← Listeye Dön

A’la Suresi

2025-04-20

kuranquranfurkan

Al’a Suresi 87-8

( En yüksek, Yüceltmek, Yükseltmek, Yüce Tanrı, Cenabı Hak)

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

  1. Yüce Veli-Rabbin Cenabı Hakkın adını yücelt,

“Rab” kelimesi, Tanrı’yı tarif etmek için tek başına yeterlidir. Çünkü bu söz, sadece yaratmayı değil, aynı zamanda insanı el üstünde tutmayı, korumayı, onu her türlü zarardan sakınmayı, terbiye etmeyi ve gelişmesi için gerekli tüm imkanları vermeyi ifade eder. Rab, insanın sadece yaratıcısı değil, aynı zamanda hayatını sürdüren, onu adım adım yükselten kudrettir.

Rabbinin adını yücelt! Bu emir, kibirle dolup taşan, mal ve mülk sahiplerine açık bir mesajdır. Ne kadar büyüksen de, ne kadar zenginsen de, her şeyin üstünde bir güç var: “Senden büyük Allah var.” Halk arasında sıkça duyduğumuz bu söz, insanın haddini bilmesi, kibirden arınması için bir hatırlatmadır. Toprağın, denizin, göğün sahibi olan, asıl güç ve kudretin kim olduğunu bilmek gerekir.

  1. Yaratan, ve dahası, düzen ve orantı veren;

Yaratılışın hikayesi hem harika hem de sonsuz bir akış içindedir. Allah’ın adını yüceltirken, düşünmemiz gereken sayısız işlem, iş ve oluş vardır. O, önce bizi varlık alemine getirir, hayatın eşiğinden içeriye sokar. Ardından, her birimize kendimizden beklenenlere uygun yetenekler, biçimler verir. Yaşamımızın şekilleneceği ortamlar, yollar, her şeyin bir düzeni ve ölçüsüyle önümüze serilir. O’nun kudreti, her şeyi gereken dengeyle yaratır; ona düşen ise bu dengeyi fark etmek ve yüceltmektir.

Her adımda, her nefeste, O’nun yaratışındaki incelik ve hikmet gözler önüne serilir. Yaşamın kendisi, Allah’ın sonsuz kudretinin ve merhametinin izlerini taşır.

  1. Kanun koyan ve hidayet veren;

O, insana kendini geliştirebilmesi ve tüm yaratılışın büyük düzenine uyum sağlayabilmesi için yasalar, hükümler koymuştur. Her şeyi ince bir dengeyle ölçmüş; herkesin ihtiyaçlarını gözetmiş ve bize bu yasaları takip edecek içgüdüler, bedensel ve ruhsal yatkınlıklar vermiştir. Yaratılışın düzeni, yalnızca var olmak değil, her an O’nun planına uygun biçimde evrilmektir.

O, insana yol gösterir; rehberlik eder. Mantığımızı, irademizi kullanmamızı, insanın yüksek kaderine ulaşmak için çabalamamızı ister. Her birimiz, O’nun sunduğu fırsatlar içinde yükselme, gelişme ve hakikate ulaşma şansına sahibiz. O’nun hükmü, insanın kendini bulması ve daha yüce bir hayata adım atması için bir davettir.

  1. Ve yeşil ve tatlı otlakları çıkaran,

Olgunluktan sonra, her şey gibi insan da çürüme aşamasına gelir. Ama bu çürüme bile, yeşil otlakların anıza dönmesi gibi, başka bir amaca hizmet eder. Yaratılan olduğumuz sürece, bu döngüden kaçamayız; diğer canlılar gibi biz de doğar, büyür ve nihayet toprağa karışırız. Hayvan, bitki ve hatta taşın bile kendine özgü bir büyüme ve çürüme yasası vardır. Her varlık, bu yasaların hükmü altındadır. Ancak insanın kaderi, bu döngünün ötesinde, daha yüksek bir gayeye doğru uzanır, ayetler bunu bize hatırlatır.

Bu yeşil otlaklar birine ait olabilir. O kişi, sahip olduklarına bakıp kendini büyük, ihtiyaçsız, kendi kendine yeterli sanabilir. Otlakları, tarlaları, malları sahiplenebilirsiniz; ama unutmayın, hiçbir şey kalıcı değildir. Mülkün asıl sahibi Allah’tır. Bu dünyadaki her şey, O’nun elinde, biz insanlara sadece bir emanet. Ne kadar kendinizi büyük görürseniz görün, toprağın altında aynı sona yürürsünüz. Otlaklar, tarlalar, servet… Hepsi gelir, geçer; kalıcı olan sadece Allah’ın hükmüdür.

