← Listeye Dön

Abese Suresi

2025-04-20

kuranquranfurkan

Abese Suresi 80-24

( Kaşlarını Çattı, Suratını Astı)

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

  1. Peygamber kaşlarını çattı ve arkasını döndü.

Bu sureden alınacak en büyük derslerden biri, bir insanın manevi değeri ya da etkili bir rehber olma potansiyelinin, onun dünyadaki mevkiiyle asla ölçülemeyeceğidir. Fakirler, körler, yolunu kaybetmiş olanlar ya da bedensel engelleri bulunanlar, kibirle dolup taşan, kendini yeterli gören ve dünya nimetlerine bel bağlayanlardan çok daha fazla Allah’ın sözlerine açık olabilirler. Manevi zenginlik, dışarıdan bakıldığında yok gibi duran bir yürekte bulunabilir; çünkü gönlünü Allah’a açan herkes, hangi şartta olursa olsun O’nun rahmetine nail olabilir. Allah katında asıl olan, yüreğin saflığı ve samimiyetle O’na yönelmektir.

  1. Çünkü ona kör ve yoksul bir adam geldi, sözünü keserek.

Mekkeli zenginlerin yoksullara sırt çevirip surat asmalarını gören ve bu tavırları sertçe eleştiren bir ses yükseliyor; bu, zengin ile yoksul arasındaki ayrımı hedef alan evrensel bir çağrıdır. Adalet, özgürlük, eşitlik… Allah bu kavramları sever; sınıflar arasında uçurumlar açmayı, merhamet ve sevgiyi kendine farz kılmış olan yüce Rabbimiz kabul etmez. İnsanlık suçlarına göz yummak O’nun doğasına aykırıdır. Tek İlahımız, adaleti, iyiliği, güzelliği, doğruluğu ve dürüstlüğü öğütler; O’nun gözünde, insanların hor görülmesine, dışlanmasına rıza göstermek zulmün ta kendisidir. İnsan, yalnızca kendi tercihleri ve doğru eylemleriyle diğerlerinden ayrılır, yoksa mal mülk ile değil.

  1. Ama sana başka ne söyleyebilir belki ruhsal anlayışta büyüyecek/gelişecek?-
  2. Ya da öğüt ve öğreti alması ona fayda sağlayacak?

Belki de o zavallı kör adam, öğrenmeye duyduğu derin istekle, azarlansa bile, kendisine verilen derslerden fayda sağlamaya daha yatkındır. Ruhsal gelişiminde ilerlemeye, kendi kendine yeterli olduğunu sanan, toplum içinde nüfuz sahibi kimseden çok daha fazla açıktır. Kim bilir, belki de o kör adamın gönlü, zengin ve güçlü olanlardan çok daha fazla büyümeye, gelişmeye meyillidir. Çünkü hakikati arayan bir yürek, kibirle dolu bir kafadan her zaman daha açık olur öğrenecek yeni şeylere.

  1. Kendini yeterli gören birine gelince,

Bu kişi, Peygamber’in davasını kolaylaştırmak için kendi safına katmayı umduğu, cahil ve zalim Kureyş’in önde gelenlerindendi. Ama böylesine büyük bir Mesaj, önce toplumun en alt katmanlarına, o basit, yoksul, hor görülen insanlara ulaşır. Büyük davalar, gücünü önce yüreği tertemiz olanlardan alır. Dünya ve onun kudret sahipleri, servet içinde yüzenler, o büyük nehir taşkın bir güçle aktığında ancak peşine takılırlar. Çünkü ilk önce suyun kaynağını, toprağın bağrını, halkın yoksul ama bilge yüreğini tanıyanlar olur. Zengin ve güçlü olanlar, ancak nehrin önünde duramayacaklarını anladıklarında gelirler.

  1. Ona dikkatini veriyorsun/muhatap alıyorsun.
  2. Yine de manevi anlayışta büyümezse sana bir günah yoktur.

Allah’ın Mesajı, büyüğünden küçüğüne, zengininden yoksuluna herkes içindir. Ama büyükler kibirleriyle bu Mesaj’dan uzak durursa, bu, Vaiz’in suçu değildir. Muhammed Mustafa, sadece tebliğle yükümlüydü; gerisi herkesin kendi vicdanına, gönül açıklığına bağlıydı. Mesaj ulaştırıldı mı, sorumluluk sona erer. Asıl göz ardı edilmemesi gerekenler, o alçakgönüllü ve basit görünenlerdir. Çünkü hakikatin ışığı, genelde büyük saraylarda değil, sade yüreklerde parlar. Kibirle yüz çevirenlerden çok, başını eğmiş, gönlü açık olanlara dikkat edilmelidir.

