of privation

15. To the orphan with claims of relationship,

16. Or to the indigent (down) in the dust.

17. Then will he be of those who believe, and enjoin patience,

(constancy, and self-restraint), and enjoin deeds of kindness

and compassion.

18. Such are the Companions of the Right Hand.

19. But those who reject Our Signs, they are the (unhappy)

Companions of the Left Hand.

20. On them will be Fire vaulted over (all round).