  1. Ve sonra onu esmer anız yapar.

  2. Sana Mesajı tebliğ etmeyi derece derece öğreteceğiz ki unutmayasın.

Ruh, Allah’ın nuruna doğru ilerledikçe, karanlıktan aydınlığa çıkan bir insan gibi, adım adım yükselir. Bu yolculuk, ışığa ulaşmanın bir mücadelesidir. Tıpkı Kur’an’ın aşama aşama, parça parça nazil olması gibi, Allah’tan gelen tüm vahiy de böyle katman katman gelir. Hakikatin ağırlığı, insan yüreğine bir anda değil, yavaş yavaş iner.

Mesajı anlayan herkes, onu sadece dilinde değil, hayatında, davranışlarında da yansıtmalıdır. Peygamber’in ümmi oluşu, bu Mesajın onun kalbinde ve insanlığın kalplerinde korunacağına dair büyük bir güvenceydi. Mesaj, yalnızca yazılarda değil, gönüllerde yaşayacaktı. Büyük manevi gerçeklere ulaşan insanlık, Allah’ın nuruna sıkıca sarılacaktı. Ancak 7. ayette belirtilen istisnalar hariç, her vicdan bu Mesajı taşıyacak ve kuşaktan kuşağa aktaracaktı.

Varoluşun, yaratılışın, sürekli dönüşümün anlamları insana öğretilecek. Bu Mesaj, insanlığın vicdanını uyandıracak. Adalet, eşitlik, özgürlük, doğruluk, dürüstlük, sevgi, merhamet, iyilik… Hepsi bu nur sayesinde yeniden anlam kazanacak. Ve bu ilahi nur, hiçbir zaman sönmeyecek; insanlığı aydınlatmaya devam edecek, tıpkı güneşin her sabah yeniden doğuşu gibi.

  1. Allah’ın dilediği müstesna: Çünkü O, apaçık olanı da gizli olanı da bilir.

Allah’ın Yasası’nın temel ilkeleri hep aynı kalır; değişen yalnızca onun şekli, ifadesi ve uygulanışıdır. Musa’dan İsa’ya, İsa’dan Muhammed’e kadar her peygambere gelen mesajın özü birdir, ama her dönemin ihtiyacına göre sureti farklıdır. Zamanın ruhuna göre şekillenir, insanların anlayışına göre bir yol bulur. Geçmişteki bazı şeyleri unutmamız, aklımızın karışmaması, gelişimimizin önüne engel koyulmaması Allah’ın bize verdiği büyük bir lütuftur.

O, görüneni de gizliyi de bilir. O’nun iradesi ve planı, derin bir hikmetle işler, her şeyde hayır vardır. İnsanlar unutur, şaşırır, ama O’nun bildiği yol her zaman doğrudur. Geçmişte unuttuğumuz şeyler bazen bizim hayrımıza olur; çünkü insan, bazen unutmadan öğrenemez, hatalarından ders alamaz. Allah’ın hikmeti, her şeyi kuşatan, her şeyin özüne inen bir ilimdir. Onun planı, zamanın ötesine uzanır, her dönemde insanlığı doğruya, hakikate yönlendirir.

  1. Ve sana basit yolu takip etmeyi/izlemeyi kolaylaştıracağız.

İslam’ın yolu basit ve kolaydır. Bu yol, anlaşılması güç sırlara değil, Allah’ın insana yerleştirdiği insan doğasının yasalarına/fıtratına uygun dürüst ve insancıl davranışa bağlıdır.

“O halde Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” : Rum 30

Manevi mükemmellik, elbette ki zorlu bir yolculuktur; zira bu yol, her işimizde, düşüncemizde ve arzumuzda Allah’a tam bir teslimiyet gerektirir. Ancak bu derin teslimiyetin ardından, Allah’ın lütfu bizlere kapı açacaktır. O’nun inayeti, zorlukların üstesinden gelmemizi kolaylaştıracak, kalplerimize huzur verecektir.

İnsan, kendi iradesiyle bu yola çıktığında, adımlarında tereddüt etse de, gerçek huzuru ve aydınlığı bulacaktır. Yolda karşılaşacağı engeller, O’nun rahmetiyle aşılacak, her seferinde biraz daha güçlenerek, biraz daha olgunlaşarak ilerleyecektir. İşte bu yüzden, teslimiyetin getirdiği zorluklar, sonunda insanı yüceltecek, O’nun lütfu, ruhunu aydınlatacaktır.