  1. Fakat sana gayretle gelene gelince,
  2. Hele Kalbinde korkuyla,

Kör adamın yüreğindeki korkunun nedeni, belki de Allah’tan korkan, mütevazı bir insan olmasıydı; kibirli ve kaprisli değildi, kendini dünyanın sahte ihtişamlarının üstünde görmüyordu. Fakir ve kör olduğu için, belki de araya girmekten çekindi, ama Kuran’ı öğrenmeye duyduğu derin arzu onu harekete geçirdi. Cesaretini topladı ve belki zamansız bir anda kendini ortaya attı, ama yüreğinin saflığı, içindeki dürüst arayış, onu yine de takdire layık kıldı. Çünkü cesurdu ve belki zamansız bir şekilde araya girmeye çalıştı, ama kalbinin saflığı nedeniyle yine de cesaretlendirilmeye değerdi.

  1. Sen ondan habersizdin/ona aldırmadın.

Allah peygamberimizi azarlıyor ve eleştiriyor.

  1. Hiçbir şekilde öyle olmamalı! Çünkü o gerçekten bir talimat Mesajıdır:

Allah’ın Mesajı, zengin-fakir, yaşlı-genç, büyük-küçük, güçlü-muhtaç, bilgin-cahil ayırt edilmeksizin, herkesin işiteceği bir çağrıdır; dışlanacak kimse yoktur. O evrensel bir Mesajdır, yürekten gelen bir sestir. Şimdi, bir insanın içinde tatmin edilmesi gereken derin bir ruhsal açlık varsa, öyle ki susamış bir toprak gibi suya muhtaçsa, işte o zaman öncelik ona verilmelidir. O fakir ve kör adam, bu büyük davaya duyduğu içsel arzuyla öne çıktıysa, asıl dikkate alınması gereken oydu. Çünkü hakikatin arayışı ne zenginlikle, ne güçle ölçülür; o susuz yürek, kim olursa olsun, önce onun gönlü sulanmalıdır.

  1. O halde dileyen onu hatırlasın/öğüt alsın.
  2. Büyük onurla tutulan kitaplardadır,
  3. Asaletle yüceltilmiş, saf ve kutsal tutulmuş,
  4. Katiplerin elleriyle yazılmış,
  5. Onurlu ve Dindar ve Adil.
  6. Kahrolası insan!/Yazıklar olsun insana! Ona Allah’ı inkar ettiren nedir?
  7. Onu hangi şeylerden yarattı?
  8. Bir damla spermden: Onu yarattı, sonra onu ölçülü biçimlendirdi;

“Biz insanı, sorumluluklar yükleyerek imtihan etmek, hayra ve şerre karşı tutumunu denemek için, muhtelif kanallardan dökülen sıvılarla karışık bir katre spermin, eşinin yumurtasıyla uyum halinde birleşmesinden yarattık. Sonra onu işiten, gören ve düşünen bir varlık haline getirdik.” : İnsan 2

İnsanın bir hayvan olarak kökeni gerçekten de düşüktür. Allah’ın yarattıklarının geri kalanına bahşettiği tüm nimetlere de ortak olduğu hayvani bedeninin yanı sıra, insana Allah’ın yeryüzündeki halifesi ünvanı ilahi armağan olarak verilmiştir.

“Hani Rabb’in meleklere;
“Ben yeryüzünde dünya düzeni kurmaya, ilâhi hükümleri icraya, yeryüzünü imâra yetkili halifeler hazırlayıp yerleştireceğim” demişti. Melekler:
“Orada bozgunculuk yapacak, karışıklık çıkaracak, kan dökecek birilerini mi hazırlayıp yerleştireceksin? Oysa biz sana hamdederek zikrediyor, seni tesbih ediyoruz. Senin kutsallığını biliyor, kabul ediyor, Seni takdis ediyoruz” dediler. Rabbin:
“Ben, sizin bilmediklerinizi biliyorum” buyurdu.” : Bakara 30

İnsanın bir iradesi var; manevi algısı var; o ilahi aşka muktedirdir; doğayı belirli sınırlar içinde kontrol edebilir ve doğanın güçlerini kendi kullanımına tabi tutabilir.

Ve ona, aşırılıktan ve kusurdan sakınması ve orta yolu tutması için hüküm verme yetkisi verilmiştir. Çeşitli yönleriyle yaşamı için gerekli olan her şey onun için kolaylaştırılmıştır.

  1. Sonra onun yolunu düzleştirir;
  2. Sonra onu öldürür ve kabrine koyar;

Allah insana belirli bir süre ömür verdikten sonra eşitleyici yasası gereği hepsini ölümle, ölümde eşitler. Her nefis ölümü tadacaktır. Bu dünya Süleyman’a bile kalmadı…

  1. Sonra dilediği zaman onu tekrar diriltir.

“Sizi yerden, topraktan yarattık. Yine sizi oraya döndüreceğiz. Bir kez daha sizi oradan diriltip çıkaracağız.” :Taha 55

Ölüm, bu dünyanın sıkıntılarla dolu, kısa ömrünün ardından gelen kaçınılmaz bir olaydır. Ama yalnızca bir son değil, bir anlamda bir nimettir de. Çünkü ölüm, bu dünyanın kusurlarından kurtuluş, zorlu imtihanların sona ermesi ve asıl Gerçekliğin, ebedi hakikatin şafağına uyanış demektir. Kabir ise, bu fiziksel yaşamla ölümsüz olan o büyük Yaşam arasındaki bir durak, bir geçittir. İnsan ruhunun durup beklediği, iki dünya arasındaki o gizemli dönemdir. İşte bu döneme Berzah denir, iki âlemi ayıran ince bir çizgi, bir bölünmedir.

  1. Allah’ın kendisine emrettiğini hiçbir şekilde yerine getirmedi.

Bunca nimet, bunca aşama, Allah’ın lütfuyla insana bahşedilmiş; her biri insanın hayrına sunulmuş. Ama gel gör ki, nafile insan, bu büyük hediyelerin değerini bilemiyor, yaratılışındaki asıl amacı gerçekleştiremiyor. Oysa önüne serilmiş yollar var, imtihanlar, fırsatlar… Yine de insan, kendi bencil tutkularının peşinde koşarken, asıl hakikati, varoluşun özünü unutup gidiyor. Allah’ın ona sunduğu bu muazzam lütufları göremiyor; dünya nimetlerine dalıp, yaşamın gerçek gayesini yitiriyor. İnsan, kendi içindeki o derin boşluğu fark edene dek, bu kısır döngüde kaybolup gidiyor.

  1. O halde insan rızkına ve onu nasıl rızıklandırdığımıza baksın:

Şimdi, insanın günlük hayatındaki en basit ihtiyacına, yani beslenmeye atıfta bulunuluyor. Göklerde ve yerdeki güçler, Allah’ın emriyle insanın ve ona bağlı olanların hizmetine sunulmuş; mesela her biri, o bir lokma ekmeği onun sofrasına getirmek için birleşiyor. Düşün bir kere! Sadece bir ihtiyaç için bile bu kadar büyük bir düzen kurulmuşsa, insanın tüm ihtiyaçları hesaba katıldığında Allah’ın lütfu ne kadar da geniş, ne kadar da sınırsızdır! O, insana her şeyin kaynağını vermiş; toprağın bereketinden gökyüzünün rahmetine kadar, her şey insanın hizmetinde. Ama insan bazen bunu görmüyor, bu büyük lütfu anlayamıyor. Oysa Allah’ın rahmeti her an, her nefes alıp verişte, insanın üzerine akıyor.

  1. Bunun için bol bol su dökeriz/yağdırırız.
  2. Ve biz yeryüzünü parçalara ayırdık,
  3. Ve orada daneler bitirdik,
  4. Ve Üzümler ve besleyici bitkiler,

Su, göklerden bol bol gelir; bulutlar toplanır, yağmur rahmet gibi toprağa düşer. Toprak sürülür, parçalara ayrılır, o verimli kara bağrından bereket fışkırır. Bu bereketle hububatlar boy verir, dallarında kafesli meyveler asılı durur, toprağın derinliklerinden besleyici bitkiler yükselir. Zeytin ağaçları, hurma dalları gibi ürünler de çıkar ortaya; öyle ki sadece o anlık değil, uzun süre saklanabilen, her zaman hizmet eden nimetlerdir bunlar. Zeytin, yağıyla, hurma, bereketiyle sayısız işe yarar. Her biri doğanın cömertliği, Allah’ın lütfuyla insana sunulmuş birer hediyedir.

  1. Ve Zeytinler ve Hurmalar,
  2. Ve ulu ağaçlarla dolu kapalı bahçeler,
  3. Ve meyveler ve yem,-
  4. Size ve sığırlarınıza kullanımınız ve faydalanmanız için.
  5. Sonunda, Sağır edici Gürültü geldiğinde, –

Nihai Karar Gününün oluşturulmasına ön hazırlık.

  1. O gün insan kardeşinden kaçar,
  2. Ve annesinden ve babasından,
  3. Ve karısından ve çocuklarından.

Bu dünyada en yakınınız, en çok sevdiğiniz, kalbinizi en çok ısıtan insanlar bile, o dehşetli Günde birbirlerine yardım edemeyecek, yardım etmeye de gönüllü olmayacaklardır. O Gün öyle bir Gündür ki, herkes kendi derdiyle öylesine meşguldür ki, kardeş kardeşi unutacak, en sevilen dost bile dostunu geride bırakacaktır. Günahlarının hesabı önlerine konduğunda, birbirlerinin acılarına tanık olmaktan, birbirlerinin düşüşüne şahit olmaktan dahi kaçınacaklardır. Çünkü o Gün, herkesin yükü kendi sırtında, herkes kendi canının telaşında olacak. Ne sevgi, ne dostluk, ne de akrabalık bağları o anın dehşeti karşısında varlık gösterebilecek.