  1. Böylece öğüt fayda verirse dinleyene öğüt ver.

“Kutsal olanı köpeklere vermeyin. İncilerinizi domuzların önüne atmayın. Yoksa bunları ayaklarıyla çiğnedikten sonra dönüp sizi parçalayabilirler.” : Matta : 7:6

Allah’ın Mesajı, her kalbe ulaşmalı, her insana tebliğ edilmelidir. Ancak özel ve kişisel öğütler, yalnızca bu öğütleri dinlemeye hazır olan, kalbinde Allah korkusu taşıyanlara iletilmelidir. O’nun mesajını küçümseyen, ondan kaçanlar içinse, bu tür özel öğütlerin hiçbir faydası olmayacaktır. Bu insanlar, kendi yıkımlarını hazırlayan talihsizlerdir.

Gerçekten de, kalbinde korku ve titreme hissedenler, öğüt alacak, kendine dönerek bu sözleri dinleyecektir. Oysa özbenliğine yabancı olan, gerçek anlamda uzak kalan, öğütten kaçınacaktır. Herkes, kendi ruhunun derinliklerine inmeli; kalbindeki sesi duymalıdır. Ancak böylece, gerçek hikmeti ve huzuru bulabileceklerdir.

  1. Allah’tan korkanlar öğüt alacaktır:

Bu korku Allah sevgisinden kaynaklanır, Allah’ı hoşnut edememe korkusudur. Takva budur.

  1. Ama en talihsiz olanlar bundan kaçınacak,
  2. Böyleleri Büyük Ateşe girecek,

Büyük Ateş, Ahiretteki Son Ceza veya Felakettir.

  1. O zaman ne ölecekler ne de yaşayacaklar.

Kendi elleriyle hayatlarını karanlığa gömenlerin resmi ne kadar korkunçtur! Yaşam, büyük bir uyumun parçası olmalıydı oysa. Ama onlar bu uyumu bozup evrene aykırı düştüler. Yaptıkları her şey, geçmişleri, geleceklerini sarmalayan bir gölge gibi peşlerinden ayrılmaz. Çünkü kendi doğalarını hiçe saydılar, tabiatlarına aykırı işler yaparak kendilerine düşman kesildiler. İnsanoğlu, doğasına aykırı düştü mü, kendine ettiği kötülükle bütün evreni de yaralar, kendi varlığını da.

“Kimler Rabbine, İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu, günahkâr olarak gelirse, onlara cehennem vardır. Orada ne ölüp kurtulabilecekler, ne de mutlu bir hayat sürmeleri mümkün olabilecektir.” : Taha 74

  1. Ama kendilerini temizleyenler/saflaştıranlar kurtuluşa erecekler,

Mutluluğa veya Kurtuluşa ulaşmak.

Rabbin yolundaki ilk süreç kendimizi beden, zihin ve ruhen temizlemektir. O zaman Allah’ın şanını görecek ve ilân edecek duruma geleceğiz. Bu bizi Hamd ve Dua ile gerçeği özümsememize götürecektir.

  1. Ve Rablerinin adını tesbih edenler ve kalplerini dua ile yükseltenler.
  2. Hayır bakın, siz bu dünya hayatını tercih ediyorsunuz;

Dünya hayatına ve malına meylediyorsunuz.

  1. Ama ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
  2. Ve bu, en eski Vahiy Kitaplarındadır,-

Doğruluk ve dindarlık, insanlık için yeni bir yol değil, tarihin derinlerine kök salmış bir gerçektir. Bu dünyada, insanın değersiz ve gelip geçici ömrü boyunca ilk kez vaaz edilmedi elbette. Ama manevi hakikatler, tıpkı doğanın sürekli yenilenen döngüleri gibi, her seferinde yeniden hatırlatılmalı, tekrar tekrar dile getirilmelidir. Çünkü insan, unuttukça yoldan sapar; doğruluk, hatırlanmadıkça anlamını yitirir.

  1. İbrahim ve Musa’nın Kitapları.

Ala, or The Most High. 

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.

1.  Glorify the name of thy Guardian Lord Most High,

2. Who hath created and further, given order and proportion;

3. Who hath ordained laws. And granted guidance;

4. And Who bringeth out the (green and luscious) pasture,

5. And then doth make it (but) swarthy stubble.

6. By degrees shall We teach thee to declare (the Message), so

thou shalt not forget,

7. Except as Allah wills: For He knoweth what is manifest and

what is hidden.

8. And We will make it easy for thee (to follow) the simple

(Path).

9. Therefore give admonition in case the admonition profits (the

hearer).

10. The admonition will be received by those who fear (Allah):

11. But it will be avoided by those most unfortunate ones,

12. Who will enter the Great Fire,

13. In which they will then neither die nor live.

14. But those will prosper who purify themselves,

15. And glorify the name of their Guardian Lord, and (lift their

hearts) in Prayer.

16. Nay (behold), ye prefer the life of this world;

17. But the Hereafter is better and more enduring.

18. And this is in the Books of the earliest (Revelations), —

19. The Books of Abraham and Moses.