  1. O gün onlardan her biri, diğerlerine karşı ilgisiz kalmasına yetecek kadar kendi kaygısına sahip olacaktır.

O Gün gelir ki, dost dostunu hatırlayamayacak, halini hatırını soramayacak. O an öyle bir andır ki, suçlarıyla baş başa kalmış, zulmüyle gölgelenmiş zalimler, göz göze geldiklerinde bile birbirlerine derman olamayacak. Güç ve iktidar sahibi olup da İslam’a karşı kurnazca planlar kuranlar, Müslüman nesilleri yozlaştırmaya çalışanlar, o dehşetli azaptan kurtulmak için her şeylerini vermeye razı olacaklar. Oğullarını feda etmek isteyecekler. Eşlerini, kardeşlerini fidye olarak sunmak isteyecekler. Hatta içinde doğup büyüdükleri ailelerini, aşiretlerini, kim varsa çevrelerinde, hepsini kendi canları için fidye olarak öne sürecekler. Ama o Gün, hiçbir fidyenin kabul edilmediği, hiçbir kaçışın mümkün olmadığı gündür.

Yeryüzünde bulunan herkesi fidye olarak vermek isteyecek. Tek kendini kurtarabilsin.” :Mearic 10-14

  1. O Gün bazı yüzler parlayacak,

“İman edenlerin, nesilleri de iman ile kendilerine tâbi olanların, işte biz onların nesillerinin mükâfatını da, atalarının mükâfatına denk tuttuk. Atalarının devamlı, bilinçli amellerinin mükâfatından da, bir şey eksiltmedik. Sonuçta ehliyeti hâiz herkes işlediği amellerin, hak ettiklerinin karşılığında sorumlu tutuluyor, kendisini rehin ediyor.” : Tur 21

  1. Gülerek, sevinerek.

Öte yandan Salihler, ailelerin salih üyeleriyle birleşecekler.

  1. Ve o gün diğer yüzler tozla lekeli olacak,

Kötülük Yapanların saflıkta veya Işıkta hiçbir payları olmayacak.

Alçakgönüllü ve yoksullar bu hayatta “tozda, toprakta” ve kibirli günahkarlar gün ışığında olabilir, ancak Yargılamada roller tersine dönecektir.

  1. Kara is onları kaplayacak:
  2. İşte bunlar, Allah’ı yalanlayanlar, zulüm/haksızlık/kötülük edenlerdir.

Abasa, or He Frowned.

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful. 

1. (The Prophet) frowned and turned away,

2. Because there came to him the blind man (interrupting).

3. But what could tell thee but that perchance he might grow (in

spiritual understanding)? —

4. Or that he might receive admonition, and the teaching might

profit him?

5. As to one who regards himself as self-sufficient,

6. To him dost thou attend;

7. Though it is no blame to thee if he grows not (in spiritual

understanding).

8. But as to him who came to thee striving earnestly,

9. And with fear (in his heart),

10. Of him wast thou unmindful.

11. By no means (should it be so)! For it is indeed a Message of

instruction:

12. Therefore let whoso will, keep it in remembrance.

13. (It is) in Books held (greatly) in honor,

14. Exalted (in dignity), kept pure and holy,

15. (Written) by the hands of scribes–

16. Honorable and Pious and Just.

17. Woe to man! What hath made him reject Allah?

18. From what stuff hath He created him?

19. From a sperm drop: He hath created him, and then molded him

in due proportions;

20. Then doth He make his path smooth for him;

21. Then He causeth him to die, and putteth him in his Grave;

22. Then, when it is His Will, He will raise him up (again).

23. By no means hath he fulfilled what Allah hath commanded him.

24. Then let man look at his Food, (and how We provide it):

25. For that We pour forth water in abundance,

26. And We split the earth in fragments,

27. And produce therein Corn,

28. And Grapes and nutritious Plants,

29. And Olives and Dates,

30. And enclosed Gardens dense with lofty trees,

31. And Fruits and Fodder, —

32. For use and convenience to you and your cattle.

33. At length, when there comes the Deafening Noise, —

34. That Day shall a man flee from his own brother,

35. And from his mother and his father,

36. And from his wife and his children.

37. Each one of them, that Day, will have enough concern (of his

own) to make him indifferent to the others.

38. Some Faces that Day will be beaming,

39. Laughing, rejoicing.

40. And other faces that Day will be dust stained;

41. Blackness will cover them:

42. Such will be the Rejecters of Allah, the Doers of Iniquity.